AĞIZ TADI
Ankara'da Kızılay'da bir arkadaşın ofisinde üç hemşehri neşe içinde sohbet, muhabbet ediyoruz. İş döndü dolaştı sağlığa geldi. Oram ağrıyor, buram ağrıyor derken benim de o aralar sağ ayak baş parmak tırnağında bir şekil bozukluğu oldu. Tırnağım kahverengileşti, kalınlaştı, batıyor keserken zorlanıyorum falan, bunu anlattım. Arkadaşlardan biri "aç şunu bakayım, bende de oldu, bu tırnak mantarıdır," dedi. Tırnak mantarını ilk defa duyuyorum. Mevsim kış, ayağımda da botlar var, doğrusu üşendim. Ya neyse boşver dedimse de, israr etti. Ben de botu çözdüm, çorabı çıkarttım, gösterdim...
"Aynısı, tırnak mantarı" dedi. Kullandığı İlacın adını hatırlayamadı. Dur, dedi sağlık karnesinde yazılıdır ve evini aradı, neyse uzatmayalım masadan bir not kağıdı aldı yazdı "bunu al, bir ay sonra bişey kalmaz geçer" dedi. Ben de kağıdı aldım, cebime koydum.
Bir hafta sonra Trabzon'a gittim. Kağıt birkaç gündür cebimde... O arada tansiyon ilacım bitti, yazdırmak için aile hekimliğine gittim. İlacı yazdırırken aklıma geldi. Olayı anlattım ve arkadaşın yazdığı ilacı da doktora gösterdim. Doktor, "boş ver onu" dedi ve tırnağıma baktı, "ben daha etkili bir ilaç yazacağım. Uzun bir tedavi, bunu en az üç kutu içmen lazım, karaciğeri bozabilir, bu nedenle bir kutu yazayım bir ay iç, bir ay sonra karaciğer testi yapalım, ona göre hareket edelim" dedi ve TERBİSİL diye bir ilaç yazdı. İlacı aldım, günde bir tane tok karnına içiyorum. Aradan bir ay geçti, bizim tırnaktan tık yok, aynen devam ediyor. Doktora tekrar gittim, karaciğer testi yaptık, bir sıkıntı yok. Bir kutu daha aldım ilaca devam ediyorum, ikinci kutunun yarısı bitti... Bir hafta sonu akşamı, sahil tesislerinde yedik içtik, en sonunda ballı, muzlu, fındıklı bir şey geldi. Çatalın ucuyla bir miktar aldım, ne bal bala benziyor, ne muz muza benziyor. Bir çatal daha... Yanımda oturan arkadaşa dedim ki, "bu ne ya, tatsız tutsuz bir şey..."
O da, çatalın ucuyla aldı, "yo gayet güzel" dedi... Neyse.. İkinci gün kahvaltı yapıyorum, bir gariplik var, ne yesem tadını alamıyorum. Öğle aynı... derken, ben tat alma duygumu kaybettim. Hiç bir şeyin tadını alamıyorum, tat alamayınca da, her şey çamur gibi geliyor, yiyemiyorum, içemiyorum. Canım hiç bir şey istemiyor... İnanın suyun bile tadı varmış...
Sabah kahvaltı yapmıyorum, öğlen yemiyorum, akşama doğru iyice takatim kalmayınca zorla bir çorba içiyorum; her gün böyle.... Bu arada TERBİSİLi içmeye de devam ediyorum...
Neyse Ankara 'ya geldim, hanım köfteler, dolmalar yapmış, sofrayı donatmış...
"Ben bir şey yiyemiyorum, ağzımın tadı kaçtı, tat alamıyorum" dedim, "hadi canım sende böyle şey mi olur" dedi, inanmadı bana, tabağımı doldurdu... "Ya yiyemiyorum koyma" dediysem de olmadı. Neyse, orasından burasından biraz atıştıdım kalktım, ama moralim bozuk, halim yok, perişan durumdayım...
Bir anda aklıma geldi. Hanıma dedim ki, "ya şu ilacın prospektüsünü bir okur musun, bu ilaç yapıyor olmasın?"
O da okudu " milyonda bir ağızda tat kaybı yapar, ilacı bıraktıktan sonra 3 ay sonra düzelir."
Haydaaaa!..
Üç ay tat almadan yaşamak, kimsenin başına böyle bir şey gelmesini istemem...
Derken ilacı kestim, yeme içme yine yok. Çikolata yiyorum, çamur gibi, acı, ekşi sıfır...
Trabzon'a döndüm, doğru doktoruma gittim, olayı anlattım...
" 17 yıllık hekimim, siz ikinci vakasınız, bir kişi daha böyle bir şikayette bulunmuştu, ilacı kes" dedi.
"Ben zaten kestim, tat alma duygusunun geri gelmesi için ne yapmam lazım" dedim.
"Hiç bir şey, bekleyeceksin" dedi.
"Ya, ben hiç bir şey yiyip içemiyorum, halsiz kaldım, o zaman bana en azından bir vitamin yaz" dedim.
Bunun üzerine ZİNKO diye bir ilaç verdi, günde bir tane içiyorum; bir, iki, üç, dördüncü gün sesim gitti...
Parça parça gidiyorum...
Konuşamıyorum sesim çıkmıyor, telefonun çalmasını istemiyorum, çünkü telefonla derdimi anlatamıyorum, o kadar...
Neyse Ankara'ya döndüm halsizim, göğsüm, sırtım ağrıyor perişan bir haldeyim, tam teşekküllü bir hastaneye gittik.
Hariciye, dahiliye, EKG derken kendimi anjiyo masasında buldum. Neyse oradan da sağlam çıktım. Ses kaybını da ZİNKO ya bağladılar onu da kestim. Bir kaç gün sonra sesim yerine geldi ama tat yok, sıfır...
Derken iki ayda tamı tamına 15 kilo verdim. Üzerimdeki elbiseler üç numara büyük gelmeye başladılar; neyse ki önümüz yazdı ve yeni bedenim için üç tane pantolon aldım...
Üç ay sonra ağır ağır ağzımın tadı yerine geldi; ama ben de ne hal kaldı ne derman. Verdiğim kiloları kısa sürede geri aldım ve aldığım yeni pantolonları hiç giyemedim...
Tırnağım ne mi oldu?
Tırnağı bırak, parmağımdan vazgeçtim...
İşte böyle!..
Son söz: Siz siz olun ufak tefek şeyleri sakın dert etmeyin...
Kimsenin ağzının tadı bozulmasın.
Evde kalın, sağlıkla kalın...
27 Nisan 2007
A. Uğur GÖKALP
Yorumlar
Yorum Gönder