MAKAM-MEVKİ
İkisi de Arapça,
İkisi de aynı anlamları taşıyor.
İkisi için en yaygın söz: “makam ve mevkiler gelip geçicidir.”
Bence bu söz doğru değil; gelip geçici olan makam ve mevkiler değil, gelip geçici olan makam ve mevki sahibi olanlardır. Yoksa makam ve mevkiler yerinde duruyor. Dolayısı ile bugün, herhangi bir makam ve mevki sahibi bilsin ki, kendisinden öncekiler gibi, bir gün ama mutlaka bir gün, o makam ve mevkiden gidecektir; yerine başkası gelecektir...
Bu nedenle, bir makama ya da mevkie gelmek, büyük sorumluluklar gerektirir.
Geldiği makamı, kendisi gibi düşünmeyenlere, kendisinden olmayanlara kapatmak, o makamdan hizmet almayı zorlaştırmak, insanları o makamın gücü ile terbiye etmeye çalışmak, karşısındaki insanlara şu veya bu sebeple itibar etmek veya etmemek, o makama layık olmadığınızın göstergesidir. Bir makama gelirken merdivenlerde karşılaştığınız insanlara dikkat ediniz. Çünkü o makamdan inerken de, o insanlarla karşılaşacaksınız, unutmayınız. Bulunduğunuz mevkide kalıcı olmak diye bir şey yoktur. Kalıcı olan makam ve mevkinin kendisidir. Makam ve mevki sahibi ise gidicidir, fanidir. Makam ve mevki derken sadece başkan, müdür, genel müdür, müsteşar veya bakan anlaşılmamalıdır. Her görevlinin kendine göre bir makam ve mevkii vardır. Tahsildarlık da bir görevdir, onun da bir makam ve mevkisi vardır. Ama bizde makam ve mevki sahibi deyince nedense hep yukarıdakiler anlaşılır.
Bu nedenle; hukukun içinde kalmak kaydıyla, doğru bildiğimizi, taşlanacağımızı bilsek de yapmalıyız. Hayattayken taşlanan insanların öldüklerinde hep heykelleri dikilmiştir. Hayattayken övgüler eksik olmayan insanlar ise öldüklerinde unutulup gitmişlerdir. Bir makamda yaptırım gücünüzün olması; yanlışlara, haksızlıklara dur demeniz, arkanızda beklentisi olmayan dostlarınızın gücüne bağlıdır.
Bulunduğunuz makamdan hizmet alan herkese adil olmalısınız. O makamdan hizmet almak için insanların sadece insan olmaları yetmelidir. Kurallar, herkes için aynı olmalıdır. Her hizmetin bir şekli ve standardı olmalıdır. O standarda uyan herkes, hiçbir engele takılmadan işini görmelidir. Makamdaki insanın düşüncesi; insanların o makamdan en seri ve ekonomik şekilde hizmet almalarını nasıl kolaylaştırırım olmalıdır. Saygınlığımızı makamımız gücü ile sağlamak yerine, bilgi gücümüz, dürüstlüğümüz, tarafsızlığımız ve ilkelerimizle sağlamalıyız.
Her zaman mütevazı olmalıyız. Ulaşılmaz olmamalıyız. Kendimizi vazgeçilmez zannetmemeliyiz. Unutmayalım ki mezarlıklar kendini vazgeçilmez zannedenlerle doludur. Makam ve mevkinin esiri olmamalıyız. Gerektiğinde zirvedeyken ya da bizden daha iyi yapacağını bildiğimiz biri olması halinde o makamdan vazgeçebilme erdemini de göstermeliyiz. Makamlar insanları yüceltmek için değil, insanlar makamları yüceltmek için çalışmalıdır.
Ülkemizdeki sıkıntıların temelinde, belli güçlerin göreve getirdiği, niteliksiz, bilgisiz, yeteneksiz yöneticilerden kaynaklandığını görürüz. Bu tipler, bırakınız sorunları çözmeyi, yeni sorunlar yaratırlar. Yarattıkları sorunlarla bir taraftan kendileri boğuşurken, bir taraftan da hizmet alacak insanları rahatsız ederler. Böylece, çok kolay çözülmesi gereken işler, daha karmaşık, daha keşmekeş, daha içinden çıkılmaz hal alır. Bu durumda, rüşvet, kayırma, taraf tutma daha etkin hale gelir. Yani ortada sistem diye bir şey, kural diye bir şey, hukuk diye bir şey, adalet diye bir şey, hak diye bir şey kalmaz… Dolayısı ile toplumu oluşturan bireyler daha huzursuz, geleceğinden endişe eden, kendisine güven duygusunu yitirmiş insanlar haline gelir. Ülkemizde maalesef atamaların büyük bir çoğunluğu, oy hesabı getirisine göre yapılmaktadır. Süper niteliklere sahip olsan da, iktidardaki partinin yandaşı değilsen, bir adım ilerleme şansın yoktur. O makama en iyiyi en uygunu bulmak imkânsız hale gelmektedir.
Sonuç, bu yazı birilerinin hoşuna gitmeyebilir. İşte onlar, hak etmediği makamda oturanlardır. 27.06.2013
A. Uğur GÖKALP
Yorumlar
Yorum Gönder