Dedem, Takvim ve Saat
Dedem, Malmüdürü Cemal Bey, tevellüt 1301, Osmanlının Maliye Mektebi mezunu. Mardin'in Savur İlçesinden, Denizli'nin Çal İlçesine, Ankara Nallıhan'dan Erzincan Refahiye İlçesine, iki tencere bir tava, bir döşek yorgan, ninem Hatice Hanım'la dolaşmışlar Anadolu'yu...
Dedemi 1959 un bir kış gününde kaybettik. Hayal meyal hatırlıyorum o günü...
Her bayram arifesinde babam bizleri alır, kabrini ziyarete götürürdü. Mezarının üzerinde D. Tarihi 1301- Ölüm Tarihi 1959 yazar, henüz Rumi Takvim, Miladi Takvim nedir, bilmediğimden, dedem ne çok yaşamış diye düşünürdüm...
Sonra, bir gün babama sordum.
"Baba, dedem kaç yaşında öldü?"
Babam:
"73 yaşında," dedi.
"E, o zaman neden Doğum Tarihi 1301 yazıyor?" dedim.
Babam:
"O, eski takvim" dedi.
"Ne demek eski takvim, takvim eskir mi, elbise mi ki eskisin?"
Neyse, öğrendik işin iç yüznü. Bir eski takvim var, bir de yeni takvim...
Sonra, Pörhenkbaşı Mahallesi'nde annemin akrabalarından Zehra Teyze vardı. Zehra Teyze, polis emeklisi İbrahim Amca'nın ikinci eşiydi. Çocukları olmadığından bizleri de çok severlerdi. Bazı akşamlar feneri yakar, onlara misafirliğe giderdik. Tabi gündüz annem beni Zehra teyzelere " bir maniniz yoksa, akşam size geleceğiz" diye, heber vermeye gönderirdi. O zamanlar toplum daha mı kibardı ne! En yakının da olsa, en yakın komşun da olsa " bir maniniz yosa akşam size geleceğiz" diye, haber verilmeden kimseye gidilmezdi.
Akşam olunca gider, nar gibi yanan sobanın başında, 14 numara gaz lambasının ışığında pestil, ceviz, köme, dut kurusu ( ya bunun bir adı vardı, valla unuttum) elma, armut ne varsa tepsiyle taşır, ikram ederdi. Hep birlikte yer, sohbet eder, eğlenirdik. Odanın derince bir penceresi ve içinde duran çalar saate gözüm takılırdı. Çalışmasına çalışıyor, tik-tak seslerini duyardım, ama saat hep bana yanlış gibi gelirdi. Sonra, okulda saati öğrenince, yine bir ziyaretimizde, saatin yanlış olduğunu, ayarlamak istediğimi söyleyince. Zehra teyze,
"O, İbrahim dedenin saati. O, bu saatten anlıyor, yeni saatten anlamaz, sakın değiştirme" dedi.
Hayda!..
Takvimin eskisini yenisini öğrenmiştim de, saatin eskisi yenisi olduğunu yeni öğreniyordum. Saat 3,30 u gösteriyor, ama akşam 19,30 du. Bu eski sisteme "alaturka saat" deniyormuş, güneşin battığı anı 12.00 kabul eden saat sistemi. Bir de, güneşin en tepede bulunduğu anı 12.00 kabul eden saat sistemi, buna da" zevali saat sistemi" deniyormuş. Biri "grubi saat" diğeri "ezani saat".
26 Aralık 1925 de kabul edilen 697 sayılı Kanunla, 1 Ocak 1926 dan itibaren yeni saat sistemini uygulamaya başladık. Bu Kanunun 1. maddesi "Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gün, gece yarısından başlar ve saatler sıfırdan yirmidörde kadar sayılır." diyerek, ülkede günün 24 saate bölündüğü saat sistemini yürürlüğe koyar. İkinci maddesinde de, ulusal saat sisteminin İzmitten geçen 30. meridyen esas alınarak oluşturulduğu belirtilir. İkinci maddeye 1984 yılında yapılan değişiklikle " Ayrıca başlangıç ve bitiş tarihleri belirtilerek ve bir saati aşmamak şartıyla yaz saati uygulamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir." İbaresi eklenmiştir. İşte, yaz saati uygulaması bu Kanuna göre, başlangıç ve bitiş tarihleri belirtilerek, Bakanlar Kurulunca belirlenmektedir.
Yine aynı gün, 698 sayılı Kanunla da günümüzde uygulanan" miladi takvim" kabul edilmiştir. Osmanlı devletinde Tanzimata kadar hicri takvim, Tanzimattan sonra hicri ve rumi takvim birlikte kullanılmıştır. 1945 yılında 4696 sayılı Kanunla da Teşrinievvel ( Ekim), Teşrinisani ( Kasım), Kanunuevvel ( Aralık), Kanunusani ( Ocak) olarak değiştirilmiştir.
Benimki, lüzumsuz bir bilgi, bakarsınız belki bir gün, bir yarışmada karşınıza çıkar; kim bilir...
Yukarıda anlattığım hikaye, 1960 lı yılların başında geçiyor. Yani, saat ve takvim değişeli otuzbeş-kırk yıl olmuş ve İbrahim Dede devrime hala direniyor; saati değiştirmiyor. İbrahim Dede nur yüzlü, beyaz sakallı, beş vakit namazında, kim bilir, belki de " ezani saati değiştirirsem dinden çıkarım. " diye düşünüyordur...
Bu yazıda adı geçen ve hayatta olmayanların hepsinin mekanı cennet olsun...
A.Uğur GÖKALP 25/03/2013

Yorumlar
Yorum Gönder