BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

 

Fransa Maliye Bakanı Jean Baptiste Colbert (1619-1683) Fransız İhtilali’nden 100 yıl önce şöyle bir laf etmiş “Vergileme sanatı, kazı bağırtmadan, ondan mümkün olduğu kadar fazla tüy almaktır.” Biz ise bu lafı yanlış anlamışız ve işi sadece kümesteki kazlara indirgemişiz. Oysa, muhterem kümesteki kazlardan bahsetmiyor ki; sadece kazlardan bahsediyor. Bu kaz, kümestekilerini içerdiği gibi yaban kazlarını da içerir. Burada çok önemli bir husus var; o da şu; kümeste ayrı bir bölüm var. Diğer kazlar bağırta bağırta ve tekrar tekrar yolunurken, oradakilere kimse dokunamıyor. Bu yazı, hem kümesteki o ayrıcalıklı bölümdekileri hem de yaban kazlarını ilgilendiriyor. Kümesteki o ayrıcalıklı bölüm kaldırılmalı ve birazcık da  yaban kazlarına yönelmeli ve tüm kazlardan eşit olarak tüy alınmalıdır. Hâlâ mevsim yaban kazlarının göç zamanının gelmediğini mi gösteriyor? Her bütçe sunumunda duyduğumuz “verginin adil ve dengeli dağılımı ve verginin tabana yayılacağı” lafını daha ne kadar dinleyeceğiz?

Biraz da develeri yolsanız olmaz mı?

Bunları niçin yazıyorum? Bütçe açığını kapatmak için yeni vergiler gündemde. Yine akılları kümesteki kazlarda. Kurumlar vergisi matrahından, kurumlar vergisi düştükten sonra kalan kısım üzerinden % 10 oranında stopaj getiriliyor. Muhatap kim? Kümestekiler. İkinci olarak; ikinci el otomotiv satışlarına kasko bedeli üzerinden binde 3 oranında harç getiriliyor. Hedef yine kümestekiler. Aracı sıfır olarak alırken her türlü harcı ve vergileri ödedikten sonra bu ikincisinin mantığı var mı?

Kaynak mı arıyorsunuz işte size kaynak, hem de ballı börekli tarafından. Haydi! buyurun.

 

VERGİDEN MUAF VAKIFLAR VE KAMU MENFAATİNE YARARLI DERNEKLER

Türk vergi sistemimizin en önemli vergi kanunlarından biri Gelir Vergisi Kanunu, bir diğeri ise Kurumlar Vergisi Kanunu’dur. Her iki kanunda da muafiyet ve istisnalar önemli yer tutmaktadır. Muafiyet: Vergi kanunlarına göre vergilendirilmesi gereken kişi ya da kişi guruplarının, aynı veya başka kanunlarla vergi dışında bırakılmasıdır. Örneğin küçük çiftçi muaflığı, belirlenmiş olan ölçeğin altında olan küçük çiftçilerin tamamının vergi dışı tutulmasıdır. Vergi istisnası ise: Vergi kanunlarına göre vergilendirilmesi gereken vergi konularının aynı ya da başka kanunlarla kısmen ya da tamamen vergi dışı bırakılmasıdır. Vergi istisna ve muafiyetleri tam ya da kısmi, geçici ya da sürekli, koşullu ya da koşulsuz olabilirler. Örneğin Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan telif kazançları istisnası, fikir ve sanat eserlerinden elde edilen gelirlerin tamamını, sürekli olarak vergi dışı bırakan bir istisnadır. Buna karşılık konutların kiraya verilmesinden elde edilen kira gelirlerinin belirli bir kısmının (2020 yılı için 6.600 TL) belirli koşullarla vergi dışı bırakılması hem kısmi, hem de koşullu istisnaya örnektir. Muafiyet ve istisnaların alt ve/veya üst limitleri, tamamı veya kısmen olduğu ve ne kadar süreli oldukları yasada açıkça belirtilir.

Konumuz olan dernek ve vakıflar, faaliyetleri nedeniyle zaten gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayıp, sadece bunlara bağlı iktisadi işletmeler kurumlar vergisinin mükellefidir.

Öte yandan; Gelir Vergisi Kanunu’nun 75 inci maddesi menkul sermaye iradını tarif ettikten sonra, “kaynağı ne olursa olsun aşağıda yazılı iratlar menkul sermaye iradı sayılır.” diyerek menkul sermaye iratlarını 17 bent halinde saymıştır.

Bu yazıda açıklayacağımız konu, vergi literatüründe vergi muafiyet ve istisnalarına benzemeyen, limitleri ve süresi belli olmayan, tamamen yasal dayanaktan yoksun, siyasi iktidarın (bakanlar kurulu/cumhurbaşkanı) sübjektif olarak keyfine bırakılmış, hiçbir objektif kritere ve kurala dayanmayan “vergiden muaf vakıflar” ve “kamu yararına çalışan dernekler” in menkul sermaye iradı gelirlerinin gelir vergisi tevkifatı dışında tutulmasını konu almaktadır.

Kamu Nedir?

“Kamu” kavramının TDK sözlüğündeki anlamı ”bir ülkede halkın bütünü, halk, amme” şeklindedir.  Yine, diğer sözlüklerde de “bütün, cümle, hepsi, herkes, bir ülke halkının tamamı, maşer” olarak anlamlandırılmaktadır. Hepsinde ortak nokta “bir ülke halkının tamamı, toplumun tümü” olduğu görülmektedir. Haliyle bir derneğin “kamu menfaatine yararlı dernek” statüsü alabilmesi için. Derneğin yaptığı faaliyetin, toplumun tamamını kapsaması, herhangi bir guruba, zümreye değil toplumun tamamına hitap etmesi gerekmektedir.

Vakıflarda ise “kamu yararına çalışan vakıf” ibaresi yoktur. “Bakanlar Kurulunca /cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar” ibaresi var. Buradaki kıstas ne, kural ne o da belli değil.

Kamu yararı nedir?

“Kamu yararı” kavramı devletin doğrulamasını yapmak için kullanıldığı gibi, kamusal işlerin hukuka uygunluğunu ölçmede de kullanılır. Temel hakların sınırlandırılmasında başvurulun başlıca nedenlerden biridir. Yasama faaliyetlerinin ana amacı ve sonucudur. Yargıcın yetkilerinin belirlenmesinde temel alınan bir kavramdır. Bir faaliyetin kamu yararına uygunluğunun bir ölçütüdür.(1)

Anayasamızda ise “kamu yararı” başlığı altında ayrı bir düzenleme mevcuttur. Bu başlık altında “Kıyılardan Yararlanma” (md:43), “Toprak Mülkiyeti” (md:44), “Tarım, Hayvancılık ve Üretim Alanlarında Çalışanların Korunması” (md:45), “Kamulaştırma” (md:46), “Devletleştirme ve Özelleştirme” (md:47) maddeleri yer almaktadır. “ Temel Hak ve Ödevler” kısmının “ Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” bölümünün III’ üncü alt başlığı olarak belirlenen kamu yararı kavramında dikkati çeken nokta, kavramın içeriği yönünden belirlenmesidir.

“Kamu yararı, kamu hizmeti ile somutlaşabilen bir kavramdır. ONAR kamu hizmetini; ‘Devletin veya diğer amme hükmi şahısları (kamu tüzel kişileri) tarafından veya bunların nezaret ve murakıbalar, kontrolleri altında umumi ve kolektif ihtiyaçları karşılamak ve tatmin etmek, amme menfaatini sağlamak için icra edilen ve umuma arz edilmiş bulunan devamlı ve muntazam faaliyetler olarak tanımlamıştır.’ (2)

Kamu yararı, ancak bu kadar güzel tarif edilebilir. Yani hocaların hocası diyor ki; yapılan hizmetin devlet ve kamu tüzel kişilerinin denetim ve gözetimi altında olması, kolektif ihtiyaçları karşılaması ve tatmin etmesi ve umuma arz edilmiş, devamlı ve muntazam bir faaliyet olması gerekir.

Kamu yararı, genel olarak kamunun refahı veya iyiliği olarak tanımlanabilir. Devlet idaresinin kamu yararı gerekçesiyle yaptığı bir düzenleme veya karar toplumun bütününe fayda sağlamalı veya onu bir zarardan korumalıdır. Burada kritik konu, toplumun sadece bir kesimine sağlanan faydanın kamu yararı açısından nasıl değerlendirilmesi gereğidir. Bunun için kamusal fonlar için rekabet eden farklı çıkar guruplarının isteklerinin dengelenmesi son derece önemli olup, bunun için asgari koşul, karar verme sürecinin şeffaf olmasıdır. Bir kesime fayda sağlanırken, diğer kesimlerin benzeri istekleri de dikkate alınmalıdır. Bu konuda ayrımcılık yapılıp haksız rekabet yaratılması, devlet-vatandaş ilişkisini zedeleyecek ve toplumsal dengeleri olumsuz etkileyecektir.

Kamu yararı, anayasa ve idare hukuku açısından tartışılıp açıklanırken, vergi hukukunda bu kavram hakkında hiçbir açıklayıcı yasal düzenlemeye rastlamıyoruz.

O zaman şu soruların vergi hukuku açısından tartışılması öncelikli ve özellikli bir durum oluşturuyor.

Bir derneğe “kamu yararına çalışan dernek” statüsü verilirken aranması gereken kriterler ne olmalıdır? Hangi faaliyetler kamuya yararlı faaliyetlerdir? Aynı faaliyeti yapan iki dernekten birisine bu statü verilirken diğerine verilmemesinin gerekçesi nedir?

Bu kısa açıklamalardan sonra asıl konumuza gelelim.

MENKUL SERMAYE İRADI VE VERGİ TEVKİFATI

Bilindiği üzere, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesinde sayılan kişi ve kuruluşların elde ettikleri bir kısım gelirlerin, tevkifat sorumluları tarafından tevkifata tabi tutulması gerekmektedir. 94’üncü maddenin 7, 8, 9 ve 14 numaralı bentlerinde yer alan ve birbirinin aynı olan dört adet parantez içi hüküm 01.01.2005 tarihinden geçerli olmak üzere 5228 sayılı Kanun’la değişikliğe uğramıştır. Söz konusu hüküm şöyledir.

(Kanunla kurulan dernek ve vakıflar, Bakanlar Kurulu’nca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, kamu menfaatine yararlı dernekler ile dernek ve vakıf olmamakla birlikte; odalar, borsalar, meslek örgütleri ve bunların üst kuruluşları, siyasi partiler, emekli ve yardım sandıkları gibi vergi uygulamalarına dernek ve vakıf olarak kabul edilenler hariç, dernek ve vakıflar ile tam mükellef kurumlara ödenenler dahil)

Öte yandan; Gelir Vergisi Kanunu’nun 75 inci maddesinin 5, 7, 8, 12 numaralı bentlerinde tahvil faizi, hazine bonosu faizi, bunların vadesi gelmemiş kuponlarının satışı mevduat faizi, faizsiz bankacılığın verdiği kar payı gibi gelirleri menkul sermaye iradı sayılmıştır.

İşte bu menkul sermaye iradı dediğimiz gelirler, gelir vergisi tevkifatına tabi iken; yukarıda verdiğimiz 94 üncü maddede parantez içi hükümlerle kimlerden bu tevkifatın yapılmayacağı sayılmıştır.

Maddede:

·                 Kanunla kurulan dernekler ve vakıflar. (Kızılay, Yeşilay, Sosyal Dayanışma Vakfı gibi)

·                 Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, kamu menfaatine yararlı dernekler,

·                 Dernek ve vakıf olmamakla birlikte; odalar, borsalar, meslek örgütleri ve bunların üst kuruluşları,

·                 Siyasi partiler,

·                 Emekli ve yardım sandıkları, gibi

vergi uygulamalarında dernek ve vakıf kabul edilenler HARİÇ” diyerek bu kuruluşların menkul sermaye iratları vergi dışı bırakılmış, bunlar dışındaki dernek ve vakıfların elde ettikleri menkul sermaye iratları ise tevkifata tabi tutulmuştur.

Bu maddeye bakarak bazılarına itiraz edebilirsiniz. Örneğin “siyasi partiler veya odalar borsalar birliği faiz geliri elde ediyorsa, neden gelir vergisi ödemezler” diyebilirsiniz. Ama asıl anlatmak istediğim, bunlara ilaveten, yukarıda verdiğim ve 01.01.2005 tarihinde parantez içi hükümde yapılan değişiklikle “Bakanlar Kurulunca /cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu menfaatine yararlı dernekler” bu hükme ilave edilmiş ve bunların elde ettikleri menkul sermaye iratları da vergi dışı bırakılmıştır.

Vergiden muaf vakıf ve dernekleri merak mı ediyorsunuz?

Google yazın “vergiden muaf vakıflar”, “kamu yararına çalışan dernekler”

290 adet vakıf ve 359 adet dernek…

Bakın kimler var?...

Gerçekten içlerinde kamuya yararlı dernek ve vakıfların olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Ancak; ne kadar kamuya yararlı oldukları konusunda tereddüt ettiklerimiz de var.

Kanunla kurulan dernekler ve vakıflar için (Kızılay, Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı, Yeşilay gibi…) verilen muafiyet doğrudur ve yerindedir.

Odalar ve borsalar, meslek örgütleri, bunların üst kuruluşları, sendikalar ve siyasi partilere ilave olarak 2005 yılında yapılan değişiklikle “ vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu menfaatine yaralı derneklere verilen muafiyet niye?

Odalar ve Borsalar Birliği, ekonomik yönden asgari ücretliden daha mı güçsüz ki onun menkul sermaye iratlarına vergi muafiyeti tanıyorsunuz?

Asgari ücretle 30 gün çalışan işçi, bunları biliyor mu?

Sendikalar bu muafiyetten yararlanır ve vergi vermezken, asgari ücretliden neden vergi kesiliyor?

Ticaret ve sanayi odaları ve bunların patronu TOBB ve diğer meslek örgütleri milyarlarca faiz ve benzeri geliri elde edip vergi vermezken, asgari ücretlinin veya üyeleri esnaf, tüccar ve sanayicinin bu vergiyi ödemesini, hangi adalet ile açıklıyorsunuz?

Acaba, Odalar ve Borsalar Birliğinin bir yılda elde ettiği menkul sermaye iradı tutarı ne kadardır, bileniniz var mı?

Acaba, diğer vakıf ve derneklerin ne kadar?

Her bütçe konuşmasında “verginin adil ve dengeli dağılımı ve tabana yayılacağını” daha ne kadar dinleyeceğiz?

Soruları daha da çoğaltmak mümkün.

Bu açıklamalar sadece madalyonun bir yüzü; vergiden muaf vakıflar ve kamu yararına çalışan derneklere yapılan bağış ve yardımların, bağışı yapanların gelir ve kurumlar vergisi matrahlarından düşüldüğünü de ayrıca belirtmekle yetinelim. Vergi matrahlarından düşülen bu tutarlar ne kadardır veya ne kadarı doğrudur, bunlara girmek istemiyorum.

Bütün bunların adı vergide kara delik değil, delik deşiktir.

Anayasamızın 73 üncü maddesi “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” şeklindedir.

Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı anayasamızda maliye politikasına yüklenen önemli bir sosyal görevdir. Çünkü bir vergi sisteminin başarısı ve toplum tarafından benimsenmesi her şeyden önce adil olup olmamasına bağlıdır.

Vergilendirme yetkisi, devletin ülkesi üzerinde ki egemenliğine dayanarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili gücü olarak tanımlanır.(3)

Diğer tüm hukuk alanlarında olduğu gibi vergi hukukunda da hukuksal yapıyı belirleyen en üst norm anayasadır. Anayasanın vergilendirmeyle doğrudan ilgili olan temel hükmü ise yukarıda verdiğimiz Vergi Ödevi başlıklı 73’üncü maddesidir.

Vergilendirme yetkisi, doğrudan 73’üncü maddede yer alan kamu giderlerinin karşılanması, kanunilik, mali güç, genellik, eşitlik, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı ilkelerinin yanı sıra; anayasanın ruhuna işlemiş olan hukuk devleti, sosyal devlet ilkesi ve hukuk güvenliği ilkesi gibi bir takım ek ilkelerle de yakından ilgilidir.

Tüm bu açıklamalarla birlikte 2020 yılı bütçe açığının 127,7 milyar olduğu da dikkate alındığında; devlet, maliye politikasını acilen gözden geçirmeli ve Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncün maddesinde yer alan bu parantez içi hükümlerin (kanunla kurulan dernek ve vakıflar dışında) tamamını bir kanunla yürürlükten kaldırmalıdır.

 

03.03.2021

A. Uğur GÖKALP

 

(1)        Osman Saraç Kamu yararı, makale

(2)        Av. İbrahim Gül, Danıştay Kararlarında “Kamu Yararı” makale

(3)        Nami Çağan, Vergilendirme yetkisi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE