Küçük Kurşun Kalem
Kemah Necatibey İlkokulu ikinci sınıf öğrencisiyim. Babam, Kemah Malmüdürlüğü'nde memur. Bazen babamın dairesine giderdim. Hizmetli Hüseyin Amca ile beraber Hükümet Konağı'nın bahçesine çıkar, bir ucu şehir kulübünde olan ipi çeker, ipin ucundaki zilin sesine dışarı çıkan kahveciye, çay ısmarlardık. Babam bana da çay söylerdi. Askılı tepsi içinde, küçük sarı pirinç ayaklı şekerliklerde, kırılmış kesme şekerlerle birlikte, üzeri kapalı çaylar gelirdi. O yıllarda bir bardak çayın 15 kuruş olduğunu hatırlıyorum.Eski Hükümet Konağı; kaymakamlık, tapu, ziraat, nüfus, malmüdürlüğü hepsi aynı binada. Babamın odasının kapısında "varidat memuru" yazardı. Gittiğime sevinir miydi bilmem... Okuma yazmayı yeni öğrenmişim ya...Hemen daktilonun olduğu masaya yönelirdim. Babam ısrarlarıma dayanamaz, istemeye istemeye daktilonun üstündeki örtüyü açar, eski kullanılmış tahrirat defterlerinden kesilmiş müsvedde kağıtlarından bir tane takar, tahta sandalyeyi altıma çeker, otururdum daktilonun başına... Tık..tık.. tık..O yıllar, defterin, kalemin kıt olduğu, değerli olduğu yıllar... Dairede kalemin, silginin, daktilonun, her şeyin üzerinde DMO yazardı. Kurşun kalemler ve zabit kalemler zayolmasın, son noktasına kadar kullanılsın diye, küçüldüklerinde içi boş kamıştan bir başlığa takılarak kullanılırdı. Kalem 1 lira ise kamıştan yapılan o başlık 25 kuruş gibi düşünün. Kalem küçüldüğünde o kamışın başına takılıyor. Uç tarafında bir de lastiği var, kalemi takıp sıkıştırıyorsun; böylece küçülmüş olan kalemi bir müddet daha kullanabiliyorsun. Bu alet çok hoşuma gitmiş olmalı ki, almışım; aldığımdan babamın haberi yok... İstesem kesinlikle vermeyecek. Kamışın üzerinde "DMO" damgası var. Sınıfta büyük bir zevkle küçülmüş kalemimi bu kamışa takıyorum, arkadaşlarıma hava atarak gösteriyorum, özenle kullanıyorum... Bu sevincim çok uzun sürmedi... Öğretmenim Rahmi Özalp bunu gördü. Böyle bir şey sınıfta hiç kimsede yok."Ver bakayım şunu bana" dedi...Ben de tutumlu, tasarruflu bir öğrenci olarak öğretmenimden aferin bekleyerek kamışı uzattım. O yıllarda "yerli malı haftası" var. Yerli malı kullanmayı, tasarruf etmeyi, tutumlu olmayı öğretiyor ya öğretmenimiz, aferin bekliyorum...Ögretmenim kamışı parmaklarının arasında şöyle bir çevirdi, DMO damgasını görünce beni sınıfın ortasına çıkardı, iyi bir şeyler olacak diye bekliyorum. Sol eliyle, sağ kulağımı tuttu, bir taraftan kulağımı kıvırırken, öbür eliyle de tokatı arka arkaya patlatmaya başladı. Ben ne olduğunu anlamadan, ağlamaya başladım."Bu devlet malını sen nasıl kullanırsın? Bunu derhal, götürüp babana teslim edeceksin; bir daha görmeyeceğim." diye söyleniyor, bir taraftan da tekme tokat yapıştırıyor...Ben 6-7 yaşında bir çocuk, ne devleti biliyorum, ne Devlet Malzeme Ofisini tanıyorum.... Akşam, olanları bir taraftan babama anlatırken, bir taraftan hala ağlamaya devam ediyorum. Babamdan öğretmenime kızmasını "ben ona gösteririm, seni nasıl dövermiş" demesini, bana destek olmasını bekliyorum. Babam beni dinledikten sonra..."Oh olmuş, çok güzel yapmış" demez mi!... Ben hala kendimi savunuyorum, bir taraftan zırlıyor, bir taraftan da babama kızıyorum... "Bu ne ki ya, beş kuruşluk bir kamış" dedim. Babam "İsterse bir kuruş olsun, bu devletin malı, bak yazıyor." Üzerine basarak heceledi. "Devlet Malzeme Ofisi... Sen benden izin almadan, bunu neden aldın?" demez mi. Biraz daha üstelersem, baktım ki bir dayak da babamdan gelecek... Zırlamayı kesip, kamışı babama teslim ederek, bir köşeye çekildim... Böylece, DMO'nun, Devlet Malzeme Ofisi olduğunu, öğrendim. Öğretmenimin ellerine sağlık, ben öğretmenimden ve babamdan devletin malına "bir kuruşluk da olsa" el sürülmeyeceğini öğrendim. Daha sonra Tanrı bana Devletin malına ve parasına sahip çıkma şansını verdi ve bu devlette Defterdar olarak görev yaptım...Son söz: dürüstlüğü babalar oğullarından değil, oğullar babalarından ve öğretmenlerinden öğrenir...Sevgili öğretmenim ve sevgili babam, ruhunuz şad olsun, mekanınız cennet olsun...
A. Uğur GÖKALP
27.01.2014


Yorumlar
Yorum Gönder