AZİZ DAYI



Biz gençler ona "Aziz Dayı" derdik, büyükler ise ondan bahsederken " Bay Aziz" derlerdi, önceleri isminin önüne "bay" kelimesinin getirilmesini anlamazdım. Gazete okumaya başlayınca Aziz Dayı'nın gazete bayiisi olduğunu "bay"ın doğrusunun da "bayii" olduğunu öğrendim.

1960 yılların sonu 1970 yılların başı, ortaokul bitmiş Erzincan Lisesi'ne başlamışız. Gazete bayii Aziz Dayı'nın yanındaki kahvehane, gençlerin kahvesi, genelde gençler oraya takılırdık. Yazın, önündeki kocaman dut ağacının gölgesinde, kışın ise ortada yanan kömür sobasının etrafında oturup sohbet ederdik.  Aziz Dayı o zamanlar 65 li yaşların üzerinde idi. O hepimizin "aziz" dayısı idi. 
Aziz Dayı'nın derme çatma dükkanı, üç beş gıda maddesi, tütün ve sigaralar,  bir de gazete bayiliği. Her türlü gazeteden beşer onar tane...Hayat, Ses, Akbaba hatırlayabildiğim dergiler,  ( mecmualar). 
Gazeteler Erzincan'dan öğleden sonra 4 posta treniyle gelirdi. Ulaşımda bir aksama olmazsa, günlük gazetemizi öğleden sonra 4-5 gibi alırdık. Kış mevsiminde yol şartlarına göre birkaç gün gecikmeli de olsa mutlaka gelirdi. Dört gözle posta treninin gelmesini beklerken, istasyonda bir aşağı bir yukarı tur atar, trenin gelmesiyle gazete balyasını kucaklayıp Aziz Dayı'nın dükkanına koştururduk. Trenin rötarlı olduğu günler, dükkanda Aziz Dayı ile sohbet eder, bir gün önceden kalmış gazeteleri okurduk. 
Gazeteler gelince bir telaş başlar, fırından yeni çıkmış sıcak ramazan pidesi gibi kapışırdık gazeteleri; herkes bir an önce gazetesini alıp bir köşeye çekilir, tavşan kanı rengi çaylar, sigaralar eşliğinde yudumlanır, gazeteler okunur, herkes hoşuna giden köşe yazısını diğerine aktarırdı. 
O yıllarda Kemah'a beş adet Cumhuriyet gelirdi. Biri Ziya Öğretmen'in, biri Rahmi Öğretmen'in, biri de Dursun Öğretmen'indi. Her üçü de gazetelerini titizlikle okur, cumhuriyet yazısı dışa gelecek şekilde katlar, ceketlerinin sağ cebine koyarlardı. Cumhuriyet Gezetesi onların bir aksesuarı gibiydi. Diğer iki cumhuriyetin birini Kemah Savcısı Şiar Yalçın(*) diğerini de Kaymakam Ziya İnce alırdı. Hiç kimse gazetelere abone değildi. Ama Aziz Dayı kimin hangi gazeteyi okuduğunu bilir, dışardan biri gelmişte örneğin Cumhuriyet istiyorsa ve cumhuriyet okurlarından biri gazetesini almamışsa onu satmazdı. Cumhuriyet okurunun mutlaka gelip onu alacağını bilirdi.
Babam da iki gazete alırdı. Akşam ve Milliyet. Her hafta Akbaba'yı mutlaka, arada bir de Hayat Mecmuası alırdı. Akbaba'nın her tarafı bir hafta okunduktan sonra zımba ile delinir ve biriktirilirdi.
Aziz Dayı gazete dağıtma işi bitince kahveye gelir, biz gençlerle bir arkadaş gibi sohbet eder, çay ısmarlar, değişik kağıt oyunlarını öğretir ve tavla oynardı. Sigarası dudağının kenarından hiç eksik olmaz, kibrit ve çakmak kullanmaz, birini yakarken diğerini söndürür, külü kendiliğinden düşünceye kadar hiç oralı olmazdı. Bu yüzden her gömleğinde mutlaka sigara yanıkları vardı.
O yıllarda henüz turizm denen şey bilinmediğinden, kimsenin sahillerde yazlığı yoktu. (yazlık alacak hali vakti de yoktu) Haliyle, Kemah dışında olan memurlar yaz tatillerinde mutlaka Kemah'a gelirdi. Telli Oteli'nin fıskıyeli havuzlu bahçesinde oturacak masa sandalye bulunmaz, en az bir iki masa biriç oynardı. 
Aradan neredeyse 50 yıl geçti. Şimdi Kemah'a gittiğimde herkesi sadece okey oynarken görüyorum. Çaylar ise ne tavşan kanı, ne de o eski tadında ... Cumhuriyet Gazetesi'ni ise artık Kemah'da okuyan yok... 
Özlüyorum o yılları!..
*******
(*) Şiar Yalçın, bu ismi mutlaka hatırlıyorsunuzdur. Kemah'da görev yapmış önemli bir şahsiyettir. 
Şiar Yalçın yazar, çevimen, hukukçu. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Almanca, Latince ve Farsça bilen, çevirileri ve Türkçe’yi kullanma konusundaki hassasiyetinin yanı sıra satranç, briç ve bulmacaya olan ilgisi ile tanınır.
25 Ekim 1924 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Osmanlı Devleti’nin Maliye Nazırlarından Cavit Bey, annesi Nazlı Aliye Hanım’dır. Annesi Nazlı Aliye Hanım’ın padişah II. Abdülhamit’in oğlu Şehzade Burhanettin ile yaptığı ilk evlilikten olan oğlu Osman Ertuğrul Efendi, Şiar Yalçın'ın üvey kardeşi olması dolayısıyla Osmanlı Hanedanı ile akrabalık bağı vardır.
Babası Maliye Nazırı Cavit Bey, İzmir suikastı ardından 26 Ağustos 1926’da idam edilince henüz 20 aylık bir bebekken babasız kalmış, kendisini, babasının Mülkiye’den sınıf arkadaşı gazeteci Hüseyin Cahit Bey evlat edinmiştir. Bu nedenle soyadı kanunu çıktığında “Yalçın” soyadını alan Hüseyin Cahit Bey’in soyadını taşımıştır.
İlkokulu Nişantaşı’ndaki English Highschool’da okudu. 1939’da Robert Kolej’e kaydoldu, 1945’te mezun oldu. Kolejdeki öğreniminin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir yıl Türkoloji bölümünde okudu, daha sonra hukuk öğrenimine yöneldi ve üniversiteyi 1949’da tamamladı. Askerliğinin ardından 1952-1953 senelerinde Adalet Bakanlığı’nda staj yaptı ve Pınarhisar ilçesine sorgu hakimi olarak atandı. Doktora öğrenimi için Paris’e gittiyse de 1960 İhtilali üzerine doktorasını tamamlayamadan yurda geri çağrıldı. Yurda dönüşünde İstanbul Cumhuriyet Savcı Yardımcısı olarak görevlendirildi. 1961-1962 arasında bu görevde kaldıktan sonra Finike’de görev yaptı. Savcılık görevini 1967-1970 yıllarında Koyulhisar’da sürdürdü. Bu dönemde Özellikle Akşam Gazetesi’nde yayımlanan ve komünist fikirler içeren yazıları 6 ay hapis cezası almasına neden oldu, ardından Kemah’ta görevlendirildi ve daha sonra Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararıyla politika ile uğraşması nedeniyle meslekten uzaklaştırıldı.

Şiar Yalçın hakkında bu kısa ansiklopedik bilgiden sonra, onu okulumuzun biraz alt tarafındaki evinin terasında, güneş gözlükleri gözünde, şortluyla, üzeri çıplak, cumhuriyet gazetesi okur ve güneşlenir vaziyette hatırlıyorum. 
Babasının Cumhuriyet yöneticileri tarafından idam edilmiş olmasına rağmen, Cumhuriyete ve Atatürk'e asla düşmanlık beslemeyen, cumhuriyetçi ve demokrat bir hukukçudur. 
Bu kadar birikimli bir insanın Kemah'ta görevlendirilmesi ve onun hiç gocunmadan Kemah gibi küçük bir ilçede cumhuriyet savcısı olarak görev yapması sizce de enteresan değil mi?
A. Uğur GÖKALP

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE