YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...
Vücudumda bulunan birkaç yağ bezesini aldırmak için Ankara Güven Hastanesi'nden randevu almıştım; araya covit girince erteledim; doktorum "Negatife geçince beni ara" dedi. Covit negatife dönünce doktorumu aradım; 17 Mart Perşembe günü saat 17,30 için anlaştık.
Yatış işlemleri tamamlanınca, yatacağım odaya aldılar ve operasyon için hazırladılar...
Yapılacak işlem çok basit bir operasyon olduğu için, ısrarla gelmek isteyen oğlum, eşim ve kardeşimin hastaneye gelmelerini istemedim.
Operasyon başarıyla tamamlandıktanıktan sonra beni odama çıkarıyorlar, sorulan sorulara iyiyim diye cevap veriyorum.
Daha sonra anlatılanlara göre, ameliyathaneden beni odama çıkaran ekiple aramızda şöyle bir konuşma geçiyor.
Hemşire: Nasılsın Uğur Bey?...
- İyiyim iyiyim...
Hemşire: Beni tanıdın mı, ben kimim?
- Tanıdım...
Hemşire: Kimim ben?...
- Sen, Huri Meleksin...
Gülüşmeler....
Hemşire: yanındaki erkek hasta bakıcıyı göstererek " Peki, bu kim?"
- Bu da, Zebani...
Yeniden gülüşmeler...
Ve ekip, benim iyi olduğuma kanaat getirerek, yatağıma yatırıyor ve odadan çıkıyorlar...
Bu olanların hiç birini hatırlamıyorum. Narkoz komasına girmişim...
O ara ne olduysa, solunum durmuş, bilinç kapalı, tansiyon 22 ve kusma...
Tesadüfen hemşirem anında müdahale ederek beni yoğun bakıma koşturuyorlar...
Gözümü açtım, saat 20,30 burası ameliyathane değil, odam da değil, ya burası, yoğun bakım...
Sağ kolumda holter, 15 dakikada bir tansiyonumu ölçüyor, burnumda oksijen, sol kolumda iki ayrı serum...
"Ben niye buradayım" diye sordum; oradaki görevli, olanları anlattı...
Doktoruma haber vermişler, adamcağız çok korkmuş, çıkmış gelmiş...
"Ya abi ne yaptın böyle, yüreğim ağzıma geldi, 90 dakika gol yemedik, uzatmada az kalsın golü yiyorduk." dedi.
Ben de "Hocam, ben bir şey yapmadım; ne yaptıysanız siz yaptınız, hem uzatmalar da maç süresine dahildir, hakem düdüğü çalmadan da maç bitmez..." dedim.
Neyse, olanları anlattı, ben hiçbir şey hatırlamıyorum...
Yoğun bakımda görevliler hepsi süperdi.
Sol tarafımda adeta yatağa yapışmış iskelet gibi biri yatıyor. Sadece ayağının ucunu görebiliyorum, bay mı bayan mı anlayamıyorum. Daha sonra sağlık görevlisine Galatasaray-Barselona maç sonucunu soruyor, Galatasaray 2-1 yenilerek elenmiş, onu öğreniyoruz. Bay olduğunu anlıyorum...
Sağ tarafımda kedi yavrusu gibi ince bir inleme, yaşlı bir bayan...
Karşı tarafımda 4 no'lu bölümde hayli ıstırap çeken biri, 75'li yaşlarda, zaman zaman sayıklıyor; "bacağım, yanıyorum, yapamıyorum... " diyor, sağ ayağıyla kapıları tekmelercesine ayağını yatağa vuruyor. Ayağı bebek sallar gibi, sürekli hareket halinde; arada bir top sektirir gibi ve arkasından bir vole. Boğazı, göğsü kapalı hırlamalar, böğürmeler, inlemeler...
5 numarada bir bayan sessiz sedasız, sabah anjiyo yapılacakmış, kalp hastası. Arkasında iki monitör. Sürekli inip çıkan yeşil çizgiler ve değişen rakamlar...
Tabi bu arada dışarıda olanlardan hiç haberim yok... Eşim ve oğlum gelmişler, daha önce odanın numarasını yazmıştım; odaya çıkıyorlar, ben odada yokum... Yoğun bakımda olduğumu öğrenince onlar da panikliyor... Bir anlam veremiyorlar. 21,30 gibi eşimin ısrarlarına dayanamayıp içeri alıyorlar...
Başımı çeviriyorum, ağlamaklı bir ses "Canım benim, ne oldu sana böyle, Berk de burada onu almadılar içeri, seni çok merak ettik" diyebildi. Ben de iyi olduğumu söyledim. "Burada beklemenin bir anlamı yok, gidin sabah gelirsiniz" dedim.
Bu ortamda uyumam mümkün değil, oluruna bıraktım, bir gece uyumayım, önemli değil, bir an önce buradan kurtulmalıyım...
Yoğun bakımdaki görevliler hiç uyumadı, ben de uyumadım... Saat 5-6-7 derken sabah oldu.
24 saat yoğun bakımdan sonra odaya çıktım. Bir gece daha hastanede kaldım. Bu sefer daha güvendeydim, eşim yanımdaydı... İkinci günün sonunda eve gelmiştim...
Bu olay bize şunu öğretti. Operasyonun büyüğü küçüğü yok. Çok büyük operasyonlarda hiçbir şey olmayacağı gibi çok küçük operasyonlar istenmeyen sonuçlar verebilir. Onun için siz siz olun hastaneye yalnız gitmeyin. Mutlaka yanınızda bir refakatçi olsun.
Sonuç olarak yaşamla ölüm arasında ince bir çizgi var. Nazım'ın dediği gibi:
Ne ölümden korkmak ayıp
ne de düşünmek ölümü..
Yaşam varsa, hastalık da ölüm de olacak...
Sağlıkla kalın, hoşça kalın...
A.Uğur GÖKALP
21.03.2022

Yorumlar
Yorum Gönder