Kayıtlar

Haziran, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MAKAM-MEVKİ

İkisi de Arapça,  İkisi de aynı anlamları taşıyor. İkisi için en yaygın söz: “makam ve mevkiler gelip geçicidir.”  Bence bu söz doğru değil; gelip geçici olan makam ve mevkiler değil, gelip geçici olan makam ve mevki sahibi olanlardır. Yoksa makam ve mevkiler yerinde duruyor. Dolayısı ile bugün, herhangi bir makam ve mevki sahibi bilsin ki, kendisinden öncekiler gibi, bir gün ama mutlaka bir gün, o makam ve mevkiden gidecektir; yerine başkası gelecektir...  Bu nedenle, bir makama ya da mevkie gelmek, büyük sorumluluklar gerektirir. Geldiği makamı, kendisi gibi düşünmeyenlere, kendisinden olmayanlara kapatmak, o makamdan hizmet almayı zorlaştırmak, insanları o makamın gücü ile terbiye etmeye çalışmak, karşısındaki insanlara şu veya bu sebeple itibar etmek veya etmemek, o makama layık olmadığınızın göstergesidir. Bir makama gelirken merdivenlerde karşılaştığınız insanlara dikkat ediniz. Çünkü o makamdan inerken de, o insanlarla karşılaşacaksınız, unutmayınız. Bulunduğunuz m...

TÜRKÇEMİZ

Dükkânlarda, sokak tabelalarında, yazışmalarda Türkçe dışında yabancı kelimelerin kullanılmasına yönelik eleştirilerime devam edeceğim. Yabancı kelimeler ve isimlerin yanında, son yıllarda bir de Arap harfleriyle yazılan tabelaların gittikçe çoğaldığı gözünüzden kaçmıyordur. Bu aymazlığa bazı belediyeler de uymuş, sokak ve turistik mekânları tarif eden tabelalar da eklenmiş durumda. Dil ve alfabe konusunda farkındalık yaratmak durumundayız. Türkçenin kullanımında, konuşma dilinde yabancı kökenli kelimelerin kullanılabildiğini, telaffuz yanlışlarının yapıldığını, sosyal medyada özellikle gençlerin farklı kısaltmalar kullandığını hep beraber görüyoruz. Bunlar hepimizin bildiği ama maalesef önemsemediği şeyler. Kurbağaların, suyun içinde kaynadığını tamamen pişene kadar fark etmemesi gibi... Bunları kanıksadık gidiyoruz, kanıksamamak sürekli dile getirmek durumundayız.  Türkçenin doğru kullanımıyla ilgili duyarlılığı, farkındalığı yükseltmemiz gerekiyor. Ama ticaretle uğraşan insanlar...

Aydın

'Kerameti kendinden menkul' deyiminin anlamına bakalım. Büyük Larousse şöyle tanımlamış: "Kendisinin değerli biri ya da keramet sahibi olduğunu söyleyen kimse için alay yollu kullanılır."  Fransız düşünür Michel Foucault şöyle demişti: "Doktor gördüm, mühendis gördüm, yazar gördüm ama ömrümde hiç aydın görmedim."  Demek istediği şuydu: 'Aydınlık', bir 'meslek' değildir. Okulda öğretilmez. Diploması verilmez. Herhangi bir şirket 'aydın' istihdam etmez. Kimse 'işiniz nedir' sorusuna 'aydınım' diye cevap vermez. Ama her toplumda aydınlar bulunur. Dahası: Her toplumun aydınlara ihtiyacı vardır. Peki bir meslek değilse aydının yararı nedir?  Aydın, sorgulayan kişidir. İktidar sahiplerinin söyledikleriyle yetinmez. "Ne malum" diye sorar. Klişeleşmiş fikirleri kurcalar. Bazen çözümler önerir: "Böyle yapmamız şart mı, gelin şöyle yapalım..."  İtalyan düşünür Umberto Eco'nun tanımını hatırlayalım: Aydın,...

AF

Affetmek, bağışlamak güzel bir şey… Biraz üzerinde düşünelim… “Af ” eden, neden af eder? 1- Cezayı alan kişi uslanmıştır. 2- Bir daha aynı suçu işlemeyecektir. 3- Bugüne kadar çektiği ceza yeterlidir.  4- Artık ceza çekmesi toplumun vicdanı yaralamaktadır. Eyvallah! Gelelim vergi affına: 1- Her iki yılda bir vergi affı çıkıyorsa, cezayı alan kişi uslanmış mıdır? 2- Bir daha aynı suçu işlemeyeceğine söz verip, sözünde durmayanı ikinci kez af ederseniz bu toplum vergi konusuna nasıl bakar? 3- Bu aflarla affedilenler, bugüne kadar herhangi bir ceza çekmişler midir, yoksa, ödemedikleri vergiler için ödüllendirilmişler midir? 4- Her af kanununda, bu son deyip, iki sene sonra yeniden af çıkarırsanız, yalancı durumuna düşmez misiniz? Zamanın Maliye Bakanı  Fuat Ağralı vergi konusunda fazla değişiklikler yapınca  Neyzen Tevfik’in yazdığı bir dörtlük var, onu buraya yazmaya terbiyem el vermiyor.  Merak eden arar bulur. Bırakın bu vergi aflarını uğraşmayın, olmayan adalet duyg...

NAZIM

Resim
Fethi ÇELİKBAŞ Refik Şevket İNCE Fevzi Lütfi KARAOSMANOĞLU Yunus Muammer ALAKANT Hüseyin Celal YARDIMCI Rüknettin NASUHİOĞLU1 Osman Şevki ÇİÇEKDAĞ Ahmet Hulusi KÖYMEN Seyfi KURTBEK Halil ÖZYÖRÜK Kenan YILMAZ Ahmet Tevfik İLERİ Rıfkı Salim BURÇAK Kemal ZEYTİNOĞLU Mehmet Muhlis ETE  Ali Enver GÜRELİ  Ekrem Hayri ÜSTÜNDAĞ Nuri ÖZSAN  Emin KALAFAT  İbrahim Sıtkı YIRCALI Nedim ÖKMEN Bu isimleri hatırlayanınız var mı?  Ben de hatırlamıyorum.  Bu isimler ikinci Menderes Hükümetinin Bakanları… Tarih aralığı 09.03.1951/ 15.05.1954 Yani, Nazım Hikmet’in Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar veren bakanlar kurulu üyeleri… İşte tarih !  Hiçbirinizi hatırlamıyor. Ama, Nazım’ı ölümünün 54. yılında tüm dünya saygıyla anıyor.  Onun fikirlerine karşı siyaset yapanlar bile onun şiirlerini okuyor. Bugünün bakanları… on sene sonra sizi hiç kimse hatırlamayacak…  Sanat ve sanatçıyla uğraşmayın.  Tarihten ders alın…! 03.06.2017

Suyu Arayan Adam

Resim
Yetmişli yıllarda okuduğum " Suyu Arayan Adamı" bir kez daha okudum. Ey! Osmanlıya öykünenler, Şevket Süreyya Aydemir'in Suyu Arayan Adam'ını lütfen bir kez okuyun... Şevket Süreyya Aydemir, iki ağabeyini Balkan ve Sarıkamış savaşlarında şehit vermiş biri, ailenin sağ kalan üçüncü çocuğu, yedek subay olarak o da, Sarıkamış Cephesi'ne gider ve anılarını bu kitapta anlatır... Kitaptan bir bölüm. " O sıralar savaş biraz tavsamıştı... Bölüklerin mevcudu arkadan gelen yeni kuralarla artırılıyordu... Bizim makineli bölüğünde İstanbullu başçavuştan başka okuma yazma bilen kimse yoktu... ... Derse başlarken İstanbullu başçavuşa dersi sadece dinlemesini, sual ve cevaplara katılmamasını söyledim. Sonra da askerlere sordum: Bizim dinimiz nedir? Biz hangi dindeniz? Hep birden: - Elhamdü-l-illah Müslümanız, diye cevap vereceklerini sanıyordum. Fakat öyle olmadı. Cevaplar karıştı. Kimisi " İmamı Azam dinindeniz" dedi. Kimisi "Hazreti Ali dininden...