KOVADA GÖLÜ MİLLİ PARKI VE YAZILI KANYON TABİAT PARKI
Dikkat ettiyseniz birincisi milli park, ikincisi ise tabiat parkı.
Ne
farkı var?
Milli
Park: “Bilimsel ve estetik bakımdan, milli ve milletlerarası ender bulunan
tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına
sahip tabiat ve gezinme parçalarıdır.” Şeklinde tanımlanmıştır.
Tabiat
Parkı ise “ Halkın eğlenme ve dinlenmesine uygun, manzara bütünlüğü içinde,
yabani hayvan ve bitki örtüsüne sahip doğa parçası.” Şeklinde tanımlanmakta.
Milli Parklar Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı iken, Tabiat Parkları Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı.
Bu kısa bilgiden sonra konuya geleyim.
Meslektaşım Tufan Teksoy’un “Kendine İyi Bak Isparta”
adlı kitabını geçen yıl zevkle okumuş ve Türkiye’de görmediğim illerden biri
olan Isparta’ya bir "gül mevsimi" gideceğime kendi kendime söz vermiştir.
Ve işte, gül mevsimi gelmişti!
Isparta Öğretmenevinden 19-20 Mayıs için iki günlük
yer ayırttık ve eşimle birlikte ver elini Isparta…
Birinci gün Isparta'nın içini gezdik ve yakındaki Gölcük Gölü’ne gittik; hafta sonu olması nedeniyle Gölcük oldukça kalabalıktı, dönüşte gül bahçelerini gezdik…
İkinci gün, sabah kahvaltısından sonra Eğirdir
İlçesine gittik, Eğirdir’de gölün kalbine saplanmış gibi uzayan yarım adanın uç
tarafına kadar gittik. Çoğu turistik tesis olan kafe ve balıkçı
restoranlarında “in-cin top oynuyordu.” İşletmelerin hemen
hemen hepsi kapalıydı. Son noktada göle sıfır bir kafeyi açık bulunca, “hadi
bir kahve içelim” dedik ve bahçesindeki masaya oturduk, kahvelerimizi söyledik.
İşletme sahibiyle biraz sohbet edelim dedik, “bir dokunduk, bin ah işittik” Ne
belediye kaldı ne de kaymakamlık, ilgisiz ve işi bilememezlik, çözülemeyen
sorunlar, anlattıkça anlattı…
Kafamız şişti; hesabı istedim, iki fincan Türk
Kahvesine 140 TL ödeyerek kalktık.
“Akşam yemeğe gelin, güzel balıklar var dedi” Baktım aylık kirasını
benden çıkarmaya kararlı “Teşekkürler balık bana dokunuyor” dedim… Ne deyim!..
Sonra, Akpınar Köyüne tepeye çıktık, panoramik bir manzara yüksek tepeden gölü seyrediyorsunuz ve bir işletme, harika bir gözleme ve bir demlik çay söyleyerek bir iki saat oturduk…
Nereleri gezelim diye internete baktım. Kovada Gölü 20
km - Yazılı Kanyon 60 km… düştük yola…
Önce “Kovada Gölü” tek kelime bir dünya harikası; ıssız bir yol, ormanla kaplı çevre, asırlık çam ve çınar ağaçları, yeşiller ortasında seyretmeye doyulmayan bir güzellik… Birkaç yıl önce İtalya’ya gitmiştik, İtalya’nın göller bölgesinde Como Gölü’nü mutlaka görün diye tavsiyelere uyarak Como Gölü’nü gezmiştik. Como Gölü de güzel, İtalya’nın hatta tüm dünyanın zenginlerinin malikâneleri, şatoları; ama Kovada Gölü’nü görünce kendime kızdım. Kovada’yı görmeden ne işin vardı Como’da…
Sonra Yazılı Kanyon’a gittik. Kanyona “Yazılı” denmesinin sebebi, kanyonda büyük, dik bir kaya üzerine eski Yunan şairlerinden Epiktetos’un “Hür İnsan Üzerine” adlı şiirinin yer alması.
Şiirden kısa bir bölüm:
“Ey yolcu, yol hazırlığını yap ve koyul yola; şunu
bilerek:
Hür kişi, sadece karakterinde hür olan kişidir.
Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında
bulunur
Ve kararında içtenlikliyse kişi,
Yüreğinde ise dürüstlüğü, işte bunlar asil yapar
kişiyi
Ve bununla yücelir hür kişi, hatalarla değil.
…
Ey yolcu, Epiktetos köle bir anadan doğmuştu; ama
Yüceydi herkesten, bir kartal gibi: bilgelikte ise takdire şayandı ruhu.”
Diye devam ediyor…
Bir şair, hele de bir filozof kendi kendini böyle övmez; bu Epiktetos’un felsefesine ters gibi geldi bana, bir hayranı bu şiiri ona yazmış olmasın?
Epiktetos yazılı kaynaklarda (MS- D. 55-Ö.135) Yunan stoacı filozof ve şair diye geçiyor. Kanyonun dik kayalarına yazılı bu şiirin maalesef günümüze dörtte biri kalmış durumda. Bizim uyanık define avcıları “kayanın arkasında saklı bir hazine olabilir” gerekçesiyle dinamitle patlatılmışlar kayayı.
Yazılı Kanyon da tek kelimeyle bir dünya harikası…
Amerika’da Arizona’da “Grand Canyon (Büyük Kanyon) Ulusal Parkı” ve “Yosemite Ulusal Parkı” onları da gördüm…
Amerikalı, akıllı;
Grand Kanyon dediği yer çölün ortasında ve büyüklüğü dışında hiçbir
özelliği yok; ama öyle bir reklam yapmış ki, oraya gidince görmeden dönemiyorsun. Kanyona 3-5 km
ötede yolu kesmiş ve bir otopark yapmış, aracını oraya park ettiriyor, kişi
başı 30 Dolara otobüslerle seni Kanyona götürüyor. Bizimkiler kiraya vermişler,
devlet ne kadar kira alıyor bilmiyorum; ama kiracı bizden 90 TL aldı, yani 3
Dolar. Grand Kanyonda çalı çırpıdan yapılmış, uyduruk bir iki tane Kızılderili
kulübesi, başka bir şey yok, o kadar. Milyonlarca turist Kanyona tepeden
bakıyor, trene bakar gibi…
Amerikalılar gelsin de Kanyon görsün; ama neyse iyi
ki, gelmemişler, onu da elimizden alırlardı…
Velhasıl iki günlük Ankara’dan, işten- güçten ayrı kalmak iyi geldi…
Dönüş yolundayız, bir tabela daha, “İslamköy” 12 km... Hemen altına kahverengi
bir tabela “Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi” durdum…
Hanıma gidelim mi? dedim, cevap vermedi… biraz durdum. “Buraya kadar geldik, Demirel’i görmeden gidersek ayıp olur, hadi gidelim.” dedim ve orayı da ziyaret ettik…
Son söz: Önce kendi ülkeni tanı, kendi ülkeni gez;
sonra yurtdışını da gezersin, gezmesen de olur…
A. Uğur GÖKALP
22.05.2024
Yorumlar
Yorum Gönder