Kemah İstasyonu ve Lise Yılları




Kıymetli hemşehrim Bülent Ovayurt'un Facebook sayfasında Kemah İstasyonu'nun fotoğrafı, yıl 1938, fotoğrafa uzun uzun baktım, sonra kopyalayıp kendi sayfama taşıdım. Fotoğrafın üstünde Kemah İstasyonu'nun açılış merasimi yazıyor. Kemah halkı çoluk çocuk istasyonda. Fotoğrafta bir tek Dursun Muallim'i tanıyabildim. Fötr şapkasıyla en önde, öğrencileri yanında. O fotoğrafta öğrenciler arasında muhtemelen annem ve teyzelerim de var. Özellikle Güzide teyzem kesin onların arasında çünkü Dursun Muallim teyzemin öğretmeniymiş.

24 kanunuevvel 1938 günlü Kurun Gazetesi'nin haftalık eki dergide, daha sonraları Hürriyet Gazetesi'nin Ankara temsilciliğini yapmış olan Emin Karakuş'un "Yurdun güzel bir köşesi Pigan Dağları eteklerinde Çaltısuyu" başlıklı gezi yazısından bir kaç paragraf...

"Yeni tren hattımızın açılış töreninde bulunmak üzere geçen hafta Erzincan'a gitmiştim. Saat on dokuzda Sivas'tan hareket ediyorduk, hava kapalı, yer, gök karanlık...
Sabah gözümü açtığım zaman kulaklarıma o mahut*  tren gürültüsü ile beraber bir de su şırıltısı gelmeye başladı. Pencereden aşağı baktım... Arkadaşım seslendi...
-Çaltı suyu...
....
Türkiye'de demiryolu yapmak öyle her şirketin karı değil. Dümdüz bir arazi üzerinde yere kazmayı vurmadan doğrudan ray ferşiyatına** başlamak çok kolaydır. Asıl mesele böyle bir arazi üzerinde binlerce metre kalınlığındaki dağları delerek, yüzlerce metre genişliğindeki su arızalarının üzerine demir ve beton köprüler kurarak demiryolu yapmaktır. Hem ne muvaffakiyettir ki burada tabiatı yenen, onu istediği şekle sokan Türk bilgisi, Türk gücüdür. Bu yollar Türk parası, Türk mühendisi, Türk müteahhidi ve Türk işçisi tarafından yapılmıştır...
Her istasyonda köylüler kadın, erkek hepsi birden trene koşuyorlar, mektepli çocuklar ellerinde Türk bayrakları, istasyon duvarlarına "Hoş Geldiniz" ibareleriyle davetlileri karşılıyorlar. Nafıa Vekili Ali Çetinkaya ve davetli diğer vekiller her istasyonda aşağı iniyorlar, büyük, demokrat bir devlet adamı sıfatıyla çocuklara ve köylülere iltifat ediyorlar, onlarla beraber fotoğraf çıkartıyorlar, hallerini hatırlarını soruyorlar, Saltanat devrinde bir jandarma yüzü görmeyen köylüler, büyük devlet adamlarımızın kendilerine gösterdiği bu iltifattan dolayı sonsuz bir sevinç ve heyacan içinde çırpınıyorlar; davul, zurna çalınıyor, bütün köylüler hep bir ağızdan (Yaşasın Türk Milleti, Yaşasın büyüklerimiz) nidalarıyla treni uğurluyorlar."

Kemah Ortaokulunu bitirdim yıl 1968, Kemah'ta lise yok, erkek arkadaşlarımızım büyük bir çoğunluğu Gümüşhane  Öğretmen Okulu'na gittiler, kızlar ise Elazığ Öğretmen Okuluna...O yıllarda Erzincan'da Öğretmen okulu yok, ya da var ama yatılı değil. Hiç kimsenin ev tutup çocuk okutacak hali yok... Ya parasız yatılı okulda okursun, ya da okuyamazsın. O nedenle parasız yatılı okuyan öğrenciler bu devlete çok şey borçlu... Ben ve 5-6 arkadaş Erzincan Lisesine başladık. Ticaret Lisesine giden, Sanat Okuluna giden, Ziraat Okuluna giden bir çok arkadaşımız var. Ben teyzemlerde kalıyorum. Her hafta cumartesi Kemah'a geliyoruz, pazar akşamı Erzincan'a dönüyoruz. Ulaşımımızı sağlayan tek taşıt var, tren. Üçüncü mevki 125 kuruş; kara yolu yok denecek gibi, yol şose, hem rahat değil, hem de trene göre pahalı. İstasyona ineriz, posta treninin normal saati saat 18.00, bekle gelmez, bekle gelmez. İstasyon şefine sorarız, şef, trenin gelişini öğrenebilmek için telgrafın başına geçer, tık tık... tık nokta çizgi çizgi nokta nokta mors alfabesiyle bir önceki istasyona sorar. Biraz sonra karşıdan cevap gelir, tık tık tık. tık.!   Şefe tekrar sorarız ne diyor abi?Yarım saat sonra burada der. Bu yarım saat hiç bitmez. Bekle ha bekle...Kış, soğuk, kar eve dönemezsin pazartesi okul var, yazılı var, çok sabahladığım olmuştur bu istasyonda; sadece ben mi, Erzincan' da okuyan tüm öğrenciler en az 20-25 kişi... Sonunda kara dumanlarıyla, etrafından buharlar çıkararak kara tren gelir, çuf.. çuf.. çuf...Bineriz trene, gece yarısıymış, saat 3 olmuş, 5 olmuş kimsenin şikayeti yok, tren geldi ya... Treni şöyle bir baştan sona dolaşırız, Ilıç'tan, Kemaliye'den gelen arkadaşlarla karşılaşırız. O yıllarda Erzincan'ın hiç bir ilçesinde lise yok... Hoş sohbet derken, trenin sirenleri uzun uzun çalmaya başlar, bu Erzincan ovasına girdiğimizin işaretidir. Kemah Erzincan arası elli beş kilometre, yaklaşık bir saat tutar. Uzunlu kısalı 14 tane tünel vardır. Tren birinden çıkar diğerine girer, dumandan boğuluruz. Erzincan'a varırız, sabah olmakta. Henüz Anadol,  Murat 124 yok. İstasyonda bir tane siyah Amerikan Chevrolet taksi, yanları sarı damalı. Sekiz, on tane çift atlı fayton ve birkaç at arabası. Taksi beş lira, fayton iki buçuk lira... Haftalık beş lira. Faytona binersen haftalığın yarısı giti. Taksiye binmek ise o zaten hayaldi. Tabana kuvvet yürürdük kar, kış, soğuk demeden. Kimimiz pansiyona, kimimiz vakıflar yurduna, kimimiz Ağır Bakım Oteline. Bir hafta okul, ders, yazılı,  sözlü, cumartesi tekrar Kemah'a... O yıllarda cumartesi yarım gün mesai vardı devlet dairelerinde. Okullarda da saat bire kadar ders vardı. Televizyon yok, telefon yok, telefon sadece devlet dairelerinde. Elektrik kısıtlı, radyoda liseler arası bilgi yarışması olur, can kulağı ile dinlerdik. Tok sesli bir sunucu soruları sorar, dört öğrenci bizim liseden, dört öğrenci karşı liseden. İsimlerini söyler tek tek tanıtır. Erzincan Lisesi  1968-1969 üst üste iki yıl Türkiye birinciliği 1970 Türkiye ikinciliği... Hocalarımız birinciliği başka liselere bırakma niyetinde değil... Fizik hocamız lisenin bir odasını Radyo İstasyonu yaptı. Erzincan Lisesi Radyosu; kimya hocamız deneyler yapar, laboratuarda bir takım elementleri ısıtır, kaynatır, birleştirir, ayrıştırırız. Biyoloji hocamız sınıfa kurbağa getirir, keser, biçer, ameliyat eder. Fransızca hocamız Victor Hugo'nun Sefiller'ini okur. O yıllarda ne dersane vardı, ne de özel ders. Herkes okulda öğrendiğiyle üniversite sınavlarına girerdi. Yani anlayacağınız eğitimde fırsat eşitliği vardı... Bir de, Türkiye' de lise düzeyinde ilk boykotu biz yaptık. Dört gün derslere girmedik. Ne için biliyor musunuz? Lise  Müdürümüz Necati Kotan,  babacan bir müdür, tayini çıktı Erzincan'dan gidecek, tayinini iptal ettirmek istiyoruz. Gitmesin istiyoruz. Sloganımız "Önce Vatan, Sonra Kotan" 
Tabi kimse dinlemedi bizi, dördüncü gün sonunda derslere girdik. Usulen soruşturmalar yapıldı, ama kimseye ceza verilmedi. 

Liseyi bitirdiğimiz yıl 40 kişilik sınıfın 35'i üniversiteyi kazandı. Üniversite dediysem, Ankara, İstanbul. Tıp, Hukuk, Siyasal, İktisat ve Mühendislik... 
Ben en çok edebiyat dersini severdim. Edebiyat kitaplarındaki tüm şiirleri ezberlemiştim. Cahit Külebi'nin Bebek şiirini, yüzlerce, binlerce kez okumuşumdur.

 "Senin dudakların pembe
  Ellerin beyaz,
  Al tut ellerimi bebek
  Tut biraz!
  ...........
  Benim doğduğum köylerde 
  Şimal rüzgârları eserdi, 
  Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır 
  Öp biraz!"

Şiirin bu kıtası 2013 yılında müstehcen bulunduğu için Milli Eğitim Bakanlığınca sansürlenerek şiirden çıkartılmış ve yerine üç nokta(...) konulmuştur. Ne diyelim! Bizim ahlakımız bozuldu, çocuklarınki bozulmasın!

Bütün hocalarımız gerçekten mükemmel insanlardı. Edebiyat hocamız Fahri Taş  edebiyatı, şiiri,  romanı bize o sevdirdi. Erzincan Lisesinin 60. Yıl kutlamalarında Ekim 2008 de tesadüfen oradaydım. Yıllar sonra  Fahri Hocamı orada gördüm. Adımı, mezuniyet yılımı, sınıfımı söyledim, sıkıca tokalaştık. Elini öpmek istedim, izin vermedi. Hatırladı mı bilmiyorum... Bizlerde emeği çoktur. Hocama sağlık ve uzun ömürler diliyor, tekrar ellerinden öpüyorum...

A.Uğur GÖKALP  28/03/2013

*  Mahut: bilinen
** Ferş : döşeme

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE