KEMALİYE (Eğin)



Trabzon'da işim bitince eşimle birlikte memleketim Kemah’a gittim. Baba ocağını açtım, yoğun duygular yaşayıp, eski anıları hatırlayarak duygulandım; büyük odanın duvarında asılı olan kırk yıllık semaveri indirdim, çalı-çırpı toplayarak yaktım; güzel bir çay demledim, kapımızın önündeki çardakta bir gün önce aldığımız tandır ekmeği, tulum peyniri ve ketelerle kahvaltımızı yaptık. Tanasur’u, Sancaktepe’yi, Saklıbahçe’yi gezdik.

Erzincan Lisesi’nden sınıf arkadaşım Tahsin Bilgiç’le daha önce kararlaştırdığımız üzere Kemaliye’de (Eğin) buluşacaktık. Tahsin’in mazereti nedeniyle Kemaliye’ye gitmesi gecikince ben de vazgeçip Ankara’ya dönmeyi kararlaştırdım…

Tahsin’in elinden kurtulmak ne mümkün!..

Hanımın da isteği üzerine bari Kemaliye üzerinden gidelim, Kemaliye’yi bir iki saat gezer oradan devam ederiz dedik. Kemah-Kemaliye arası yaklaşık 100 km, baharın getirdiği güzellikleri seyrederek iki saatlik yolculuk sonunda, dağlara taşlara oyulmuş tünellerden (bu tünellerden birini de Tahsin kardeşim yaptırmış) ve Vali Recep Yazıcıoğlu’nun yaptırdığı köprüden geçerek Kemaliye’ye vardık. Kemaliye otantik yapılarıyla gerçekten bir dünya harikası, cadde ve sokakları tertemiz. En küçük bir çöp ve sigara izmariti yok. İlçenin ortasından akan Kadıgölü Çağlayan'ı baharın gelmesiyle daha da coşmuş; son düzlüğe girmiş maraton koşucusu gibi Fırat’la buluşmak üzere son sürat beyaz köpükleriyle, şarkılar söyleyerek yoluna devam ediyor. Hayranlıkla seyredip, bu güzel sesi dinliyoruz. 

Telefonum çaldı, sabah saat 9,06. 

Arayan Tahsin.

Kahvaltınız hazır, sizi bekliyorlar, ••••• nolu numarayı ara, gelip sizi alacaklar. 

“Yolcu yolunda gerek, bırak yakamızı gidelim Tahsin” desem de, kurtaramadık. 

Neyse, verdiği numarayı aradım.

“Abi devam edin gelin, ben Apçağa köyündeyim, beş dakikalık yolunuz var, sağ tarafta tabelayı görünce sağa sapın, köy çok yakın.” 

Devam ettik, köyün girişindeki duvara ahşaptan yapılmış harflerle kocaman “APÇAĞA” yazısı. Köye vardık, aynı otantik yapılar… 

Aracımızı park ettik. Şerif ve eşi Sibel bizi karşıladı. Köyde kısa bir gezinti, yöresel yiyeceklerden bir şeyler aldık, Şerif’ de fırından sıcak pideler aldı ve arabasıyla bizi Tahsin’in konağına götürdü. 

Hiç abartmıyorum, gerçekten konak!.. 

Üç yıl önce tüm tasarımı kendisine ait, eski Eğin konaklarına sadık kalarak, mandallı oda kapıları, Eğin usulü kapı tokmakları ve süsleri, panjurlu pencereleri, ahşaptan yapılı merdivenler ve tırabzanlar, yüksek tavanlı odalar…

Verandaya çıktık… Kemaliye elinin altında, karşında yüksek ve yamaçlı dağlar ve ortadan akan Fırat; yeşillikler içinde, kuş ve bülbül seslerinin birbiriyle yarıştığı tepeden vadiyi seyrettik. 

Yola devam etme niyetime rağmen, hanım “Ben gitmiyorum, burası cennet gibi, cenneti bırakıp nereye gidelim?” dedi. Hanımı orada bırakıp gidecek halim yok. 

"Pekala" dedim.

Mükellef bir kahvaltıdan sonra, Tahsin’in ısrarları ve hanımın isteği üzerine eşyalarımızı alıp, konağa yerleştik. 

Prof. Dr. Ali Demirsoy Hocanın “Doğa Tarihi Müzesi’nden başlayıp, tarihi yerleri ve ilçeyi bir baştan bir başa gezdik. 

Akşam olunca hava biraz serinledi… 

Kocaman mutfakta, eski kuzineli soba dediğimiz tipte bir soba, odun da bol, yaktım sobayı, divana uzandım. İçimden , tüm Kemaliyeli hemşerilerime vatanlarına, baba ocaklarına gösterdikleri bu duyarlılıktan dolayı teşekkür ettim ve “Tahsin sana helal olsun!..” dedim…

Sabah kalktım saat yedi; mis gibi bir hava… 

Balkona çıktım; bir sincap garip sesler çıkararak sanki hoş geldiniz der gibiydi; bir iki zıpladı ve duvarın üzerinden koşarak uzaklaştı…

Sabah yedi buçukta koşturarak gelen Fatma kahvaltımızı hazırladı. 

Saat 10 da seyrine doyamadığımız bu güzel ilçeyi arkamızda ve aklımızda bırakarak yola çıktık.

Akşam saat yedide Ankara’da evimizdeydik.

Teşekkürler Kemaliye, teşekkürler Apçağa, teşekkürler Tahsin ve eşi Nuriye Hanım, teşekkürler bize hizmet eden Şerif, Sibel ve Fatma…


A. Uğur GÖKALP

4 Mayıs 2024

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE