KOLEKSİYON
Dedemden kalan ağızlıklar, tabakalar ve tespihleri Babam titizlikle saklar, aralarından seçtiklerini çok dikkatli ve özenli bir şekilde kullanır, kullandıklarını zaman zaman değiştirir, bize hiç dokundurtmazdı. Bunları sakladığı tahtadan yapılma küçük, kilitli bir çekmecesi vardı. Zaman zaman çekmeceyi açar, bunları temizler, parlatır yerine koyardı. Çekmece açılınca, içinde neler var diye merak eder, kardeşlerimle birlikte etrafına çömelir, uzaktan seyrederdik. Sedece kendisinde olan anahtarla çekmeceyi kilitler ve o küçük anahtarı cüzdanının içine koyardı…
Geçmişe, eskiye olan merak babamdan bana geçmiş olmalı ki, ben de ortaokul ve lise yıllarında pul biriktirmeye başladım. Bir pul defterini dolduracak kadar da pul biriktirdim. Pul koleksiyonumu gösterecek kız bulamayınca, baktım pul koleksiyonu işe yaramıyor, pul biriktirmekten vazgeçtim. O yıllarda biriktirdiklerimle kaldı pul koleksiyonum.
Babam rahmetli olunca, dedemden kalan koleksiyon bana kaldı. Onlara bir iki ilaveler yaptım, ben de özenle saklıyorum…
Üniversite yıllarında ve sonrasında, baktım enflasyon doludizgin gidiyor; paralara her yıl bir iki sıfır ilave ediliyor ve sürekli yeni paralar çıkıyor, ilk çıkan banknotlardan birer ikişer ayırdım, sakladım.
1980’ lerin sonu veya 1990’ ların başı, tarihi tam hatırlamıyorum. Ankara Ticaret Odasına bilgilendirme toplantısı için gittik. Toplantıdan sonra Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çavuşoğlu ve yönetimi bizi bırakmayıp, öğle yemeği için davet ettiler; biz de olur, dedik ve yemeğe çıktık. Ben 30’lu yaşlardayım. Yemek masasında oldukça kibar, çelebi, kalın camlı gözlükleri olan, beyaz saçları özenle taranmış, sinekkaydı traşlı, bıyıksız, pembe yanakları ile kızıla çalan suratı ve çok güzel parfüm kokulu bir beyefendinin sol tarafına düştüm. Bu beyi biryerlerden tanıyorum, nereden acaba televizyondan mı, kim? diye düşünürken tanıştık. Cafer Tayyar Sadıklar… Ticaret Odasına danışmanlık yapıyor, haftada bir, perşembe günleri uğruyormuş… Bize denk geldi…
Maliye Müfettişliğinden, Hazine ve MİİT Müsteşarlığına- Merkez Bankası Başkanlığından, Tokyo Büyükelçiliğine- Üniversite Hocalığından, Profesörlüğe ve milletvekilliği; Üstadın yapmadığı iş kalmamış, sohbetimiz koyulaştı. Enflasyondu, ekonomiydi, paraydı, derken, “ Yanında beş lira var mı?” dedi. Bir an afalladım, koskoca Merkez Bankası Başkanlığı yapmış biri, benden beş lira istiyor!...
“Bakayım, Üstadım” dedim ve cüzdanımı çıkardım, “evet var, Üstat” dedim ve beş lirayı Üstada uzattım.
Beş liranın üzerindeki imzayı göstererek “Bak bu benim imzam, diyerek beş liranın üzerindeki imzayı gösterdi. Kalemini ver bunu senin için imzalayayım.” dedi. Dolma kalemimi çıkardım ve üstada teşekkürlerimle uzattım, üstat da imzalayarak bana geri verdi. Artık o beş lira benim için dünyanın en değerli parasıydı. Her ne kadar zaman içinde Türk Lirası hızla değer kaybetse de, o beş lira hiç değer kaybına uğramadan sürekli değerlenerek bugünlere kadar geldi.
Sonra kalemlere merak sardım, zaman içinde biriktirdiğim kalemler çok fazla olmasa da belirli bir miktara ulaştı. Kimini dostlarım, kimini yakınlarım hediye ettiler. Bir kısmını da ben kendim aldım. En son internette gezinirken eski tip “Pelikan” dolma kalem gözüme çarptı. Gençliğimizin en gözde kalemlerinden, fiyatına bantım 2.274,99 TL hemen bir sipariş verdim ve iki gün sonra kalem elimdeydi. Kalemle biraz değil epeyce oynaştım. Sonra, diğer kalemlerin yanına koydum.
Aynı kalem bugün yeniden internette sayfama düştü. O da ne? Fiyatı 4.999,90 TL. İnanamadım; bir kez daha baktım, doğru…
Sonra, ya bunu ben ne zaman aldım, diye dekontuna baktım, 12.12.2023 tam bir ay üç gün olmuş.
Vay be… Hiç bu kadar kârlı bir iş yapmamıştım…
A.Uğur GÖKALP
15.01.2024
Yorumlar
Yorum Gönder