30 Ağustos Zaferi

30 Ağustos Zaferi emperyalizme karşı verilmiş büyük mücadelenin sonucudur...
Yunanlıların İzmir'e çıktıktan sonra kentte ve yörede yaptıkları vahşi saldırılar ve insanlık dışı cinayetler öylesine yoğundu ki, Müttefikler bile aralarında tartışmaya başladılar. Bu konuda araştırma yapmak için İzmir'e gönderilen Fransız Generali Bunoust'ın görevli teğmeni Rumerchene'in raporunu, günün anlam ve önemine binaen yer yer kısaltarak aynen aşağıya alıyorum...

"Keşke Yunan galip gelseydi dinimizi daha iyi yaşardık" diyen densiz ve zavallı sözde tarihçiler ve bu tarihçinin peşinden giden zavallılar, okuyun...

" 14 Mayıs 1919'da sabah yedi buçukta Zafhizion'un komutasındaki erler, Averoff ve Limnos adlı Yunan zırhlılarından karaya çıkmaya başladılar. Bu erler, bir Efsun alayından ve 40'ıncı ile 50'nci piyade alaylarından oluşuyordu.
Rıhtıma büyük bir kalabalık üşüşmüştü. Ortodoks Metropolit, Rum ayak takımının coşkunluğunu artırmak amacıyla, kesinlikle ayıplanması gereken sözler söylemeyi yerinde bulmuştu. 
Türkler hiç karşı koymadılar; kışlalarında kapalı kaldılar. Yunanlılar ise kendilerine Müslüman halka karşı tasarladıkları eziyetleri uygulamaya koymak fırsatını verecek olan olaya uzun zamandan beri hazırlanmışlardı.
Bütün provakatör ajanlar görevi başındayken: bize bildirildiğine göre, işi daha sağlama bağlamak için Yunan Kızılhaçı Makedonya'nın en alçak iki komitacı çetesini silahlandırıp Yunan torpidolarıyla Anadolu'ya taşımışken, böylesine istenilen bir olayın olmamasının yolu var mıydı?
Kışkırtıla kışkırtıla Türklerin sabrı tükendi. Birkaç el silah atıldı. Kıyıma başlamak için beklenilen işaret oldu bu. Kışlalara hücum edildi. Oradakiler öldürüldü ya da yaralandı.
Rıhtımda, kadınların baş örtülerini zorla çektiler başlarından. "Senin Peygamberine sıça..." diye bağırarak, feslerini çıkartıp ayak altında ezmeye zorladılar erkekleri. 
Feslerini çıkarmayı reddedenleri ya denize attılar ya süngüleriyle delik deşik ettiler. 
.....
Yunan komutanı sıkıyönetim ilan ettiği için, öldürmeler ve yağmalar, silahlı kuvvetlerin altında yapılıyordu artık.40' ıncı Piyade alayı hırsızla ve katillerle
anlaşma halindeydi. Ne yazık ki, çok geçmeden öteki alaylar da 40'ıncı piyade alayına uydular. Subayların eli kolu bağlıydı sanki. 
Toplumda önemli bir yeri olan bütün Türkler hapsedildi. 
....
Aşağılık bir biçimde davranıp, palikaryalara, yani limanda barınan haydut sürülerine silah dağıttılar. Bunların saygıdeğer eşlerine de silah verdikleri için, o kadınlar Türk Hastanelerine gidip oraya yığılan cesetlere süngü sapladılar. Bunu yapmadan önce de ölüleri iyice soymuşlardı elbette.
Sokaklarda tüm cinayetler ve tüm alçaklıklar sergilenmeye devam ediyordu.
Palikaryalar, yaşlı ve sakat bir Türk albayıyla sokakta karşılaşıyorlar ve bu yiğitler, süngüleriyle öldürüyorlar ihtiyarı. İzmir'de neler olup bittiğinden habersiz üç jandarma, evlerine sakin sakin arabayla dönerken, şehrin kapılarında karşılarına çıkan palikaryalar tarafından zalimce işkence edildikten sonra öldürülüyorlar. 
Bir Fransız deniz subayı, bir grup Yunan askerinin başında bulunan bir onbaşının, zavallı bir ihtiyarın kafasına dipçikle vurduğunu görüyorlar. Onbaşıya " silahsız yaşlı bir adama neden böyle vuruyorsunuz" diye sorunca, 
"O tehlikeli biridir de ondan. Evinde araştırma yaptık, silahlar bulduk" diyorlar. Soruşturma sonucu, onların silah dediklerinin, 200 gramlık küçük kurşundan  100 gramlık baruttan ve iki boş kovandan ibaret olduğu anlaşılıyor. 
Kentteki Rumlar hırsızları koruyan Merkür'ün onların Tanrılarının en yücesi olduğunu unutmuyorlar. 
...
Hapse atılan Türklere ne yiyecek veriliyor, ne de içecek. Haklı bir öfkeye kapılan İngiliz Subayları, bu durumu protesto ediyorlar.
Bunun üzerine, Yunanlı yetkililer, eşlerinin mahpuslara yiyicek getirilmesine razı oluyorlar. 
Ne var ki, bu kadınların başörtüleri başlarından çekiliyor ve genç Yunanlıların hakaretletine uğruyorlar. Ancak ellerinde kağıttan bir Yunan bayrağı taşıyarak gelebiliyorlar hapishaneye.
Müttefik ordularının subayları, bu türden alçaklıklara öfke içinde tanık oluyorlar. Ama bunları önlemek için araya girmeleri yasak!
Bir kısmını anlattığımız bu alçakça sahnelere tanık olan, genellikle Türklerden yana olduğunu pek söyleyemeyeceğimiz bir Ermeni, saf bir dille şöyle dedi: " GERÇİ BİZLER KIYIMA UĞRAMAYA ALIŞIĞIZ. AMA YUNANLILARIN ONLARA YAPTIKLARINI TÜRKLER BİZE HİÇBİR ZAMAN YAPMADILAR VE BİZİM DİNİMİZE ASLA HAKARET ETMEDİLER." 
Bu iğrenç suikast, yaşlı Türklerin de jön Türklerin de haysiyet duygusunu ve yurtseverliğini had safhaya getirerek, bir ayaklanmaya neden oldu. Durumdan ustaca yararlanan İngiltere, bunu sözde Yunan ordusu yapıyormuş gibi davranarak, İstanbul'a ve Boğaziçi'nin iki yakasına el koymanın yolunu aradı. Suikastten birkaç gün sonra General Bunoust, Yunanlıların Müslüman halka karşı işledikleri suçları soruşturmak amacıyla İstanbul'dan İzmir'e gönderildi. General Bunoust'un hazırladığı rapor Venizelos'a karşı çıkmaya hiç niyeti olmayan o günün bakanlığı tarafından özenle örtbas edildi..."
Kaynak: Sevr Dosyası, Cahit Kayra, İstanbul, 2011 
kitap eki sayfa 215-219 EK-5/a Fransızca, orijinali.
Sayfa 220-224 EK-5/b Türkçe

Türk Milletinin özgürlük ve bağımsızlık savaşının 30 Ağustos Zaferiyle sonuçlanmasında emeği geçen başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşlarını, bu toprakları kanları ve canları ile ödeyerek bize yurt olarak bırakan tüm gazi ve şehitlerimizi minnet ve şükranla anıyor, emperyalizme karşı kazanılmış en büyük zafer olan 
30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyorum...
A. Uğur GÖKALP

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE