Kayıtlar

Nisan, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ATASÖZLERİ

Atasözü bilgece olmalı… Atasözleri bir toplumun duygu, düşünce, inanç ve kültür yapısını yansıtır. Kim tarafından ne zaman söylendiği bilinmediğinden anonimdir. Bu sözler topluma mal olmuş, toplum tarafından benimsenmiş ve yüzyılların düşünce ve mantık sisteminden geçerek günümüze ulaşmış kısa ve özlü sözlerdir. Atasözleri, bir düşünce açıklanırken ya da savunulurken tanık olarak da gösterilirler. Atasözleri, halkın yalnızca ortak duygu ve düşüncelerini değil ortak dil zevkini de yansıtır. Atasözleri ve deyimlerin birbirleriyle ortak ve birbirinden ayrılan bazı özellikleri vardır. Birbirleriyle ortak olan en önemli özellikleri, her ikisinin de toplum tarafından ortak olarak benimsenen ve kullanılan kalıplaşmış sözler olmalarıdır. Genellikle bu ortak özelliklerinden dolayı atasözleri ve deyimler birbirine karıştırılır. Oysa her ikisini birbirinden ayıran bazı önemli özellikler vardır. Deyimler bir anlatım biçimidir. Bir kavramı en güzel, en etkili biçimde anlatmayı amaçlar. Bu nedenle d...

Maliyeciler keskin zekâlıdır.

Resim
Geçen hafta % 20 olan kurumlar vergisi, sessiz sedasız 2021 yılı için %25’e, 2022 yılı için ise %23’e artırıldı. Durun canım hemen telaşlanmayın, bu artışlar geçici, sadece iki yıl için, iki yıl geçtikten sonra % 20’ ye geri dönecek, az sabırlı olun; hem daha önce geçici olarak getirilen vergiler kaldırılmadı mı? (!) Bir vergi kanununda en önemli konulardan biri, kanunun yürürlük tarihidir. Kanun’un değişiklik maddesini okuduktan sonra, hemen yürürlük maddesine baktım. Sizleri sıkmadan konuyu kısaca açıklayacağım ve bu vesile ile yıllar öncesine ait bir anımı da anlatacağım. Önce konuyu özetleyeyim. Değişikliğe ait maddenin yürürlük tarihi aynen şöyle: “1/7/2021 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1/1/2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemlerine ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.” Yani diyor ki; kurumlar vergisi 2021 yılı için % 25 tir ve her ne kadar biz bu Kanunu 22 Mayıs’t...

Ben İkna oldum (!) ...

Yıl 1972 Erzincan Lisesi'ni bitirdim ve aynı yıl üniversite hayatımız başladı. Üniversitede ilk girdiğim ders, Genel Muhasebe, Hocamız Rahmetli Prof Dr. Jale Sihay. Muhasebe hakkında kısa ir bilgilendirmeden sonra tahtaya kocaman bir T çizdi ve üstüne BİLANÇO yazdı. Sol başa A (Aktif) sağ başa P (Pasif) yazdı. Biz lise çıkışlılar için çok yeni tanımlardı bunlar, ilk günün hevesiyle başladık not tutmaya...  Sonra anlatmaya başladı.  Bilanço: Varlıklar + Alacaklar = Sermaye + Borçlar' dan oluşur.  Aktif toplamı pasif taraftan çoksa aradaki fark kardır ve bilançonun pasifinde yer alır ve bilanço denkliği böylece sağlanmış olur. Eğer pasif taraf aktiften fazla ise aradaki fark zarardır ve aktif tarafa yazılarak bilanço denkliği sağlanır.  Bilançonun pasifindeki borçları iki şekilde adlandırırız. Kısa vadeli yükümlülükler, Uzun vadeli yükümlülükler.  Okulda ilk öğrendiğim şey buydu.  Bunları niçin anlatıyorum. Çünkü biz bunları daha muhasebenin ilk dersinde öğre...

MAKAM ARACI

Resim
Bundan tam otuz yıl önce, 1989'un Aralık ayında (bayağı zaman olmuş) Ankara Defterdar Yardımcılığından Gaziantep'e Defterdar olarak atandım.  Gaziantep havaalanına indiğimde iki defterdar yardımcısı ve personel müdürü beni karşıladılar. Bir iki sohbet ve tanışma faslından sonra havaalanından dışarı çıktık; siyah bir mercedes kapıda bekliyordu.  " bu sizin aracınız" dediler...  Vay be!  "Ya ! bir yanlışlık olmasın..." diye geçti içimden... O zamanlar senede bir iki defa Ankara'da Bakanlıkta defterdarlar toplantısı olurdu; Ankara Defterdarı Özcal Üstat bizi de alırdı yanına, birlikte giderdik toplantılara. Bu toplantılara yakın illerin defterdarları araçlarıyla gelirdi ve mercedes aracı olan bir iki defterdar vardı.  Dolayısıyla Gaziantep Defterdarı'nın da mercedes aracının olması doğrusu garibime gitmişti... Sonra; selefim (öncellim) olan meslektaşım bu aracı nasıl edindiğini ballandıra ballandıra anlattı. Oysa benim, 34 lü yaşların verdiği heyecanla ...

BULDUM!...

128 milyar dolar nerede? Günlerdir muhalefet soruyor, “128 milyar dolar nerede?” Söylemesi ne kadar kolay değil mi? 128 milyar dolar. Ben de merak ettim bu nereye gitmiş olabilir ve araştırdım. Buyurun birlikte bakalım. Önce gelin şunu tam rakamla ifade edelim. 128.000.000.000,- dokuz sıfırlı, vay be! Her biri 100’lük banknottan ibaret olsa, iki sıfırını atalım. Dokuz sıfırın iki sıfırını atalım yedi sıfır kalır, yani, 128.000.000.0   00 = 1.280.000.000 adet 100 dolar eder. Bir adet yüzlük dolar cetvelle ölçerseniz 15 cm yapıyor. 1.280.000.000 X 15 cm = 19.200.000.000 cm eder. 1 metre 100 cm ettiğine göre, gelin bunu metreye çevirelim, bölü 100 19.200.000.000/100 = 192.000.000 metre yapar. 1000 metre=1 km yaptığına göre gelin bunu km’ ye çevirelim. 192.000.000/1000= 192.000 km… Yok daha neler !.. Edirne- Kars arası 1.084 km. Dünyanın çevresi 40.075 km ... 192.000/40.075= 4,79... neredeyse dünya çevresinde 5 tur. Vay be!... Şimdi büyüklüğü anladını...

DÜRÜSTTÜ...

Resim
Geçtiğimiz gün 14 Nisan 2021 tarihinde eski Başbakanlardan hemşehrim Yıldırım Akbulut hayatını kaybetti. Öncelikle kendisine rahmet yakınlarına ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Gazetelerde sadece Aydın Doğan'ın taziye mesajı vardı. Ben başka görmedim. Sosyal medyada ise bir çok baş sağlığı mesajı vardı. Kimi de anılarını yazmıştı. Sosyal medyada bir tanesi vardı ki, üzerinde düşünülmesi gereken, ibrettlik ve içler acısıydı. Paylaşmak istedim. Buyurun: *** "Düzgün insandı.. Başbakanlıkta herkes ne yerse onu yerdi. Dışarıdan, lokantadan yemek getirtmezdi.. “Ağabeydi, herkes saygı gösterirdi” “DÜRÜSTTÜ" Genel başkanlık, Başbakanlık sona ermiş seçim zamanı gelmişti... Erzincanlılara sesleniyordu... “Senelerce milletvekilliğinizi yaptım, İçişleri Bakanlığı, Meclis Başkanlığı, Başbakanlık yaptım. YEMEDİM, YEDİRMEDİM. Şimdi sizden oy istemeye geldim..." Ve Kalabalıktan bir ses yükseldi.. “Keşke biraz yeseydin, yedirseydin de bugün buraya Başbakan olarak g...

ÇİFTÇİ

Resim
          Zor zanaat çiftçilik; tarım ürünlerinin üretimi bir taraftan doğaya, iklim şartlarına bağlı iken, bir  tarafıyla da teknolojiye bağlı. Nasıl oluyor da Konya Ovası kadar olan Hollanda, 2020 yılı sonu itibariyle 116,3 milyar dolar tarım ürünü ihraç edebiliyor?...    Ve nasıl oluyor da Türkiye’nin tarım ürünü ihracatı 2020 yılı sonu itibariyle 19,4 milyar dolar. Diğer bir ifadeyle nasıl oluyor da Hollanda bizden altı kat daha fazla üretim ve ihracat yapabiliyor?... Tarım ürünlerini dış pazarlara satamadığımız gibi, iç pazarda da plansızlık ve devletin tarım politikasızlıkları sonucu çiftçi perişan, üretici perişan, tüketici perişan… Kimi yıl yurt dışından saman ithal ediyoruz, kimi yıl patates ve soğanlar depolarda çürüyor… Bunun bir tek izahı olabilir “akılsızlık…” Türkiye Zirai Donatım Kurumu Anonim Şirketi, 1944 yılında Türkiye Zirai Donatım Kurumu adı altında kurulan bir  Kamu İktisadi Teşebbüsü  idi.  Tarımsal ...

SOĞANIN TAHTI BİR YIL

Resim
Geçen akşam bakkala uğradım. Kasada beş altı soğan var, tartta şunları ver dedim; hepsini tarttı, tam bir kilo geldi.  Kaç lira, dedim.  Altı lira dedi… Ne diyorsun sen? dedim.  Abi senin piyasadan haberin yok herhalde, dedi.  Beş liraya aldım, altı liraya satıyorum; bir lira da ben kazanmayayım mı?  Sadece, haklısın diyebildim. Meğer piyasada kan gövdeyi götürüyormuş… Soğan Terör Örgütü (SO-TÖ) diye bir örgüt peydah olmuş, depolar basılıyor, soğan stoklayanlar içeri alınıyor, bizim bir şeyden haberimiz yok!... Hal böyle olunca ve de soğan altı liraya çıkınca düşünmeye başladım… Meğer bu soğan dediğimiz şey, ne menem bir şeymiş.  Öncelikle, bir baş soğan, deriz ya... Ne başı ya, aslında kök değil mi soğan.  Bir kök soğan dememiz gerekmez mi? Niye baş diyoruz? *** Hiç soğan ekmediysen veya soğan tarlası görmediysen, "erkek soğanı" nereden bileceksin?... Erkek soğan olduğu gibi, bir de "soğan erkeği" var. Neyse, bunu geçelim, yoksa yazı çok uzayacak....

BEYAZ ADAM TOPRAKLARINIZI ALMAYA GELİYOR.

Sunay Akın'dan dinlediğim Güzel Bir Hikaye... Paylaşmak istedim. 1957 yılında Amerika'nın güneyine araştırma yapmak üzere üs kuran Nasa 'yı birgün küçük bir kızılderili çoçuk farkeder ve koşa koşa epeyce uzakta bulunan kamplarına gidip Büyükbabasına haber verir. - ''Büyükbaba, beyaz adamlar gelmiş,aşağıdaki vadide gördüm... Çok kalabalıklar ve birşeyler yapıyorlar.'' Yaşlı kızılderili homurdanmaya başlar, belli ki epeyce sinirlenmiştir. - ''Onlarla konuştun mu?...  - ''Hayır, beni görmediler. Ben büyük tepenin üzerinden onları izledim.'' - ''O zaman yarın yanlarına git ve orada ne aradıklarını sor.'' Küçük kızılderili ertesi sabah yola koyulur. Üsse varır ve beyaz adamlardan birinin yanına gidip: - ''Burada ne yapıyorsunuz?'' diye sorar. Beyaz adamlardan birkaçı küçük kızılderilinin başını okşarlarlar, ona gülümserler ve; - ''Hani geceleri ugökyüzünde parlayan birşey var ya, biz buradan onu seyr...

DEDE KEMAL

Resim
Eskiden espriye tahammülle, boyunu aşmayan şakalara da hoşgörüyle bakılırdı. Televizyonun, sinemanın olmadığı dönemlerde komşular, arkadaşlar bir araya toplanır güzel hikayeler anlatılır, sohbet edilir, çeşitli muzipliklerle şakalar da yapılırdı. Bazı insanlar, birbiriyle dalga geçmeye bayılırdı; hele bir de bir zaafınız varsa yandınız!... Kabak sevmeyen birinin yanında sohbet özellikle kabak yemeği tarifine gelir, kabak yemek tarifleri anlatılır ya da adamın paltosunun-ceketinin cebine küçük bir kabak koyarlardı. Adamcağız elini kabağa süremez, ortalığı yıkar, küfrederken millet de gülmekten kırılırdı. Ya da limon sevmeyen adamın karşısına geçip limon yerlerdi. Sonuçta iş kavgaya gürültüye gitmeden tatlıya bağlanır, herkes dalga geçilene gülerken o da kendi haline gülerdi… 1970’li yılların başı, henüz lise çağında 16-17 yaşındayım. Çok takılınan birisi de, Karayollarında dozer operatörü ve kamyon şoförü olarak çalışan, o yıllarda otuz-otuz beş yaşlarda olan Yusuf’tu....

BİTLİS'TEN BURSA'YA

Resim
Maliye Bakanlığı’nda 1980 yılında göreve başladım. O yıllarda kitap bulmak, bilgiye ulaşmak gerçekten zordu. Mevzuatı öğrenebileceğin ortada derli toplu, basılı kitap ve dergi yoktu. Yeni yeni kitaplar basılmaya başladı. Rahmetli Yılmaz Özbalcı’nın kitapları çıktı. Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu; Yorum ve Açıklamaları. (Ankara, 1982 Birinci baskı) Her biri birbirinden değerli yapıtlar. Bizim için İlaç gibiydi. Bu kitaplar tozlanmış ve sararmış olsalar da hâlâ kitaplığımın başucu eserlerinden. Uzun zamandır bakmıyordum. Bugün şöyle bir karıştırdım. Saman kâğıdına basılmış, yaprakları sararmış, özenle yer yer altlarını çizmiş, yanına notlar almışım. İlginç belgeler var kitabımın arasında, hüzünlendim! Şöyle, o yılları hatırlamaya çalıştım. Kitabımın arasında 11 Ekim 1983 Salı günü “Bitlis Birlik” Gazetesi; gazete dört sayfa, birinci sayfanın yarısı bizden bahsediyor. “ Vergi Denetiminde Yıldırım Harekâtı Başladı.” 1983 yılı yaz pr...

Kızımın Doğum Günü

Yıl 1988 aylardan Ekim  vergi incelemesi için Samsun'a gittim. Turneyi yarıda kestim ve Ankara’ya döndüm; Ankara Defterdar Yardımcılığına başladığımda Ekim ayının son haftasıydı.      Eşim her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor, hareketleri yavaşlıyordu, hamileliğinin son ayına girmişti. Misafirimizi dört gözle bekliyorduk.      On Kasım Perşembe günü saat sekiz gibi, defterdarlıktaki odama oturdum, sabah sabah gelen çaydan bir iki yudum almıştım ki telefonum çaldı. Arayan kayınvalidemdi.        -"Uğur, çabuk gel, hastaneye gitmemiz lazım" dedi       -"Ya daha yarım saat önce beraberdik, bir şey yoktu, hem daha bir hafta on günümüz var... " gibi şeyler saçmaladım. O ise, telaşla beni çağırıyordu.       Telefonu kapattıktan birkaç dakika sonra aklım başıma geldi. Kendi kendime, "daha ne duruyorsun koşsana… " dedim.. Apar topar odamdan çıktım, sekretere, bebeğimiz geliyormuş, ben hastaneye gidiyorum, d...

AĞIZ TADI

Ankara'da Kızılay'da bir arkadaşın ofisinde üç hemşehri neşe içinde sohbet, muhabbet ediyoruz. İş döndü dolaştı sağlığa geldi. Oram ağrıyor, buram ağrıyor derken benim de o aralar sağ ayak baş parmak tırnağında bir şekil bozukluğu oldu. Tırnağım kahverengileşti, kalınlaştı, batıyor keserken zorlanıyorum falan, bunu anlattım. Arkadaşlardan biri "aç şunu bakayım, bende de oldu, bu tırnak mantarıdır," dedi. Tırnak mantarını ilk defa duyuyorum. Mevsim kış, ayağımda da botlar var, doğrusu üşendim. Ya neyse boşver dedimse de, israr etti. Ben de botu çözdüm, çorabı çıkarttım, gösterdim... "Aynısı, tırnak mantarı" dedi. Kullandığı İlacın adını hatırlayamadı. Dur, dedi sağlık karnesinde yazılıdır ve evini aradı, neyse uzatmayalım masadan bir not kağıdı aldı yazdı "bunu al, bir ay sonra bişey kalmaz geçer" dedi. Ben de kağıdı aldım, cebime koydum.  Bir hafta sonra Trabzon'a gittim. Kağıt birkaç gündür cebimde... O arada tansiyon ilacım bitti, yazdırmak i...

KÖY YUMURYASI

Resim
Oturduğumuz semte yakın bir köy var.  Bir ay önce hafta sonu evde sıkıldık.  Hanım: "hadi çıkalım, biraz dolaşalım, şu köye de bir uğrarız, köy yumurtası satıyorlar, hem de yumurta alırız" dedi... "Tamam çıkalım" dedim, çıktık.  Daha önceden tanıdığımız köy evinin önünde durduk; ben arabada bekliyorum, yaşlı teyze çıktı, hanımla sarıldılar hoş sohbet, Hanım önceden hazırlamış olduğu poşeti teyzeye verdi. Yumurta olup olmadığını sordu. "Torunlar geldi, onlara verdim, ama bir kaç tene daha var," dedi.  İçeri girdi, içerden 5-6 yumurtayla döndü. Parasını almak istemiyor, neyse hanım zorla parayı verdi. Israr etti içeri gelin diye, girmedik, allahaısmarladık dedik, ayrıldık.  5-6 yumurta neyimize yetecek derken, bir yüz metre gitmiştik ki, kapıda bir yazı    "Köy yumurtası bulunur." Hemen durdum, "bak burada da varmış, bir sor bakalım" , dedim. Hanım arabadan indi, demir kapıyı çaldı, bir bayan; gıcırdayarak kapı açıldı. Hanım "Köy yum...

GAZİANTEP'DE İKİ UĞUR'DUK

Resim
Gaziantep'de iki Uğur'duk. Ben Defterdar'dım, O Gaziantep Üniversitesi'nin Kurucu Rektörü'ydü.. Prof. Dr. Uğur Büget.. Geçen hafta vefat ettiğini büyük bir üzüntüyle öğrendim. Işıklar içinde ol güzel insan.... Ruhun şadolsun...Mekanın cennet olsun... Onun çok güzel yazılarından birini paylaşıyorum... Prof. Dr. Uğur Büget.  MEGALOMANİ Bir kimsenin kendi bedensel, cinsel, zihinsel ve toplumsal yeteneklerine aşırı değer vermesidir” megalomani. Bu durum onu zamanla hezeyana götürür. Herkesi küçük görmeye, her şeyin sahibiymiş gibi davranmaya iter. Megalomani’ye, paranoya ve mani vakalarında ya da bunama süreçlerinde çok rastlanır. Saçmalama, ne yaptığını bilememe durumuna getirir kişiyi. “Bunlar da nereden geldi aklına? Bize azıcık psikiyatri mi öğretmek istiyorsun? sorusu gelir aklınıza. HAŞA düşünmem bile böyle bir şeyi! Dün akşam videoda çok eski bir film izledim. Televizyonlar öylesine yavşaklaştı ki, izlemek sıkıntı veriyor; filmlerin çoğu da açmıyor be...