ATASÖZLERİ

Atasözü bilgece olmalı…
Atasözleri bir toplumun duygu, düşünce, inanç ve kültür yapısını yansıtır. Kim tarafından ne zaman söylendiği bilinmediğinden anonimdir. Bu sözler topluma mal olmuş, toplum tarafından benimsenmiş ve yüzyılların düşünce ve mantık sisteminden geçerek günümüze ulaşmış kısa ve özlü sözlerdir. Atasözleri, bir düşünce açıklanırken ya da savunulurken tanık olarak da gösterilirler.
Atasözleri, halkın yalnızca ortak duygu ve düşüncelerini değil ortak dil zevkini de yansıtır.
Atasözleri ve deyimlerin birbirleriyle ortak ve birbirinden ayrılan bazı özellikleri vardır. Birbirleriyle ortak olan en önemli özellikleri, her ikisinin de toplum tarafından ortak olarak benimsenen ve kullanılan kalıplaşmış sözler olmalarıdır. Genellikle bu ortak özelliklerinden dolayı atasözleri ve deyimler birbirine karıştırılır. Oysa her ikisini birbirinden ayıran bazı önemli özellikler vardır.
Deyimler bir anlatım biçimidir. Bir kavramı en güzel, en etkili biçimde anlatmayı amaçlar. Bu nedenle de deyimlerde, atasözlerinde olduğu gibi bir öğüt verme ya da bilgece sözler söyleme çabası yoktur. 
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere atasözlerinin bilgece olması gerekir. Bu vereceğim örnekte bırakın bilgeliği, içinde gizli bir hinlikte var. İşte size kültürümüzün bir parçası olan, ancak benim hiç hoşuma gitmeyen bir atasözü…

 “ Üzümünü ye, bağını sorma.” 

Bu atasözüyle ilgili üç ayrı açıklama aşağıdaki gibiydi.

“-Önemli olan, sana bir nimetin gelmiş olmasıdır. Ondan yararlanmaya bak. Nereden geldiğini bilmene gerek yoktur.”

“-Sana yapılan bir iyiliğin, sağlanan bir olanağın nedenini, niçinini, kimden kaynaklandığını sorma; yalnızca yararlanmaya bak.”

“-Faydalandığın şeyin nereden geldiğini araştırma, anlamında şaka yollu söylenen bir atasözüdür. Ayrıca sunulan imkanların kaynağını sorgulamak her zaman doğru olmayabilir.”

Hiç biri, böyle atasözü olur mu, demiyor. En ilginci üçüncüsü, atasözünün şaka yollu olduğunu söylüyor. Sonra, “ayrıca sunulan imkanın kaynağını sorgulamak her zaman doğru olmayabilir.” diyor. Bakar mısınız? Ne demek bu? Hırsızın, hırsız olduğunu ortaya çıkarmak sana mı kalmış, demek…

Burada anlatılmak istenen, bana göre, sen yemene bak kardeşim, nereden geldiğini ne yapacaksın, buyur ye… Sorma, sorgulama…dır. “Çaldımsa ben çaldım, sana ne.” Arkasından tabi şunu da diyebilir. “Sen de çal, sen de ikram et.”

Oysa; üzümü ikram eden, eğer üzümü kendi bağında yetiştirmiş olsaydı, aynen şöyle demez miydi? 

- Bu üzüm var ya bu üzüm! Bunu ben kendi ellerimle diktim, ben budadım, ben topladım. Hani şu bağ var ya, işte o bağın üzümü. Buyur ye afiyet olsun.
- Ama eğer komşusunun bağından aşırdıysa… işte size cevabı…
“ Üzümünü ye, bağını sorma…”

Oysa, insanoğlu ne yediğini bilmek ister. Hele de üzümü ikram edenin üzüm bağının olmadığını biliyorsa…

Hayvanların ise böyle bir derdi yoktur. Sahibi önüne ne koyarsa onu yer. Bu önüne konanın çalıntı olup olmadığı hayvanı hiç ilgilendirmez. 

İnsan; sorgulayan, yargılayan, şüpheci bir varlıktır. Öyle de olmak zorundadır. Komşunun bağından aşırılmış bir üzümü, bağını sormadan yerseniz, bence bu aşırılma işine ortak olursunuz. Size ikram edilen üzümü yemeden mutlaka bağını sorun. Hele bir de ikram edenin bağının olmadığını biliyorsanız, onu şu deyimle sorgulayın “ nereden geliyor bu değirmenin suyu?” 

Atasözü “ Üzümü ye bağını sorma…” olan bir toplumun kültüründe hırsızlık prim yapar. Kim daha iyi çalıyorsa, en itibarlı o olur. Herkes, bağını sormadan üzüm yemeye koşar. Koşanlara afiyet olsun… 

A.Uğur GÖKALP 28.04.2014

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE