DELİNİN BİRİ


Geçtiğimiz gün arkadaşım bir fıkra paylaştı.
Üzerinde düşündüm ve şöyle bir sonuca vardım, katılır mısınız?
***
Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak…
Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer dolanır…
Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider…
Az sonra sırtına bağladığı odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar...
Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını…
Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan…
Nihayet biter namaz bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar…
Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır…
İmama kadar ulaşır sesler…
İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:
“Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, ne yaptın sen?
Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu? ”
Bunu duyan meczup melül - mahzun, ama manalı bir bakışla sorar:
“ Âdetiniz böyle değil mi? ”
“ Ne âdeti? ” der hoca..
Cemaatda toplanmış, merakla ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir...
Der ki meczup bu kez:
“Hocam ben namaz kılmak için camiye girdim, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var... Zannettim ki adet böyledir; ben de şu odunları yüklendim geldim, neden sadece bana kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil!...
Hoca şaşırır : “benim sırtımda da mı var? ” der…
“ evet ” der meczup,
“ hepinizin sırtı yüklü! ” ...
Cemaatte ise hafiften “deli işte! ” manasına, bıyık altından gülüşmeler başlamıştır...
Meczup bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır:
“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı var... Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi var ”
Sonra iki elini yanına salar, başını sallar ve umutsuzca;
“Boş yok, boş yok hiç” diye tekrarlar…
O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar !...
Aynen doğrudur dedikleri çünkü
Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda,
Kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını,
Kimi onaracağı kapıyı,
Diğeri lokantasında pişireceği yemeği,
Biri açtır, aklında yiyeceği tavuk,
Birinin sırtında sevdiği kadın,
Diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır…
“Peki, söyle bakalım bende ne vardı? ” der, bu kez endişeyle hoca…
O da der ki:
“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı !...”
Meğerse hocanın ineği hastaymış, “ öldü mü, ölecek mi? ” diye düşünürmüş namazda…
***
Diyanet'e en çok sorulan sorular arasında “namaz kılarken dünyevi şeyler düşünmek namazı bozar mı?” sorusudur.
İnsanlar namazdayken bir anlık namaz dışı düşüncelere kapılabiliyor. Peki, Namazda başka şeyler düşünmek namazı bozar mı? Diyanet İşleri Başkanlığının kaynaklarına göre sorunun yanıtı şöyle...
“Namaz kılarken, dünyevi düşüncelerin akla gelmesi, birçok insanın karşılaştığı bir durumdur. Ancak namaz kılanın huşû ve huzur içerisinde olması önemlidir. Dolayısıyla mümkün olduğu kadar namaza odaklanmak gerekir. Bunun için Allah Teâlâ’yı görüyormuşçasına ibadet etmek ve namazı, kılınan son namaz gibi düşünerek O'na yönelmek gerekir.
İslam âlimleri hadisi şeriften hareketle namazda, akla ve kalbe gelen düşüncelerden dolayı, namazın bozulmayacağını ifade etmişlerdir.
Ancak akla gelen dünyevi düşüncelerle meşgul olmamak gerekir. Zira kişinin bu tür düşüncelerden sıyrılmaya çalışmayıp bunlarla meşgul olması, namazın hem çirkinliklerden alıkoyma gücünü hem de sevabını azaltacaktır.”
***
Pekâlâ!...
Namazın kabul olup olmayacağı konusunda benim ukalalık etmemin bir anlamı yok, o Tanrının işi…
Ama şu soruyu sorabiliriz:
İnsanın aklına namaz kılarken neden dünyevi düşünceler gelir?
Bunun bir tek nedeni var. Ezbere, anlamını bilmeden okunan dualardan kaynaklandığıdır. Ezbere ve anlamı bilinmeden okunan dua ile beyinde herhangi bir algı oluşmadığı için beyin başka düşüncelere kayar… Bunu önlemenin tek yolu kendi dilinde ibadet etmektir. Dilin söylediği ile beyinde şekillenen şey aynı olursa, yani beynin algıladığı ile dilin söylediği örtüşürse beyin başka şeyler düşünemez, söylenen şeyi algılar.
Örneğin “bahçeye gidip elma toplayacağım” dediğinizde, söylenen kelimelerle beynin algıladığı şey aynı olduğundan, beyin başka bir düşünceye kaymaz, bu cümleyi söylerken aynı anda “ benim bugün sınavım var, acaba hoca ne soracak?” gibi iki durumu aynı anda beyin düşünemez; ancak birinci cümleyi algıladıktan sonra ikinci cümleye kayabilir ki, bu farklı bir şeydir.
Ancak ezbere ve anlamını bilmeden okuduğunuz, örneğin “ iyyake na’büdü ve iyyake nestain” dediğinizde, dil bunu söylerken, beyin “çocuğumun bugün sınavı var, inşallah iyi sonuç alır” düşüncesine kayar. “Ben huşu içinde namaz kılıyorum ve benim aklıma hiç dünyevi işler gelmez” diyen doğru söylemiyordur.
Delinin dediği gibi “ hocanın bile sırtında koca bir inek varken”…
İsterseniz deneyin.
Oysa ezbere anlamını bilmediğiniz yukarıdaki cümle yerine kendi dilinizde “yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz” deseydik. O zaman huşu içinde namaz kılmış olurduk.
Dolayısıyla; ancak kendi dilinde ibadet huşu içinde olabilir…
Ben, deli ile aynı düşüncedeyim.
A. Uğur GÖKALP
19.12.2022

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE