ÇİFTÇİ


        Zor zanaat çiftçilik; tarım ürünlerinin üretimi bir taraftan doğaya, iklim şartlarına bağlı iken, bir tarafıyla da teknolojiye bağlı. Nasıl oluyor da Konya Ovası kadar olan Hollanda, 2020 yılı sonu itibariyle 116,3 milyar dolar tarım ürünü ihraç edebiliyor?...  Ve nasıl oluyor da Türkiye’nin tarım ürünü ihracatı 2020 yılı sonu itibariyle 19,4 milyar dolar. Diğer bir ifadeyle nasıl oluyor da Hollanda bizden altı kat daha fazla üretim ve ihracat yapabiliyor?...
Tarım ürünlerini dış pazarlara satamadığımız gibi, iç pazarda da plansızlık ve devletin tarım politikasızlıkları sonucu çiftçi perişan, üretici perişan, tüketici perişan… Kimi yıl yurt dışından saman ithal ediyoruz, kimi yıl patates ve soğanlar depolarda çürüyor… Bunun bir tek izahı olabilir “akılsızlık…”
Türkiye Zirai Donatım Kurumu Anonim Şirketi, 1944 yılında Türkiye Zirai Donatım Kurumu adı altında kurulan bir Kamu İktisadi Teşebbüsü idi. Tarımsal üretimi arttırmaya yönelik olarak çiftçilere tarım makineleri ve teknik ekipman desteği vermekteydi. Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından özelleştirme kapsamına alınan TZDK, özelleştirilmeden önce birçok il ve büyük ilçede şubeler açmış, tarım üreticisine yönelik çeşitli çalışmalarda bulunmuştur. Bu çalışmalar kapsamında "Başak" adlı yerli traktör üretimi, çeşitli gübre ve tarım kimyasalları üretimi gibi konular bulunan TZDK, 2003 yılında özelleştirilmiştir.
Öte yandan, Tarım Bakanlığı Bünyesinde Zirai Mücadele Genel Müdürlüğü vardı ve tarım üretiminde zararlı olan böcek ve diğer unsurlarla mücadele eder, tarım ürünlerinin daha sağlıklı gelişmesi için köylüye destek verirdi. Bildiğim kadarıyla bu kurumda kapatılmıştır…
Geçtiğimiz 2019 yılında soğanın kilosu 7,5 liraya kadar çıkınca, depolar basılmış ve soğan stoklayanlara cezalar yazılmış hatta bunlar terör örgütü olarak adlandırılmıştı. O günlerde “Soğanın Tahtı Bir Yıldır” başlığı altında bir yazı yazarak aynen şöyle demişim. “Bakın buraya yazıyorum, seneye soğan 50 kuruş olacak; hatta üreticiler satamadıkları soğanları denize dökecekler…. Eğer ekonomi bilimi yalan söylemiyorsa…” (Bu yazımın tamamını Blog sayfamdan okuyabilirsiniz.)
Bilim yalan söyler mi?... Bakın işte gördünüz, soğan ve patatesler elde kaldı, 50 kuruşa bile satılamadı, depolarda çürümesin diye devlet aldı ve parasız olarak dağıtıyor.
Bilime önem vereceksiniz, bilim adamlarını dinleyeceksiniz, bilimin gösterdiği yoldan ayrılmayacaksınız. Bakınız Mustafa Kemal Atatürk bu konuda ne diyor. “İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip öğrenmeye mecburuz. Çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek ise boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunludur.”
Hollanda damlama suyla, teknolojinin bütün imkanlarını kullanarak tarım yaparken sen yağmur duasına çıkarsan tabii ki sonuç bu olacaktır. Başka ne bekliyorsun?
Tabii ki bu söylediklerim çiftçiye değil; sözüm, çiftçiye yol gösterecek olan bu iş için kurulmuş bakanlıkta. En çok üzüldüğüm konulardan bir tanesi Ankara’da olanlar bilir, Aydınlıkevler kavşağından Yenimahalle’ye dönerken sağ tarafta kocamak bir bina göreceksiniz ve kocaman yazılarla “TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ” yazar. 1960 ihtilalinden sonra kurulan bu genel müdürlük binlerce çalışanıyla 60 yıldır hala tarım reformu yapmakla meşgul!...
Bir anımı anlatarak yazıyı bitireyim. İki yıl önce Almanya’nın Hamburg şehrinde olan kızımın yanına gittim. Hamburg’a gidenler bilir son derece düzgün, gölün etrafına kurulmuş yeşillikler arasında bir şehir. Kızımla gezerken gölün kenarında doğal çimlerle kaplı ördeklerin, kazların, kuğuların dolaştığı genişçe bir yeşil alan. “Burası neden böyle boş kalmış?” deyince, kızım “Baba burası piknik alanı, hava güzel olunca herkes buraya pikniğe geliyor.” dedi. Ben de “Bizde olduğu gibi burada da mangal yakan oluyor mu?” dedim. “Evet hem de çok oluyor Almanlar barbeküyü çok seviyorlar. Hatta biz de bir kez mangal yaptık, ama ne oldu biliyor musun?” dedi ve anlatmaya başladı. “6-7 arkadaş mangalımızı yaktık etlerimizi pişiriyoruz. Resmi üniformalı iki kişi geldi, sanırım belediye görevlisiydi. Bir tanesi elindeki şerit metre ile mangalın yüksekliğini ölçtü. Aramızda Alman olan arkadaşımızla bir şeyler konuştular, ceza yazacakmış, arkadaşımızda itiraz ediyor, tam da konuyu anlamadım. Görevli gitti başka bir görevliyle tekrar geldiler. Bizim arkadaş ona da bir şeyler anlattı ve sonradan gelen görevli elini mangalın altına koydu ve tamam diyerek caza kesmeden gittiler. Sonra arkadaşa sorduk “ne oldu ne istiyorlar?” dedik.
Mangalın tabanıyla çimler arasındaki mesafenin en az 30 cm olması lazımmış, aksi halde çimler zarar görüyormuş ve mangal tabanı ile çimler arasındaki mesafe bundan daha az ise cezası varmış; bizim mangalın mesafesi de 30 cm’den daha azdı. Bu nedenle cezası varmış. Ancak arkadaş bu mangalın tabanında özel ısı geçirmez bir tabaka var, çimlere zararı yok diye itiraz etmiş, ikna olmuşlar, ceza yazmadan gittiler ve bu şekilde tüm piknik alanını kontrol ettiler.” 
Bir Alman’ın, Allah’ın otuna gösterdiği özene bak, bir de dön kendi ülkene bak?... Bu kafayla gidersen bir sene saman ithal edersin, bir sene patatesi soğanı denize dökersin…
A. Uğur GÖKALP

Yorumlar

  1. Uğur bey merhaba,
    Facebook ve Blog sayfanıza yeni eklendim. Böyle zevkle okunacak, güzel yazılarınızla da yeni tanışmış oldum. Bu edebi yönünüzü doğrusu bilmiyordum. Elinize ve kaleminize sağlık diyorum.

    Yukarıdaki çiftçilikle ilgili görüşlerinize aynen katılıyorum. Var olan imkanlardan faydalanmayı beceremiyoruz, planlayamıyoruz. Gittikçe kötüye giden durumu, herhalde sayıları epeyce binleri bulan boş gezen-işsiz ziraat mühendislerimiz de görüyor, yöneticiler de. Ama bir sihirli el sanki doğruyu yapmaktan "bu karar vericileri" engelliyor.

    Yazılara devam, selam ve saygılar.

    Ahmet Kaya

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE