Kayıtlar

Şubat, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

PARİS İZLENİMLERİ

Resim
“Biz Paris’teyken…” diye başlayan, Paris şöyleydi, Paris böyleydi… diyen birine sakın inanmayın…  Uçaktan inip, metroyla otele geçerken başladı hayal kırıklığı…Metroları eski, pis ve kirli; hatta kirliden de öte. Sidik ve b.k kokusuyla tanışıyorsunuz, metroya biner binmez.. İnanın hiç abartmıyorum… İndiğimiz durak ile otelimiz arasında yüz metre ya vardı ya yoktu.Metrodan çıkar çıkmaz, yağmurlu ve soğuk bir hava karşıladı bizi Paris’te. Etrafta çikolata renkli Hintli,Pakistanlı,Faslı, Tunuslu....saçlı, sakallı acayip kılıklı bir sürü insan… Bir ara “ acaba, biz yanlış bir memlekete mi geldik” diye geçti içimden. Otele vardığımızda, “merhaba hoş geldiniz” diye karşılayan resepsiyon görevlisi vatandaşımız biraz olsun rahatlattı bizi…Otelimize yerleşip, çiseleyen yağmurun altında kısa bir turla çevremizi tanımaya çalıştık. Bulunduğumuz semt Paris’in merkezine yakın bir yerdi. Akşam olunca Lyon’dan gelecek olan kızımızı karşılamak üzere tekrar metroya indik. Daha sonraları sıklıkla kar...

Kemah Necatibey İlkokulu

Resim
Uzun süredir yazmak istiyordum, ancak ne yazık ki bu yazı İzmir depreminin olduğu ve çürük binaların yıkılmasının tartışıldığı bir zamana denk geldi… Yaklaşık bir yıldır bu uyarı yazısı binanın duvarında asılı duruyor. “BU BİNA İÇİN YIKIM KARARI VERİLDİĞİNDEN YAKLAŞILMASI KESİNLİKLE YASAKTIR.” Son derece sağlam bir zemin üzerinde ve ilçenin tam merkezinde yer alan bu bina boşaltılmış ve bir yıldır kaderine terkedilmiştir. “Bu bina” dediği, bizim okulumuz. Alt katı “Necatibey İlkokulu” üst katı ise “Kemah Ortaokulu”. (Son yıllarda Kemah İmam Hatip Ortaokulu oldu) Binanın yapım yılını ben hatırlamıyorum, Kemahlı abilerimizden hatırlayanlar varsa yazıya katkı yapabilirler.1959 yılında ilkokul birinci sınıfa başladığımda, burası sizin okulunuz dediler. Beş yıl alt katta ilkokulda, üç yıl da üst katta ortaokulda okudum. Her sabah, yağmur, kar, soğuk demeden kapısında sıraya girip; Türküm, doğruyum, çalışkanım… diye avazı çıktığı kadar bağırarak andımızı okuyan ve sırayla sınıfla...

IV- YURDUM HALLERİ

Resim
YURDUM HALLERİ -IV- Her sabah göreve başlar başlamaz ilk işim o günkü Resmî Gazete'ye bakmak olurdu. Resmi Gazete'de bizi ilgilendiren bir konu varsa dikkatlice birkaç kez okurdum. Sonra yerel basınla ilgili gazetelere bakardım. Yine bir gün yerel basındaki gazetelerin birinde şöyle bir haber vardı “Bu yıl da balık avı mevsimi sona erdi... İstatistik Müdürlüğünden aldığımız bilgiye göre ilimizde 4 trilyon TL balık avı gerçekleşti.” Falan, falan diye devam ediyor. O yıllarda da bu rakam bayağı büyük bir rakam… Bu tutarın kafamda gelir vergisini ve KDV tutarını hesaplıyorum, oldukça iyi bir tutar ediyor. İl ve ilçelerimizde balık avı ve balık ticareti ile uğraşan mükellefleri, beyan ettikleri gelir ve kurumlar vergilerini ve KDV tutarlarını istedim. Bilgilerin gelmesi birkaç gün içinde tamamlandı; beyan edilen tutarlar tabir yerindeyse devede kulak gibi; on-on beş adet götürü mükellef dışında balık avcılığı ve ticareti yapan yok, onların ödediği vergiler de çok cüzi… Vermeyecek...

Dedem, Takvim ve Saat

Resim
Dedem,  Malmüdürü Cemal Bey, tevellüt 1301, Osmanlının Maliye Mektebi mezunu.  Mardin'in Savur İlçesinden, Denizli'nin Çal İlçesine, Ankara Nallıhan'dan Erzincan Refahiye İlçesine, iki tencere bir tava, bir döşek yorgan, ninem Hatice Hanım'la dolaşmışlar Anadolu'yu... Dedemi 1959 un bir kış gününde kaybettik. Hayal meyal hatırlıyorum o günü...  Her bayram arifesinde  babam bizleri alır, kabrini ziyarete götürürdü. Mezarının üzerinde D. Tarihi 1301- Ölüm Tarihi 1959 yazar, henüz Rumi Takvim, Miladi Takvim nedir, bilmediğimden, dedem ne çok yaşamış diye düşünürdüm... Sonra, bir gün babama sordum. "Baba, dedem kaç yaşında öldü?"  Babam: "73 yaşında," dedi. "E, o zaman neden Doğum Tarihi 1301 yazıyor?" dedim. Babam: "O, eski takvim" dedi. "Ne demek eski takvim, takvim eskir mi, elbise mi ki eskisin?"  Neyse, öğrendik işin iç yüznü. Bir eski takvim var, bir de yeni takvim... Sonra, Pörhenkbaşı Mahallesi'nde annemin ak...

Meraklısına Bir Kitap: Uruk Aslanı Gılgameş

Resim
Bu roman insanlığın kurduğu ilk yüksek kültürün renkli bir tablosudur. Gılgameş destanı, dünyaya yazılı olarak tanıklık eden en eski eserdir; arkaik duyguları ve özlemleri, tanrı ve insan birliğini, dünya ve evren, doğa ve kültür arasındaki uyumu canlı bir şekilde tasvir eder.  Uruk Kralı Gılgameş muhtemelen MÖ. 2800-2500 yılları arasında ülkeyi yönetmiştir.  Gılgameş, en yakın arkadaşı, dostu ve yardımcısı Enkidu'nun ölümünü bir türlü kabullenemez ve Mutlular adasına giderek ölümsüzlük otundan tatmak için, sonsuz yaşamı aramaya kalkar; krallığını bırakır, Uruk'u terk eder ve yollara düşer; gece gündüz çok zorlu uzunca bir yol kat ettikten sonra Hancı Kadın Siduru'ya rastlar. Per perişan bir halde, üstü başı yırtılmış bir durumdadır. Olanları Siduru'ya anlatır; Siduru Gılgameş'e şöyle der: "Daha nereye kadar gitmek istiyorsun Gılgameş? Bozkırda gece gündüz dolaşsan ve sonunda hedefine varmayı hayal etsen bile, aradığın yaşamı asla bulamayacaksın. Tanrılar her ş...

Yurdum Halleri I

YURDUM HALLERİ -I- Ülkemizde üç köprü, altısı Karayolları Genel Müdürlüğüne, son hizmete açılan Ankara-Niğde otoyolu ile altı tanesi de yap işlet devret usulü ile özel şirketlere bırakılmış paralı geçiş bulunmaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğü Hizmetleri Hakkında Kanun’un 30 maddesi aynen şöyle diyor: “Genel müdürlüğün işletimindeki otoyollar ile erişme kontrolünün uygulandığı karayolları için belirlenen geçiş ücretlerini ödemeden geçiş yaptığı tespit edilen araç sahiplerine genel müdürlük tarafından, geçiş ücreti ödemeden giriş çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücretinin dört katı tutarında idari para cezası verilir.”  (Şunu da belirtmeden geçmeyeyim haksızlık olmasın, geçiş tarihinden itibaren 15 gün içerisinde ödeme yaparsanız herhangi bir ceza kesilmiyor.) Örneğin 60 TL ücreti ödemeden geçtiniz ve 15 günlük süre de geçti, 240 TL cezayı 60 TL geçiş ücreti ile ödemek durumundasınız. (Dört katı ceza mı olur? Demeyin. 16.05.2018 tarihli yasa ile on katı olan ceza, dört katına indi...

Yurdum Halleri III

YURDUM HALLERİ -III- İki gündür uykularım kaçıyor, arıyorum bir bilgiye ulaşamıyorum. Haberi yazan gazeteciyi aradım ona da ulaşamadım.  Hem gazetenin hem de muhabirin adını vereceğim; mutlaka içinizden okuyanlar da olmuştur. 05.01.2021 tarihli Sözcü Gazetesi, Muhabir Başak KAYA, haber başlığı  “KARA DELİK HAZİNEDEN  391 MİLYON DAHA YUTTU” ... 391 milyon TL iyi para, geçmediğimiz Avrasya Tüneli için Hazine'nin ödeyeceği para… Habere şöyle bir göz ucuyla baktım geçtim. İkinci gün aynı haber Cumhuriyet Gazetesi’nde… Haberin sonunda “Ekonomi Servisi” notu var, haberi okuyunca “Sözcü gazetesinin haberine göre” notunu da görüyorsunuz. Yani aynı haber, tekrar okudum; o da ne, gözlerime inanamadım “KDV dahil 48.769.228,- dolar karşılığı 391.870.500 TL”… “ya bir dakika, KDV nereden çıktı” dedim ve bir gün önceki Sözcü’den haberin aslını tekrar buldum, okudum.  Evet, aynen şöyle yazıyor haberde: Tünelden geçmeyen 12.192.307 araç için Hazineden KDV dahil 48.769.228 dolar karşı...

Yurdum Halleri II

YURDUM HALLERİ -II- Karayolları Genel Müdürlüğü Hizmetleri Hakkında Kanun’un 30 maddesinin 5 numaralı fıkrası aynen şöyle diyor:  “4046, 3465 ve 3996 sayılı Kanunlar çerçevesinde işletme hakkı verilen veya devredilen otoyollar veya erişime kontrolünün uygulandığı karayollarından geçiş ücretini ödemeden geçiş yapan araç sahiplerinden, işletici şirket tarafından geçiş ücreti ödemeden giriş çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücreti ile birlikte, bu ücretin dört katı tutarında ceza GENEL HÜKÜMLERE GÖRE tahsil edilir.”  Fıkradan anlaşıldığı üzere, şirkete sadece cezanın tahsil yetkisi verilmiş, ceza kesme yetkisi verilmemiştir. Tahsilat işlemlerinin de genel hükümlere yani ticari esasların tabi olduğu şekilde yapılması gerektiği belirtilmiştir. İkinci önemli husus, maddenin 6 numaralı fıkrasıdır ve şöyledir. “4046, 3465 ve 3996 sayılı Kanunlar çerçevesinde işletme hakkı verilen veya devredilen otoyollar veya erişme kontrolünün uygulandığı karayollarından ücretsiz geçiş yapan araçlar,...

Dinleyin

Resim
İdarecilik yaptığım dönemde kapım herkese açıktı, hem personelim hem vatandaş çok rahatlıkla görüşebilirdi. Hepsini dinlerdim. Çok ilginç bir anımı anlatacağım. Maalesef bizim sorunumuz, birbirimizi dinlememek, karşı tarafı dinlemezsen sorununu çözmek zorlaşır; tabi öncelikle  sorunu çözme niyetiniz olacak. Sorunu çözme gibi bir niyetiniz yoksa, zaten karşı tarafı dinleme gibi bir derdiniz de olmaz. Yıl 1991 birinci Körfez Krizi, Saddam, Katar'a saldırmış, savaş son hızıyla uzunca bir süredir devam ediyor. Irak sınırımız kapanmış, güney ülkelerine Gaziantep'den yapılan ihracat önemli ölçüde durmuştu. 25-30 yaşlarında genç bir delikanlı görüşmek istiyor dediler, gelsin dedim. İçeri girdi, gel otur dedim. Oturmadı ayakta duruyor, "hayırdır konu nedir?" diye sordum. "Defterdar bey benim vergi dairesine borcum var, ödeme gücüm yok, vergi dairesi haciz için geldi, borcumu takside bağlayın ödeyeceğim dedim. Taksit yapmıyorlar, ben de size geldim. Borcumu takside bağlay...

Kemah İstasyonu ve Lise Yılları

Resim
Kıymetli hemşehrim Bülent Ovayurt'un Facebook sayfasında Kemah İstasyonu'nun fotoğrafı, yıl 1938, fotoğrafa uzun uzun baktım, sonra kopyalayıp kendi sayfama taşıdım. Fotoğrafın üstünde Kemah İstasyonu'nun açılış merasimi yazıyor. Kemah halkı çoluk çocuk istasyonda. Fotoğrafta bir tek Dursun Muallim'i tanıyabildim. Fötr şapkasıyla en önde, öğrencileri yanında. O fotoğrafta öğrenciler arasında muhtemelen annem ve teyzelerim de var. Özellikle Güzide teyzem kesin onların arasında çünkü Dursun Muallim teyzemin öğretmeniymiş. 24 kanunuevvel 1938 günlü Kurun Gazetesi'nin haftalık eki dergide, daha sonraları Hürriyet Gazetesi'nin Ankara temsilciliğini yapmış olan Emin Karakuş'un "Yurdun güzel bir köşesi Pigan Dağları eteklerinde Çaltısuyu" başlıklı gezi yazısından bir kaç paragraf... "Yeni tren hattımızın açılış töreninde bulunmak üzere geçen hafta Erzincan'a gitmiştim. Saat on dokuzda Sivas'tan hareket ediyorduk, hava kapalı, yer, gök karanlı...

AZİZ DAYI

Biz gençler ona "Aziz Dayı" derdik, büyükler ise ondan bahsederken " Bay Aziz" derlerdi, önceleri isminin önüne "bay" kelimesinin getirilmesini anlamazdım. Gazete okumaya başlayınca Aziz Dayı'nın gazete bayiisi olduğunu "bay"ın doğrusunun da "bayii" olduğunu öğrendim. 1960 yılların sonu 1970 yılların başı, ortaokul bitmiş Erzincan Lisesi'ne başlamışız. Gazete bayii Aziz Dayı'nın yanındaki kahvehane, gençlerin kahvesi, genelde gençler oraya takılırdık. Yazın, önündeki kocaman dut ağacının gölgesinde, kışın ise ortada yanan kömür sobasının etrafında oturup sohbet ederdik.  Aziz Dayı o zamanlar 65 li yaşların üzerinde idi. O hepimizin "aziz" dayısı idi.  Aziz Dayı'nın derme çatma dükkanı, üç beş gıda maddesi, tütün ve sigaralar,  bir de gazete bayiliği. Her türlü gazeteden beşer onar tane...Hayat, Ses, Akbaba hatırlayabildiğim dergiler,  ( mecmualar).  Gazeteler Erzincan'dan öğleden sonra 4 posta treniyle geli...

Öğretmenlerim

Öğretmenlerim... Önce öğretmenimiz oldu; ilk derste dik ve düz çizgi çizmesini öğretti, iki çizgi arasını aşmamalıydı. İki çizgi arasının satır olduğunu öğrendik. Sonra yatay çizgiler…  Derken a, b, c… işler, heceler…  Sonra rakamlar 1,2,3… Sayılar…  Toplama, çıkarma, çarpma, bölme dört işlem…  “kerrat cetveli” 2x2=4 ederden, 9X9= 81 e kadar…  Hesap makinesi yok… Herkes bir an önce ezberlemeli kerrat cetvelini…  Kim daha önce ezberleyecek…  Büyüklere selam vermeye gör! Hemen “imtihan” başlardı.  7 kere 8=?... 6 kere 9=?   Iııı… Sonra, hocalarımız oldu… Ortaokullu olduk; şapkamız vardı, büyümüştük… İlkokulda bir tane öğretmenimiz vardı, her derse o gelirdi... Şimdi, her dersin öğretmeni farklı farklı… Tarih, coğrafya, matematik, fizik, kimya… Sonra liseli olduk; mantık,  sosyoloji, felsefe, biyoloji…  Din dersi seçmeliydi…  Seçmedim tabi…  “Seçmeyenler ailelerinden bir yazı getirmeli” dediler; getirdim ben de… Sonra bi...

Kızılcık Ağacı

Resim
İki katlı ahşap, bahçeli evimizin odasından komşumuz Sami Amca'nın bahçesine bakan pencerenin altında, ıhlamur ağacının yanında, küçük, çelimsiz, cılız bir kızılcık ağacı vardı.  Biz yerel ağızda "zoğal" derdik kızılcığa.  Zemheri ayında ilk olarak o açardı sarı mine çiçeklerini.  "Bu zoğal, şeytanı kandırmak için erkenden çiçek açıyor" derdi, babaannem.  "Şeytan, çiçek açan ağacı görünce gelir onun altında oturur, bekler." derdi.  Diğer meyve ağaçlarına gidip de onlara zarar vermesin diye, şeytanı kandırırmış, kızılcık ağacı. Çiçek açtığına göre ilk meyveyi bu ağaç verecek, diye düşünür ve ağacın dibinde beklermiş şeytan...  Oysa meyvelerden en geç olgunlaşan kızılcıktır; meyvelerinin olgunlaşması Ekim hatta Kasım ayını bulur. Şeytan da, ha oldu ha olacak diye günlerce beklermiş kızılcık ağacının altında...  İnanmazdım bu hikayeye tabi 6-7 yaşında bir çocuk olsam da...  "Hani nerede şeytan, ben niye göremiyorum? " diye itiraz ederdim babaann...

Oyuncak

Resim
Hanım "biraz ceviz kırıp aylıklar mısın?" dedi. Her ceviz kırdığımda küçükken yaptığım oyuncak aklıma gelir. O yıllarda mantar tabancasından ve bilyeden başka oyuncak yoktu. Herkes kendi oyuncağını kendi yapardı. Uçurtma yapardık, tellerden araba yapardık. Herkesin cebinde bir çakısı olurdu; kara kemik saplı, sivri uçlu, Sivas çakısı...  Taze söğüt dallarından düdük yapardık. Bir de cevizden böyle bir oyuncak yapardık.  Hatırladınız mı?  Adı neydi bunun? *** ÇOCUKLUK Affan Dede’ye para saydım, Sattı bana çocukluğumu. Artık ne yaşım var, ne adım; Bilmiyorum kim olduğumu. Hiçbir şey sorulmasın benden; Haberim yok olan bitenden. Bu bahar havası, bu bahçe; Havuzda su şırıl şırıldır. Uçurtmam bulutlardan yüce, Zıpzıplarım pırıl pırıldır. Ne güzel dönüyor çemberim; Hiç bitmese horoz şekerim! CAHİT SITKI TARANCI

Meraklısına Bir Film: Ölü Ozanlar Derneği

Resim
Geleneklere olan bağlılığı ve son derece katı disiplin kurallarıyla ünlü Welton Akademisi, Öğrencilerin okul ve yatakhane arasında geçen tekdüze hayatları okulu birincilikle bitirip ve bu okula yeni atanan edebiyat öğretmenleri John Keating'in gelmesiyle bir anda değişir. İyi birer üniversiteye girmeleri için onları çok yoğun bir tempoda çalışmaya zorlayan öğretmenleri ve ebeveynlerinin aksine, bu ele avuca sığmaz adamın onlardan tek bir isteği vardır: Anı yaşamaları ve hayatlarını olağanüstü kılmaları. Onları yüreklendirir, onlara kendilerine güvenmelerini, hayata farklı açılardan bakmalarını, özgür birey olmalarını öğütler. Öğrenciler, Keating'in öğrencilik yıllarında üye olduğu gizli bir kulüp olan Ölü Ozanlar Derneği'ni de yeniden canlandırırlar. Ne var ki daha yeni kavuştukları özgürlüklerinin trajik sonuçları olabileceğinin de çok geçmeden farkına varacaklardır. Acaba Ölü Ozanlar Derneği gibi “Z” kuşağı da hayallerini yıkmaya kararlı otoritelerin baskısından kurtulma...

Eskiden Biz Teftiş Yapardık

Resim
YIL 1982 Maliye Bakanlığı Yetkili Stajyer Muhasebat Kontrolörü olarak turne programlarımızı aldık, hazırlıklarımızı tamamladık ve ilk denetleyeceğim yer olan, Karadeniz’de şirin bir ilçenin malmüdürlüğünü teftişe gittim. Yetkili muavinim ve tek başımayım, artık yanımızda Üstat yok, kendimizi ve yeterliğimizi ispatlama zamanı… Akşam Ankara Otobüs Terminalinden kalkan otobüsümüz, sabahın ilk ışıklarıyla İlçeye vardı. Bir elimde bavul bir elimde bond çanta, bir sabahçı kahvesine oturdum. Teftiş programı gizli olduğu için kimseye haber vermeden giderdik. İlçeye varır varmaz ilk işimiz saymanlık veya malmüdürlüğü veznesine gidip, vezne sayımını başlatmak olurdu. Ben de öyle yaptım. Yanımda bir bavul, bavulun yarısı kitap, yarısı şahsi eşyalarım; bir de siyah bond çanta… Kahveci iki çay getirdi, yabancı olduğum belli, mevsim yaz ortası, herkes kısa kol gömlekli, t-shirtlü, ben ise takım elbise kravatlı… Kahveci meraklı, sordu… Abi ne iş yapıyorsun?... Malmüdürlüğünü teftişe geldim desem, san...

Küçük Kurşun Kalem

Resim
Kemah Necatibey İlkokulu ikinci sınıf öğrencisiyim. Babam, Kemah Malmüdürlüğü'nde memur. Bazen babamın dairesine giderdim. Hizmetli Hüseyin Amca ile beraber Hükümet Konağı'nın bahçesine çıkar, bir ucu şehir kulübünde olan ipi çeker, ipin ucundaki zilin sesine dışarı çıkan kahveciye, çay ısmarlardık. Babam bana da çay söylerdi. Askılı tepsi içinde, küçük sarı pirinç ayaklı şekerliklerde, kırılmış kesme şekerlerle birlikte, üzeri kapalı çaylar gelirdi.  O yıllarda bir bardak çayın 15 kuruş olduğunu hatırlıyorum. Eski Hükümet Konağı; kaymakamlık, tapu, ziraat, nüfus, malmüdürlüğü hepsi aynı binada. Babamın odasının kapısında "varidat memuru" yazardı. Gittiğime sevinir miydi bilmem... Okuma yazmayı yeni öğrenmişim ya...Hemen daktilonun olduğu masaya yönelirdim. Babam ısrarlarıma dayanamaz, istemeye istemeye daktilonun üstündeki örtüyü açar, eski kullanılmış tahrirat defterlerinden kesilmiş müsvedde kağıtlarından bir tane takar, tahta sandalyeyi altıma çeker, otururdum dak...