Kayıtlar

Aralık, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SİYASİ PARTİLERE YARDIM

  SİYASİ PARTİLERE YARDIM   1. Siyasi partilere Hazineden kaç lira yardım yapılır? 2. Hangi partilere yardım yapılır? 3. Her yıl mı yapılır, hangi yıl ne kadar yapılır? Bu soruların cevabı 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun Ek 1 inci maddesinde düzenlenmiştir ve aşağıdaki gibidir.   Devletçe yardım: Ek Madde 1 – Yüksek Seçim Kurulunca son milletvekili genel seçimlerine katılma hakkı tanınan ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 33 üncü maddesindeki genel barajı aşmış bulunan siyasi partilere her yıl Hazineden ödenmek üzere o yılki genel bütçe gelirleri "(B) Cetveli" toplamının beş binde ikisi oranında ödenek mali yıl için konur. Bu ödenek, yukarıdaki fıkra gereğince Devlet yardımı yapılacak siyasi partiler arasında, bu partilerin genel seçim sonrasında Yüksek Seçim Kurulunca ilan edilen toplam geçerli oy sayıları ile orantılı olarak bölüştürülmek suretiyle her yıl ödenir. Bu ödemelerin o yılki genel bütçe kanununun yürürlüğe girmesini takiben on...

CAHİT KAYRA ÜSTADIN ARDINDAN

Resim
     Cahit KAYRA' Üstadı 104 yaşında kaybettik. Mekanı cennet olsun sevenleri ve yakınlarına başsağlığı diliyorum, ışıklar içinde olsun... Üstadın değişik kitaplarını, özellikle "Savaş Türkiye Varlık Vergisi" kitabını, altını çize çize okudum. O canlı tarihti. İşte 104 yıla sığdırdıkları. 1935'de Özel Boğaziçi Lisesi'nden, 1938'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'den mezun olmuştur. Maliye Müfettiş Muavini olarak 14 Ocak 1939 tarihinde Maliye Teftiş Kurulu'na girmiş, Maliye Müfettişi olduktan sonra 1948 yılında staj için bir yıl süreyle Londra'ya gönderilmiştir. 15 Kasım 1950 tarihinde Gelirler Genel Müdürlüğü Müşavirliğine atanmıştır. Daha sonra; Ticaret Vekâleti Tetkik Kurulu Üyeliği ile Dış Ticaret Dairesi Reisliği (1959-1960), Hazine Genel Müdürlüğü ve MİT Genel Sekreterliği Dış Temsilcilikler Delegeliği (Heyet Başkanı) (1960-1964), Hazine Genel Müdürlüğü ve MİT Genel Sekreterliği OECD Daimi Temsilciliği ve Heyet Başka...

DELİNİN BİRİ

Geçtiğimiz gün arkadaşım bir fıkra paylaştı. Üzerinde düşündüm ve şöyle bir sonuca vardım, katılır mısınız? *** Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak… Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer dolanır… Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider… Az sonra sırtına bağladığı odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar... Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını… Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan… Nihayet biter namaz bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar… Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır… İmama kadar ulaşır sesler… İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki: “Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, ne yaptın sen? Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu? ” Bunu duyan meczup melül - mahzun,...

SANSÜR

Rahmetli İlhan Selçuk 12 Mart ve 12 Eylül sıkıyönetim dönemlerinde yazıları sansürlenince kuru fasulye yazıları yazardı.... Ne yapayım, benim de yemek ve sofra resimleri paylaşmak adetim değildir, sevmem; ama kendi pişirdiğim kabak tatlısı çok güzel olunca paylaştım ve nasıl yaptığımı da anlattım. Merak edip kabak tatlısını sevenler deneyebilir.  *** İşte İlhan Selçuk'un kuru fasulye yazılarından biri: Bir dostum var; görmüş geçirmiş adamdır, düyayı dolaşmıştır, üç-dört yabancı dili bilir; çoğu konuda ayrıntılı bilgilere sahiptir, satranç, briç, bezik gibi oyunları güzel oynar; müzikten anlar; şakacıdır; üstelik bekardır. Bir gün tutturdu: -Sana bir fasulye ziyafeti cekeceğim, parmaklarını birlikte yiyeceksin. Kuru fasulye yemeklerin padişahıdır. Atatürk´ün en sevdiği yemeğin kuru fasulye pilav olduğunu çoğu yerde okumuştum. Askerlikte karavanaya en iyi giden yemek kuru fasulye pilavdır. Kibar lokantalarla kazıkçı meyhanelerde pek bulunmaz; ama, aşcı dükkanlarında çok iyi pişirirle...

KABAK TATLISI

Resim
Yemek ve tatlı konusunda birçok video izledim. İçlerinde denediklerim de oldu; ancak çoğunda olumlu sonuç alamadım.  Sonra anladım ki usta ya da şef bir şeyini eksik söylüyor, esas püf noktasını söylemiyor; onu kendine saklıyor. Haliyle “ben de aynısını yaptım olmadı” lafını çok duydum. Özellikle sirke yapımı, turşu yapımı, tatlı ve pasta yapımında bunlar daha çok oluyor. Ben buna bir anlam veremiyorum; bir tarif veriyorsan bunu en ince noktasına kadar anlat… Face’de paylaştığım kabak tatlısı beğenilince benim de bir video çekmem farz oldu ve kabak tatlısını nasıl yaptığımı en ince ayrıntılarına kadar paylaşacağım dediysem de beceremedim, çektiğim videoyu beğenmedim, baktım ki yazmak benim için daha kolay ben de işi yazıya döktüm.  İşte kabak tatlısı, nasıl yaptım… Yapılan yemeğin güzel olması için birinci koşul, yemeği özenle yapmaktır. Her işte olduğu gibi yapılan işe ne kadar özen gösterirseniz sonuç o kadar güzel olur. İkincisi kullandığınız malzemedir; malzeme hem kalitel...

ÖMER ÖZHAN İSKENDEROĞLU

Resim
 Ömer Özhan İskenderoğlu Kitaplığı ve Kitap Düşmanları… Çocukluk arkadaşım, ilkokul, ortaokul, liseyi  birlikte okuduğum, sınıf arkadaşım, güzel insan Ömer Özhan İskenderoğlu'nu Şubat 2001'de İstanbul'da geçirdiği bir beyin kanaması sonucu kaybetmiştik... Kendisi, İstanbul İktisadi ve Ticari Bilimler mezunu olup, bir şirketin muhasebe bölümünde çalışıyor ve yalnız yaşıyordu... Özhan'ın aramızdan bu ani ayrılışı biz yakın arkadaşlarını derinden üzmüştü... Cenaze töreni için uçağa binipTrabzon'dan İstanbul'a gittim. Cenazesini hastaneden aldık, yakın akrabalarından ablası Bilge Abla ve yeğenleri bir de biz bir kaç  yakın arkadaşları ordaydık...  Cenaze sonrası, kiralık evini boşaltacak, anahtarı ev sahibine teslim edecektik…Yalnız yaşayan bir insanın eşyaları ne olur ki? İşe yarar bir kaç eşyayı ablası ve yeğenleri aldılar...  49 yıllık yaşamında Özhan'ın biriktirdiği en değerli şeyleri kitaplarıydı... 800'ün üzerinde kitap, birçoğu mesleğiyle ilgili olanl...

ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ

Resim
Geleneklere olan bağlılığı ve son derece katı disiplin kurallarıyla ünlü Welton Akademisi; Öğrencilerin okul ve yatakhane arasında geçen tekdüze hayatları, bu okulu birincilikle bitirip ve bu okula yeni atanan edebiyat öğretmenleri John Keating'in gelmesiyle bir anda değişir.  İyi birer üniversiteye girmeleri için onları çok yoğun bir tempoda çalışmaya zorlayan öğretmenleri ve ebeveynlerinin aksine, bu ele avuca sığmaz adamın onlardan tek bir isteği vardır: Anı yaşamaları ve hayatlarını olağanüstü kılmaları. Onları yüreklendirir, onlara kendilerine güvenmelerini, hayata farklı açılardan bakmalarını, özgür birey olmalarını öğütler.   Öğrenciler, Keating'in öğrencilik yıllarında üye olduğu gizli bir kulüp olan Ölü Ozanlar Derneği'ni de yeniden canlandırırlar. Ne var ki daha yeni kavuştukları özgürlüklerinin trajik sonuçları olabileceğini de çok geçmeden farkına varacaklardır.  Acaba Ölü Ozanlar Derneği gibi “Z” kuşağı da hayallerini yıkmaya kararlı otoritelerin baskısı...

DEDE-TORUN

  Biz eskiler mizansen derdik, şimdiler de ise animasyon diyorlar, tam karşılığı mıdır bilemem ama olayı biraz mizahi şekilde hikayeleştirerek anlatayım, aksi halde anlamakta zorlanıyor halkımız. Efendim, güngörmüş, geçirmiş Birinci Cihan Harbine katılmış, çeşitli cephelerde savaşmış, açlık ve yoksulluk görmüş, bilgece bir ihtiyar köydeki büyükçe bir arazisini bir çift öküzü ile sürer, yaz kış çalışır, ailesini geçindirirmiş. Derken aradan yıllar geçmiş ve iyice ihtiyarlamış, işleri oğluna ve torununa bırakarak köşesine çekilmiş.  Torun okumuş üniversite bitirmiş ya, babasına “baba ya böyle öküzlerle, çiftçilikle bir şey olmuyor. Gel öküzleri satalım, bir tane traktör alalım, bu eski köhnemiş, verimsiz tohumları atalım, İsrail’in tohumu bire bin veriyormuş, ondan ekelim” demiş ve babasını ikna etmiş… Baba oğul pazara gidip öküzleri satmışlar… Dedesi “yapmayın etmeyin öküzleri satmayın, bizim yerli tohumları sakın atmayın, siz bu İngiliz’i, İsrail’i tanımazsınız…” dedikçe “dede...

MERAKLISINA BİR KİTAP "ULUSLARIN DÜŞÜŞÜ"

Resim
  "ULUSLARIN DÜŞÜŞÜ" ACEMOĞLU Acemoğlu deyince biz Kemahlıların aklına ilk olarak “Acemoğlu Boğazı” ve “Acemoğlu Köprüsü” gelir. Acemoğlu Köprüsü'nün hangi tarihte inşa edildiği bilinmemektedir. Kesme taştan yapılan tek gözlü köprü, Acemoğlu Boğazı'nın iki yakasını birbirine bağlamakta ve günümüzde halen aktif olarak kullanılmaktadır. Köprü 14 Mart 1980 yılında Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tescillenerek Taşınmaz Kültür Varlıkları kayıtlarımıza girmiştir. Bir de Daron Acemoğlu var. Ermeni asıllı 03 Eylül 1967 İstanbul doğumlu Türk vatandaşı bilim adamı, MIT’de iktisat profesörü, MIT yani Massachusetts Institute of Technology, Amerika’nın en saygın üniversitelerinden biri; kim bilir belki de Daron ’un dedesinin dedesi Kemahlıdır. Bizde bir laf vardır. “Kemahlının en topalı Bağdat’a gitmiş.” derler… Daron’ un dedesi de gidenlerdendir, kim bilir?... Acemoğlu Köprüsü, Erzincan-Kemah karayolunun 35. kilometresinde Fırat Nehri üzerine kurulmuş tarihi b...