Pilevneli Şişko Perihan
Her sabah 7 de kalkıyorum, 2 km yürüyüş yolu sonunda denize girip aynı güzergahtan geri dönüyorum.
Yol üzerinde bir tabela dikkatimi çekiyor,
Pilevneli >
Plevne Bulgaristan’da, üstelik Plevne’de i yok. Bulgaristan bizim iken Osman Paşa günlerce Plevne’yi kahramanca savunmuş, sonunda kuşatanlar galip gelmiş ve Osman Paşa Plevne’yi teslim etmiş.
Biz çocukken Osman Paşa marşını söylerdik.
Tuna Nehri akmam diyor,
Etrafımı yıkmam diyor,
Ünü büyük Osman Paşa,
Plevne'den çıkmam diyor.
Tuna nehri akar gider
Etrafını yıkar gider
Şanlı Gazi Osman Paşa
Moskofları kırar gider
Böyle başlayıp uzayıp giden bir marş.
İnsanımız hem Plevne’yi hem de Osman paşayı unuttuğundan, “Pilevneli” tabelası fazla iş yapmayınca, Perihan da bari tabelayı “ Şişko Perihan Plevneli” yapalım demiş…
Perihan, şişkoluğunu hiç dert etmeyip, üstelik bir marka haline getirmiş; işte işletmecilik bu, dedim kendi kendime. Şişko hanımlara duyurulur. Siz de kilolarınızı dert etmeyin. Şişkoluğunuz gün gelir size yeni bir konsept oluşturabilir. Kendinizi şişko görmeyip birazcık toplu görüyorsanız,
örneğin “Tombul Melahat’ın yeri” yazabilirsiniz. (Allahtan Melahat diye tanıdığım biri yok, kimse üstüne almasın, söz gelişi yazdım)
Akşam üzeriydi, tabelanın önünden geçiyoruz, Hanıma şuraya bir bakalım dedim ve tabelayı takip ederek “Şişko Perihan Pilevneli”nin önüne geldik, arabayı aşağıda bırakıp yukarı çıktık, kalabalık, insanlar yukarı çıkmak için araç bekliyor, kapıda 5-6 vale, gelenlerin araçlarını alıyor.
İşin şekli belli oldu. İçimden buradan nasıl ayrılacağız diye planlar yapıyorum.
Ne hikmetse böyle lüks yerler hemen yanı başında bir sanat galerisi oluşturup bir iki resim heykelle çok sanatsever bir işletme süsü veriyor, bence sanatı ticaretine alet ediyorlar, dikkat ederseniz böyle yerlerin sayısı artmaya başladı. Sanat mı ticareti kullanıyor, ticaret mi sanatı kullanıyor anlamadım.
Neyse, galeriyi gezdik, gün batımını seyredip bir iki resim çektik. Ben restorandan uzaklaşmak istedikçe, hanım o tarafa yöneldi ( laf aramızda böyle lüks yerleri de çok sever) ful dolu, rezervasyonumuz yok, burada yer bulamayız falan derken, hanım garsona “ rezervasyonumuz yok ama boş masanız var mı ? “ dedi. Ve garson bizi köşede iki kişilik bir masaya oturttu.
İstanbul sosyetesinin tamamı burada boş yer yok, zeytin ağaçlarının altında harika bir ortam.
Garsonlar seçme bıçkın delikanlılar vızır vızır dolaşıyor, masamıza iki menü bıraktılar, kafamdan hesap yapıyorum 1500-2000 arası kurtarırsak iyi.
Menüyü açtım içkiler sayfası, sayfanın birinci sırası 70’lik Rakı : 4.850 ₺, hemen kapattım. Sonra derin bir nefes alarak yeniden bir kez daha denedim, 2.000 ₺'nin altında hiçbir içecek yok. Salata: 450 ₺ mezelerin en ucuzu 390 ₺, etli yemekler 850 ₺ den başlıyor 1.500 ₺ ye kadar gidiyor. Hanım da bunları görünce ancak; “Bu ne ya!…” diyebildi.
Kalkıp gideceğiz, erkekliğe de leke gelsin istemiyorum, en ucuzu peynir kavun 125 lira, “20'lik rakınız var mı ?” dedim. “Yok abi” dedi “ama isterseniz tek ya da duble verebilirim” dedi.
“Havaalanına gideceğiz misafirimiz gelecek, erken kalkacağız, sen bana bir tek rakı bir de peynir kavun ver” diyerek yalan söyledim. Hanıma sordum, “ben bir şey istemiyorum” dedi. Garson, telefonun yarısı kadar ince bir peynir ve yanında bir dilim kavun ve bir tek rakı, iki şişe su getirdi. Ağırdan alarak yarım saat oturduk, etrafıma baktım boş masa kalmamış, masaların üzeri ful dolu. İçkiler bir kaç tane; neyse hesabı istedim 660 ₺, 40 ₺ de bahşiş verdim 700 ₺ ye paçayı kurtardık. Her masa en az 10.000 ₺ 20.000 ₺ den aşağı değil. Sonra verilen fişe baktım. (Kredi kartıyla ödediğim için fiş verdi, yoksa onu da vermezdi.) Fişte hizmet bedeli olarak sadece yemek yazıyor, KDV’si %8 tabi ki, Maliye Bakanlığının kulaklarını çınlattım. Ey Maliye!.. Ha bire içkinin ÖTV sini KDV sini artırıyorsun, en son KDV’yi %20 ye çıkardın. Adam % 20 KDV ödeyerek aldığı içkiyi % 8 yemek diye satıyor. Haberin var mı? Şunu bir türlü öğrenemediniz, vergi oranını artırmakla vergi artmaz.
Ha!.. bir de Halk TV ile KRT’nin de kulaklarını çınlattım, ha bire soğan, patates deyip çöpten sebze toplayanları gösterdiniz; bir de böyle bir dünya var, bunu da gösterin.
İşin doğrusu şu; bu gelir dağılımındaki adaletsizlik sürdüğü sürece ne çöplerden yiyecek toplayanlar azalır, ne de bir masaya gecede 25.000 ₺ verenler azalır.
En önemlisi de şu, iki kesim de birbirinden habersiz. Çöpten yiyecek toplayan bir gecede 25.000 ₺ harcayanı görmüyor, bir gecede 25.000 ₺ harcayan da çöpten yiyecek toplayanı görmüyor ya da görmemezlikten geliyor.
Bu böyle nereye kadar devam eder, bilemiyorum!..
A. Uğur GÖKALP
16.07.2023
Bodrum
Yorumlar
Yorum Gönder