-YURDUM HALLERİ XVI-

 Vergi mevzuatımızda, gayrimenkullerde vergileme konusu herkesin anlayacağı şekilde maalesef belirlenememiştir. Gayrimenkul deyince öncelikle arsa, arazi, konut ve işyerleri aklımıza geliyor. Özellikle konut ve işyerlerinin vergilendirilmesi tam bir karmaşa içinde.

Konut veya işyerlerinin yapım aşamasında alınan ruhsat tarihinin (31.12.2012 ve öncesi - 1.1.2013- 31.03.2022 arasında olması - 01.04.2022 ve sonrasında olması), net alanının 150 m2 nin altında olması veya üstünde olması, büyükşehir belediyesi sınırları içinde olup olmaması, 6306 sayılı yasa kapsamında rezerv ve riskli alanda olup olmaması, inşaatın lüks olup olmaması, yapı ruhsatının alındığı tarihte inşaatın yapıldığı arsanın emlak vergisi birim metrekare değerinin kaç lira olduğu, gibi hususlar önem arzetmektedir.

Yapım aşamasında bu hususların yanı sıra, yapımdan sonra bunların satılması halinde ise; bir işletmenin aktifine kayıtlı olup olmaması, işletmeye kayıtlı olmayıp şahıs adına kayıtlı ise kaç yıldır mülkiyetinde bulunduğu, veraset yoluyla mı yoksa satınalma yoluyla mı edinildiği, gibi birçok husus, vergileme konusunda özellikler taşır.

Bu kadar karmaşık bir vergilendirme sisteminde vergi kayıp ve kaçaklarının olduğu hepimizin malümudur.

Enflasyonun bu kadar yüksek olduğu durumlarda, siz emlak alım-satım işini belediyede bulunan emlak vergi değerine bağlarsanız ve bu vergi değeri de gerçek değerin onda biri civarında ise kusura bakmayın hiç kimse tapu işlemlerinde gerçek değeri beyan etmez. Buna vergi dairesi müdürü de, vergi müfettişi de, maliye bakanı da hatta diyanet işleri başkanı da dâhildir.

Düşünün; ticari işletmenizin aktifine işyeri olarak 1.000.000,00 TL ile kayıtlı bir binanız var. Gayrimenkuller maliyet bedeli dikkate alınarak işletmeye kaydedildiği için bu tutarı değiştirmeniz mümkün değil; ancak bir yeniden değerleme veya enflasyon düzeltmesi sonucunda bugünkü rayiç bedeline yükseltebilirsiniz. Bu işyerinin belediyedeki emlak vergi değeri de 2.000.000 TL olsun. Bugünkü rayiç bedeli de 20.000.000 TL ise burayı 20 milyona sattığınızda haliyle % 20 yani 4 milyon lira KDV isteyeceksiniz; aksi halde aldığınız 20 milyon liranın % 20 si kadar tutarı KDV olarak vergi dairesine ödediğinizde elinizde 16 milyon lira kalır. Bu birinci kısmı, eğer bu işletme şirketse işyerinin kayıtlı bedeli ile satış bedeli arasındaki 19 milyon liranın %25’i kadar kurumlar vergisi ödenecektir ki, bu da 5 milyon liradır. Kısaca, 20 milyon liraya sattığınız işyerinden size 11 milyon lira kalır. Hem alanın hem de satanın karşılıklı vergi menfaati varsa burada gerçek beyanları beklemek safdillik olur. Bu durumda satıcı alıcıya şöyle diyor. “Bu işyerinin emlak vergi değeri 2 milyon lira, dolayısı ile ben faturamı 2 milyondan keserim. (vergi idaresi bu satım işleminde sadece satış bedelinin belediyedeki emlak vergi değerinin altında olup olmadığına bakıyor; yani satıcı, satış tutaruını 2 milyon gösterdiğinde hiç kimse bir şey soramıyor.) Eğer 20 milyon fatura istiyorsan o zaman buranın fiyatı 29 milyon lira.”

 Siz alıcı olsanız ne yaparsınız?

İstemeyerek de olsa 2 milyona evet demek zorundasınız. Bu durumda kayıt dışılık başlıyor. 2 milyon lira banka kayıtları ile sisteme girerken; 18 milyon lira sistem dışı olarak nakit ve elden tahsil ediliyor. Bu durum her gayrimekul satışında aynı. Kimse aksini iddia etmesin. Her gün emlak ofislerinde, avukatların bürolarında balya balya paralar sayılıyor, spor çantalarına dolduruluyor; kimi yastık altına, kimi döviz büfesine, kimi kuyumcu dükkânlarına…

Bugünlerde İstanbul’da bir avukatın ofisinde balya balya paralar sayılıyor ya, işte o olayın gerçek durumu da bu.

Haaaa, şimdi gelelim ne yapmalıya!...

Hatırlayınız? 1998 yılında Maliye Bakanı Zekeriya Temizel tarafından çıkartılan “Nereden Buldun Yasası” vardı. Kayıtdışılığı ve kara para iddialarının araştırılabilmesi için çıkartılmıştı. Bu yasaya göre maliye, harcamanın belgesini vatandaşın önüne koyacak ve “izah et bakalım, bu paraları nereden buldun?” diyecekti.

Bu yasa ülkede feveran yarattı, kayıtdışı çalışanlar ve nereden bulduğunu açıklamak istemeyenler basını ve medyayı da yanlarına alarak her gün gazetelerde ve televizyonlarda yasanın aleyhinde propaganda yaptılar.

4444 sayılı yasanın Geçici 56. Maddesi ile bir yıl sonra durduruldu ve 1999-2002 yılları gelirlerinin vergilendirilmesinde eski sisteme geri dönüldü. Yasanın aleyhinde propaganda yapan ve feveran edenler bu yasayı (4444) dört dörtlük yasa diye millete anlattılar. Yasa hiç uygulanmadan böylece ertelendi. Ardından Ocak 2003 yılında 4783 sayılı Yasayla da tamamen yürürlükten kaldırıldı.

“Nereden Buldun” yasası, “Nereden Bulursan Bul” yasasına dönüştü. Bugünkü sistem, ev, arsa, araba ne alırsan al; şirketler kur, apartmanlar dik, bunun kaynağını sormuyor. Nereden buldun diyemiyor. Oysa gelişmiş ülkelerde para trafiğini devlet takip ediyor.

Hatta satın aldıktan sonra değil, satın almadan önce paranın kaynağını soruyor. Kaynağını açıklayamadığın parayla alım yapmana müsaade etmiyor. Kaynağını açıklayamadığın paranın vergisini alıyor, paranın elde edilmesinde bir suç unsuru tespit ederse hesabını yargıda soruyor.

Ülkemizde, 4-5 yıl önce sefil bir yaşam sürenler, kaynağı açıklanamayan gelirlerle krallar gibi yaşıyor. Tüm bunlar toplumun gözü önünde açıktan yapılıyor, hiç de gizleme gereği duymadan.

Böyle bir sistemin 5-10 yılda bir duvara toslaması çok normal.

Böyle bir sistemde rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık ve sahtekârlığın olması da çok normal.

Böyle bir sistemde kayıt dışılığın ve karaparanın olması da çok normal.

Dünyanın tüm uyuşturucu çeteleri, mafya liderleri Türkiye’ye niye geliyor?

Düzelir mi?

Tabii ki düzelir.

Bunu düzeltecek olan, miletin azim ve kararlığıdır.

13.03.2024

A.Uğur GÖKALP

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE