PRANGALI ÇAPKIN
Kış gelip havalar soğuyunca, börtü böcek kış uykusuna yatınca, otlar da sararıp solunca, tabiiki kuşlar yiyecek bulmakta zorlanıyor. Soğuk, karlı kış günlerinde tek dertleri bir tutam yiyecek ve bir yudum su...
Akşam olup karanlık çökmeden karnını doyurabilmek ve dondurucu soğukta bir kuytuya çekilip kimselerden hiçbir şey istemeden geçeyi geçirebilmek. Onların ne bakkalları ne de süpermarketleri var. Çöp bidonlarından beslenen karga ve saksağanlar gibi becerikli olmayan güvercinler ne yapıyor dersiniz?.. Onlar ya bir lira karşılığında bir avuç buğday serpen dilencilerin olduğu meydanlarda bir çocuğun yem serpmesini beklerler ya da mutfak penceresinin pervazına bir tutam ekmek ufalayan ev hanımının penceresini yoklarlar.
Biz insanlar birbirimize kızınca "kuş beyinli" deriz ya... İnanın doğru bir laf değil...
Onları yakından izlerseniz ne kadar akıllı ve zeki olduklarını görürsünüz.
Eşim de penceresine ekmek ufalayanlardandır.
Her sabah kahvaltısından sonra, güvercinlerin de kahvaltısı hazırdır.
On dört katlı apartmanın batıya bakan altıncı kat mutfak penceresini hiç şaşırmazlar, ne bir kat aşağı, ne bir kat yukarı, kuş beyinliler (!)
Ben bile bazen asansörde yanlış kata basarım, ama onlar asla şaşırmazlar altıncı katın mutfak penceresini. Sanki kollarında dijital saatleri vardır; her gün aynı saatte yoklarlar pencereyi, ta ki bahar gelip börtü böcek çıkıncaya kadar...
Zaten kış ve soğuktan kurtarabilmiş baharı görmüşse, onlara doğanın verdikleri yeter de artar bile, pencerenize gelerek sizi bir daha rahatsız etmezler bir yaz boyu...
Geçtiğimiz pazar günü eşim hergünkü gibi güvercinlerin kahvaltılarını hazırlayınca, sanki " kahvaltı hazır, haydi buyurun sofraya ..." dedi. Daha pencere kapanmadan bir çift güvercin kondular pencerenin pervazına... Elimdeki gazeteyi bıraktım, daha yakından izlemeye başladım... O da ne! Bir tanesinin yürüyüşünde bir gariplik var. Hay Allah, olamaz böyle bir şey. Bir iplik, üstelik iki ayağına birden dolanmış... Sanki dar ve uzun etek giymiş bir kız gibi.. Yok yok bu olmadı.. Ayağına pranga vurulmuş bir mahkum gibi... Yürüyemiyor... Adımlarını atamıyor... Zeki dediysem de, ne ipliği çözecek kadar aklı ne de kopartacak kadar gücü var zavallının. Bir kuşun başına gelecek en büyük şanssızlık bu...
Ah, vahlar çekerek seyrettik tabii, başka ne yapabilirdik ki?
Sonra, bu nasıl oldu diye düşünürken, kulağıma fısıldadı güvercin...
Nasıl olmuş anlatayım mı? Aşağıdaki çocuk parkında, çimenlerin üstünde, sevgilisine kur yaparken, sevgilisinin etrafında döndükçe dönmüş, tabi bu arada heyacandan küçük bir kızın attığı ipliği de görememiş, o döndükçe iplikte ayağına dolanmış... Sevgilisini kandırabilmiş ama ayakları da prangalanmış... Seni gidi çapkın seni.... Ya !...
Ona bir isim koyduk: "prangalı çapkın"...
04 Nisan 2014
A.Uğur GÖKALP
Yorumlar
Yorum Gönder