Kayıtlar

Mart, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

TOPRAK YEŞERİNCE

Resim
Arkadaşım Feridun'un önerisi üzerine kitabı internette bir sahafın sayfasında bulabildim. "Toprak Yeşerince- Knut Hamsun" Altın Kalem Klasik Romanlar, II. Baskı, Hayat Neşriyat Anonim Şirketi. İstanbul 1971. Kitap kargodan gelince merakla paketi açtım. Kitabın basımından bu yana neredeyse yarım asır geçmiş, yaprakları solmuş, kapağının neredeyse yarısı yoktu. En küçük bir dokunmada pul pul dağılıyordu; belli ki okuması bir hayli zor olacaktı. Korka korka itinayla sayfaları çevirdim. 112 ile 113 sayfa arasında aşağıdaki çiçeklerle    karşılaştım ve hiç dokunmadan fotoğrafını çektim. Daha kitaba başlamadan toprak yeşermiş, çiçek açmıştı!...  Bir anda içimi hüzün kapladı. Kimlerin elinden geçmişti bu kitap, acaba kimler okudu, bu çiçeği kimler koymuştu; kimin kütüphanesinden sahafın tezgahına düşmüştü. İstedim ki bu çiçekler ilk gördüğüm gibi kalsın, okurken ne kadar özen göstersem de olmadı. Kitabı bitirdiğimde çiçeğin ilk günkü halinden eser kalmamıştı. Her okuduğum kitap ...

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

Resim
Geçenlerde Çankaya Nüfus Müdürlüğünde bir işim oldu, öğleden sonraydı, nüfus müdürlüğüne vardım kapıda bir görevli “Hop bi dakka, nereye gidiyorsun?” dedi. Ben de “….şu işim var onun için geldim” dedim. “ İyi de, randevun var mı, randevu alman lazım? İnternetten randevu al sonra gel.” demez mi… İçimden çattık belaya dedim!.. Ama yapacak bir şey yok, saate baktım, şimdi randevu almaya ayıracak vaktim yok, akşam halledeyim yarın gelirim, dedim ve işimi yapamadan döndüm.  Akşam evden internetten randevu alacağım. Anan adı, baban adı…. Hepsini doldurdum, oh! tamam bitti derken, son soru HES kodunu giriniz.  Hayda!... geri dön HES kodu al, tekrar nüfusun sayfası derken, HES kodunu kaydettim… Bu kez hangi işlem için randevu talep ettiğimi soruyor. 5-6 seçenek var benim istediğim seçenek yok. Neyse önemli olan randevu almak dedim ve en yakın olan bir tane seçeneği seçtim ve randevumu aldım…  İkinci günü gittim, aynı görevli kapıda, gelenleri  yine “ hop bi dakka...

LEBLEBİCİ HORHOR AĞA

Resim
Tiyatroya gitmeyeli neredeyse bir yıl oldu. Trabzon Devlet Tiyatrosu'nun afişini görünce, buna mutlaka gitmeliyim, dedim.  "Leblebici Horhor Ağa" Leblebici Horhor Ağa, bir yönüyle hafızama yer etmişti; Osmanlı döneminin ilk opera ve operetcisi İstanbullu bir Ermeni asıllı vatandaşımız, besteci ve orkestra şefi, önemli bir müzik adamımız olan Dikran Çuhacıyan'ın bir eseri. Güllü Agop, Köse Yahya gibi eserlerinden sonra 1875 yılında sahnelenmiştir.  Yıllar yıllar önce henüz televizyonun olmadığı, radyo olarak sadece devlet radyosunun olduğu yıllarda, radyodan mutlaka takip ettiğimiz "arkası yarın" programından başka, hiç kaçırmadığımız bir başka program da haftada bir yayımlanan "Liseler Arası Bilgi Yarışması" idi. İşte bu bilgi yarışmasının dört öğrencisinden bir tanesi de arkadaşımız Mehmet Emin Şenocaktı. Daha sonra Hacettepe Tıp Fakültesine giren ve burada yıllarca çocuk cerrahı olarak görev yapan ve Prof. olduktan sonra emekli olan a...

ÇANAKKALE ZAFERİ KİMİN?

Resim
İşim icabı haftada bir uçakla seyahatim oluyor. Uçağa biner binmez  el bağajımı yerleştirdikten sonra, ilk önce uçağın dergisine göz atmak olur. Dergi yoksa veya kullanılmışsa yenisini isterim. İlk işim bulmacasını ve sudokusunu çözmek, şöyle bir dergiye göz gezdirdikten sonra ilginç bir yazı varsa onu okumaktır. Böylece yolculuk daha kısa ve keyifli oluyor. 11 martta yaptığım yolculukta  dergiyi elime aldığımda, ( Anadolu jet Mart 2015 sayısı) derginin kapağında Çanakkale siperlerinden bir resim ve "Anaların Ortak Gözyaşı" başlığını görünce önce bu yazıyı okumalısın, dedim kendi kendime.... Bildiğiniz gibi bu yıl Çanakkale savaşlarının 100 üncü yılı. Dolayısıyla dergi de 11 sayfasını Çanakkale Zaferine ayırmış.. Yazının başlıkları Çanakkale'de Kurtulan Sadece Vatan Değil (Kasım Hızlı) Anaların Ortak Gözyaşı ( Dr. Ahmet Uçar) Gençliğim Eyvah ( Dr. Ahmet Uçar) Karavanada Ne Vardı? ( Dr. Ahmet Uçar) Hece Taşları Konuşur mu? (Dr. Ahmet Uçar) 100. Yılında Çanakkal...

ÇANAKKALE

Resim
Çanakkale Savaşlar’ında savaşıp, bir kolu ile bir ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges, yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor: “Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam. Savaş sahasında döğüş bitmişti. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeride kendi gömleğini yırtmış onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık: - Niçin öldürmek istediğin askere yardım ediyorsun? dedim. Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi: “Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi, anlamadım ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün”. Bu asil ve alicenap duygu kar...

HAMBURG HAMBURG

Hamburg: Bu güzel kente ikinci kez gelişim. Niye ikinci kez diye sorarsanız, kızım burada çalışıyor.  Birincisi, geçtiğimiz yıl Kasım başında gelmiştim, sonbaharın o güzelliğine doyamadan ayrıldım. Şimdi, 9 Mayıs' da ikinci kez geldim, her taraf yeşilin bütün tonlarıyla bezeli...  Şehirin içine parklar mı yapmışlar, yoksa parkın içine şehir mi yapmışlar karar veremedim.  Ağaçların binalardan daha büyük olduğu, nehirlerin ve kanalların denizi, denizin Almanya,yı beslediği liman kenti ... Elbe ve Alster nehirlerinin oluşturduğu 2302 köprüsüyle göl ve kanallar şehri Hamburg... Bu kadar güzel bir kent gerçekten çok azdır. Havası genelde kapalı ve yağışlı, yani kasvetli ama insanları son derece kibar, sevecen, güleryüzlü ve neşeli... Gölde ve kanallarda yaşayan yüzlerce kuğu, kaz, ördek, karabatak ve martı, hepsi özgür ve mutlu, insanlarla birlikteler. İnsanlardan hiç çekinmeden, korkmadan yanınıza kadar geliyorlar... Bebeğiyle, pusetiyle yürüyen anneler, köpeğiyle yürüyen ins...

PRANGALI ÇAPKIN

Resim
Kış gelip havalar soğuyunca, börtü böcek kış uykusuna yatınca, otlar da sararıp solunca, tabiiki kuşlar yiyecek bulmakta zorlanıyor. Soğuk, karlı kış günlerinde tek dertleri bir tutam yiyecek ve bir yudum su...  Akşam olup karanlık çökmeden karnını doyurabilmek ve dondurucu soğukta bir kuytuya çekilip kimselerden hiçbir şey istemeden geçeyi geçirebilmek. Onların ne bakkalları ne de süpermarketleri var. Çöp bidonlarından beslenen karga ve saksağanlar gibi becerikli olmayan güvercinler ne yapıyor dersiniz?.. Onlar ya bir lira karşılığında bir avuç buğday serpen dilencilerin olduğu meydanlarda bir çocuğun yem serpmesini beklerler ya da mutfak penceresinin pervazına bir tutam ekmek ufalayan ev hanımının penceresini yoklarlar.  Biz insanlar birbirimize kızınca "kuş beyinli" deriz ya... İnanın doğru bir laf değil...  Onları yakından izlerseniz ne kadar akıllı ve zeki olduklarını görürsünüz.  Eşim de penceresine ekmek ufalayanlardandır.  Her sabah kahvaltıs...

YÜKSEK GÖREVLER ÜSTÜNE

‘Francis Bacon'un Yapı Kredi Yayınları'ndan yayınlanan "Denemeler" adlı yapıtını zaman zaman elime alıp, altını çizdiğim yerleri tekrar okuyorum. Francis Bacon (1561-1626) günümüzden 450 yıl önce yaşamış bir bilge kişi. Bacon'un bu yapıtında yer alan "Yüksek Görevler Üstüne" adlı denemesinin altını kalın çizgilerle çizmişim; tekrar okudum, daha önce paylaştım mı hatırlamıyorum. Yazının bazı bölümlerini paylaşmak istedim. Bu yazı; her idarecinin, her yöneticinin makamında olmalı ve her sabah yeniden yeniden okunmalı diye düşünüyorum.   “….Görevini yaparken en iyileri örnek al kendine, çünkü iyiye öykünmek bütün öğütlerin ortak ilkesidir. Bir süre sonra kendini kendine örnek al, eskiden mi daha iyi davranıyordum, şimdi mi, diye sıkıca sor kendine... Davranışlarını, böbürlenmeden senden önce gelmiş geçmiş zamanlar kişilere kara çalmadan düzelt, ama iyi örnekleri izlemek gibi, davranışlarınla iyi örnekler vermeyi de kendine amaç belle....  Davranışlarının bi...

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

Resim
Bugün sizlere uğur böceğinin hikayesini anlatacağım. Kızım bebekken onun adını "Baba Böceği" koydu. Siz her ne kadar uğur böceği deseniz de, bizim ailede onun adı "baba böceği" dir. Şimdi kocaman genç kız olsa da, görünce onu, basar çığlığı " babaa böceğiiiiiiii" Bu hikaye için güzel yıllara, anılara yelken açmanız gerekecek, yani çocukluğunuza...  Çoğu çocuk heyecanla avucuna konmasını bekler uğur böceğinin. Uğur böceği, avucunuzu açtığınız gibi konmaz oysa; hileye başvurmanız gerekir. Onun yürüdüğü yöne doğru parmağınızı götürür ve elinize tırmanmasını beklersiniz. O tırmanmaya başladımı, elinizde hafif bir karıncalanma ile o an içinizi kocaman bir mutluluk kaplar. Uğur böceği uçmadan hemen bir dilek dilemeniz gerekir. Bazen daha dileğinizi tutmadan uçuverir parmağınızdan; daha dileğimi bile tutamadım deyip, aramaya koyulursunuz yeniden. Bulunca dünyalar sizin olur sanki. Tutulan dilekler çocukları bir anda mutluluktan havalara uç...

HATMİ ÇİÇEĞİ

Resim
En çok sevdiğim çiçeklerden biri de "Hatmi Çiçeği"dir.  Neden mi hatmi? Hatmi çiçeği özgürdür, bağımsızdır.  Onu ekerek, dikerek yetiştiremezsiniz. O kendi kafasına göre takılır. Yalnızlığı sever, kalabalıklardan hoşlanmaz... Bırakır kendini rüzgara, canı nereyi isterse orada konaklar. Orasını yurt tutar kendisine... Bir bakarsınız, yolun ortasındaki refüjdedir... Bir bakarsınız, bir duvarın yamacına yuva kurmuştur.  Özgür ve bağımsızlığının yanında yurtseverdir, vatanseverdir. Sahip olduğu toprağı asla terketmez.  Onu asla tutunduğu yuvadan koparamazsınız, yok edemezsiniz. Kesin, parçalayın, hiç fark etmez, bir yıl sonra aynı yerden yine filizlenir.  Pembedir, mordur, kırmızıdır, eflatundur, beyazdır velhasılı her renkte onu görebilirsiniz.  Üretkendir, mayıs ayında açmaya başlar; sürekli yeni çiçekler açarak yazı geçirir, ta ki sonbahara kadar... Bir taraftan çiçekleri tohuma dönüşürken, bir taraftan filizlenmeye, yeni tomurcuklar ...

30 Ağustos Zaferi

3 0 Ağustos Zaferi emperyalizme karşı verilmiş büyük mücadelenin sonucudur... Yunanlıların İzmir'e çıktıktan sonra kentte ve yörede yaptıkları vahşi saldırılar ve insanlık dışı cinayetler öylesine yoğundu ki, Müttefikler bile aralarında tartışmaya başladılar. Bu konuda araştırma yapmak için İzmir'e gönderilen Fransız Generali Bunoust'ın görevli teğmeni Rumerchene'in raporunu, günün anlam ve önemine binaen yer yer kısaltarak aynen aşağıya alıyorum... "Keşke Yunan galip gelseydi dinimizi daha iyi yaşardık" diyen densiz ve zavallı sözde tarihçiler ve bu tarihçinin peşinden giden zavallılar, okuyun... " 14 Mayıs 1919'da sabah yedi buçukta Zafhizion'un komutasındaki erler, Averoff ve Limnos adlı Yunan zırhlılarından karaya çıkmaya başladılar. Bu erler, bir Efsun alayından ve 40'ıncı ile 50'nci piyade alaylarından oluşuyordu. Rıhtıma büyük bir kalabalık üşüşmüştü. Ortodoks Metropolit, Rum ayak takımının coşkunluğunu artırmak amacıyla, kesinlikle...

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Resim
  Fransa Maliye Bakanı Jean Baptiste Colbert (1619-1683) Fransız İhtilali’nden 100 yıl önce şöyle bir laf etmiş “Vergileme sanatı, kazı bağırtmadan, ondan mümkün olduğu kadar fazla tüy almaktır.” Biz ise bu lafı yanlış anlamışız ve işi sadece kümesteki kazlara indirgemişiz. Oysa, muhterem kümesteki kazlardan bahsetmiyor ki; sadece kazlardan bahsediyor. Bu kaz, kümestekilerini içerdiği gibi yaban kazlarını da içerir. Burada çok önemli bir husus var; o da şu; kümeste ayrı bir bölüm var. Diğer kazlar bağırta bağırta ve tekrar tekrar yolunurken, oradakilere kimse dokunamıyor. Bu yazı, hem kümesteki o ayrıcalıklı bölümdekileri hem de yaban kazlarını ilgilendiriyor. Kümesteki o ayrıcalıklı bölüm kaldırılmalı ve birazcık da  yaban kazlarına yönelmeli ve tüm kazlardan eşit olarak tüy alınmalıdır. Hâlâ mevsim yaban kazlarının göç zamanının gelmediğini mi gösteriyor? Her bütçe sunumunda duyduğumuz “verginin adil ve dengeli dağılımı ve verginin tabana yayılacağı” lafını daha...