Kızımın Doğum Günü

Yıl 1988 aylardan Ekim  vergi incelemesi için Samsun'a gittim. Turneyi yarıda kestim ve Ankara’ya döndüm; Ankara Defterdar Yardımcılığına başladığımda Ekim ayının son haftasıydı.
     Eşim her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor, hareketleri yavaşlıyordu, hamileliğinin son ayına girmişti. Misafirimizi dört gözle bekliyorduk.
     On Kasım Perşembe günü saat sekiz gibi, defterdarlıktaki odama oturdum, sabah sabah gelen çaydan bir iki yudum almıştım ki telefonum çaldı. Arayan kayınvalidemdi. 
      -"Uğur, çabuk gel, hastaneye gitmemiz lazım" dedi
      -"Ya daha yarım saat önce beraberdik, bir şey yoktu, hem daha bir hafta on günümüz var... " gibi şeyler saçmaladım. O ise, telaşla beni çağırıyordu. 
     Telefonu kapattıktan birkaç dakika sonra aklım başıma geldi. Kendi kendime, "daha ne duruyorsun koşsana… " dedim.. Apar topar odamdan çıktım, sekretere, bebeğimiz geliyormuş, ben hastaneye gidiyorum, dedim… Hemen karşımdaki odada oturan diğer yardımcı arkadaşa aceleyle durumu anlattım, ben çıkıyorum, Üstat ararsa durumu anlatırsın, diyerek dışarı çıktım. Arabaya atlayıp Etlik’teki lojmanımıza geldim.  Her şey hazır, kapının önünde beni bekliyorlardı. Onları arabanın arkasına bindirdim, ben de ön tarafa oturdum. Şoföre "Çabuk ol, Hacettepe’ye gidiyoruz…" dedim.
     Hacettepe’de araba durdu, eşime yardım ederek arabadan çıkardım, bir iki basamak çıktık, sirenler çalmaya başladı, saat dokuzu beş geçiyordu. Eşim sancılarını bir anda unuttu, Anıtkabir'e doğru döndü ve saygı duruşuna geçti. Birazdan olabilecekleri düşünerek yüzüne baktım. O, her On Kasım'da olduğu gibi, yine dim dik ve Ata'sının huzurundaydı. Ben de saygı duruşuna geçtim. Etrafıma baktım, çıt çıkmıyordu. Sirenin sesine, arabaların korna sesleri eşlik ediyordu. Zaman geçmek bilmiyordu… Sonunda ses yavaşladı ve kesildi, kadın doğum bölümüne doğru ağır ağır ilerledik. Eşimi içeri aldılar, biz kayınvalidemle dışarıda beklemeye başladık… Bir saate kadar bir ileri bir geri volta attım, sigaranın birini yakıp, birini söndürüyordum… Sonra içerden çıkan hemşireye " Bu iş ne zaman biter?" diye sordum. "Belli olmaz, ama daha beş altı saati var gibi…" dedi. 
     Saat 15.15 gibi hemşire “gözünüz aydın bir kızınız oldu.” dedi. Bir anda şaşırdım, ne diyeceğimi bilemiyordum!.. Doğumhanenin kapısı kilitli ve aramızda cam bir bölme vardı. Biz içeriye giremiyorduk. Teşekkür ettim, annenin durumunu sordum. 
     -"Her ikisi de iyiler. Merak edecek bir şey yok, biraz sonra odasına alacağız, bebeği de getirip gösteririm" dedi… 
     Garip duygular içindeydim, bir kızım olmuştu ve ben baba olmuştum…
     Bir müddet sonra, kucağında yeşil çuhalarla hemşire hanım camın önüne geldi. Bebeği camın önündeki bölüme bırakarak yeşil çuhaları açtı. Yüzükoyun yatıyordu ve yüzü bize dönüktü. Hafifçe başını kaldırdı ve yumuk gözlerini açarak bana baktı, göz göze geldik. Sonra tekrar başını koydu ve gözlerini kapattı. Bileğine banttan bir bilezik takmışlardı. Adını ne yazalım, diye hemşire bana sordu. "Gizem... Gizem Gökalp yazın" dedim. Bebeği tekrar yeşil çuhalara sararak götürdü. Şimdi ne yapacaktım, şaşkın şaşkın etrafıma bakıyordum. Bir süre daha bekledik. Biraz sonra sedye ile eşimi odasına götürüyorlardı. Bizi de içeri aldılar, elini tuttum, geçmiş olsun dileklerimle tebrik ettim. O, yarı baygın vaziyette bebeğini sordu… 
     İki gün hastanede kaldılar, üçüncü gün onları almak üzere hastaneye gittim. Pembe battaniyelere sarılı bebeği korka korka kucağıma aldım, sanki onu düşürüp kıracakmışım gibi bir his vardı içimde. Sıkı sıkı tutuyor, göğsüme bastırıyordum. Ağır ağır koridorları geçerek kapıya çıktık. Bir taraftan konuşuyor, arada bir de bebeğimin yüzüne bakıyordum. Kapıya çıkınca gün ışığı yüzüne vurdu. Bir anda kaşlarını gerdi ve gözlerini kapattı. Gün ışığını ilk defa görüyordu, rahatsız olduğu anlaşılıyordu. Ben ise yüzüne bakmaya devam ediyor, bir taraftan da taksinin gelmesini bekliyordum. Göz kapakları kapalı olmasına rağmen titreyerek hareket ediyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışır gibiydi… 
     Hava oldukça soğuktu ve kar tanecikleri uçuşuyordu. Bir tanesi geldi ve tam yanağına kondu, konmasıyla erimesi bir oldu. Bunu hissetmiş olmalı ki hafifçe yanağını hareket ettirdi. Serçe parmağımla yanağındaki damlacığı sildim.  Taksiye bindik ve eve geldik. Artık üç kişilik bir aile olmuştuk… 
     İyi ki doğdun, iyi ki varsın dünyaların en güzel, en tatlı kızı. Bir tanem. Seni çok seviyorum... Doğum günün kutlu olsun…

A.Uğur GÖKALP

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE