GÜMÜŞ
Bugün Kemah Belediyesi’nin Facebook sayfasında bir ilan; Merhum Şehzat Selçuk’un eşi Mücella Yıldız Selçuk’un vefat haberi vardı. Merhumeye Tanrı’dan rahmet, çocukları Sema, Semih ve Seda’ya sabırlar ve baş sağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.
Taziye mesajını okuyunca anılar beni altmış yıl gerilere götürdü. Rahmetli Şehzat Bey İlçemizin tarım müdürü idi. Eski hükümet konağına babamı ziyarete giderdim. Tarım ilçe teşkilatı da tam babamın odasının karşısındaydı. Şehzat amcayı da orada görürdüm. Şehzat amca aynı zamanda avcı biriydi ve av köpekleri vardı. Evleri Çarşı Mahallesi’nde Kalenin altındaydı. Ailecek görüşüyoruz… Köpekleri yavrulamış; 5-6 yavru, yavrular daha bir aylık var yok… Ağabeyim içlerinden birini almış getirdi… Adını “Gümüş” koyduk… Simsiyah, sadece karın tarafında hafif bir beyazlık var, kulakları kocaman, yerleri süpürüyor…
Annem kızıyor, istemiyor… Sokağa atmaya da kıyamıyor… Bana yalvarıyor yakarıyor, geri götür diye. Annemin yalvarmalarına dayanamıyorum, ağabeyimden habersiz bir torbaya koyuyor, benim kucağıma veriyor; istemeye istemeye, ağlayarak, çaresiz götürüyorum. Torbada ne götürdüğümü kimseler görmesin diye kale dibindeki tenha yoldan gidiyorum. Kapıdaki zili çalıyorum. Yıldız Teyze kapıyı açıyor, “annemin selamı var; köpeği size vermemi söyledi” diyorum ve torbayı uzatıyorum. Rahmetli hiçbir şey söylemeden torbayı açıp içinden Gümüş’ü çıkartıyor ve torbayı bana geri veriyor ve “annene selam söyle” diyor. Ağlaya ağlaya eve geri dönüyorum…
Ağabeyim öğrenince bana kızıyor, niye götürdün diye azarlıyor, veriyor sopayı; gidip Gümüş’ü tekrar alıp getiriyor… Gümüş’ü görünce yediğim sopaları unutuyorum... Bir iki gün sonra annemin ısrarları yine başlıyor ve Gümüş bir kez daha torbaya giriyor. Ben yine ağlaya ağlaya aynı yoldan tekrar gidiyorum.
Birkaç gün arayla Gümüş üç kez gitti-geldi.
Annem baktı olacak gibi değil, o da kabullendi. Pek de güzel sayılmayan bir kulübe yaptık Gümüş’e… Akşam olunca kulübesine kapatıyoruz, sabah olunca bahçeye çıkarıyoruz.
Et, kemik ne bulursak yediriyoruz, büyüdü kocaman oldu… Kimseleri yanaştırmıyor… Yabancılara saldırıyor… Mahalleli rahatsız oldu, bir iki söylendiler… Babam bizden habersiz Mermerli Köyü öğretmenine vermiş… Bir baktık Gümüş yok! Ne kadar ağladık… Gittiği köyü bilse, ağabeyim gidip getirecek hiç imkânı yok; ama babam söylemiyor kime verdiğini; annem de bu işe çok sevindi; ama biz her gün ağlıyor, sayıklıyoruz Gümüş’ü…
Aradan üç-dört ay geçti…
Bir baktık Gümüş geri geldi…
Aman Allah'ım! Nasıl sarılıyoruz Gümüş’e, o bizi yalıyor, biz ona sarılıyoruz, sevinçten uçuyoruz…
Babam da hayret etti, bu nasıl geldi diye, o zaman öğrendik gittiği köyü.
Sağa sola saldırmasın diye bağlıyoruz; ama bu onu daha da hırçınlaştırıyor, bahçenin üst tarafından bir yabancı geçmesin, kıyameti koparıyor…
Sonra Amcamlara verdi Gümüş’ü babam…
Köpeği özlüyoruz, ama yerini biliyoruz ya, iki günde bir Amcamlara gidiyoruz, orada hasret gideriyoruz.
İki ay sonra, oradan da kaçtı, yine çıktı geldi.
Artık annem de alıştı; annem bir yere gittiği zaman beraber gider, o kapıda bekler, annem çıkıncaya kadar, çıkınca, beraber dönerlerdi. Beş-altı yıl bizimle yaşadı Gümüş.
Bir gün, çocuklar taş atmış, kızdırmışlar Gümüş’ü, o da zinciri kır, git taş atan çocuklardan birini ısır. Sonradan öğrendik, bizim Gümüş’ü zehirlemişler; ne ölüsünü ne dirisini, Gümüş’ü bir daha göremedik…
A. Uğur GÖKALP
22.02.2024

Yorumlar
Yorum Gönder