MASA



Masa deyince aklımıza dört ayak üzerine, üzerinde bir tabliyesi olan eşya geliyor. 

Masa deyip geçmeyin o kadar çeşitliki ve insan hayatında tekerleğin icadından sonra bence en lüzumlu bir araç. Önceleri masa henüz hayatımıza girmemişken, yer sofrasında insanoğlu yemeğini yemiş. Sonra oturup kalkmak güçleşince yer sofrasında sininin altına koyduğu aleti yükseltmiş, sonra biraz daha, biraz daha deyince masayı icat etmiş; masanın etrafında uzun süre ayakta yemek yemekten yorulunca bu sefer sandalyeyi icat etmiş. Tahta sandalyede daha nasıl rahat ederim derken koltuğu bulmuş. Bakmayın siz benim kısaca anlattığıma… Bu olay yüzyıllar sürmüş aslında. Başlangıçta yobaz takımı karşı çıkmış masa denen şeye… Yemek yerde oturarak ve sofrada yenir, masa da nereden çıktı demiş; hala da böyle düşünenler var! Masada yemek günah demişler, demişler ama insanoğlu masada oturarak yemek yemenin rahatlığına alıştıkça sallamaz olmuş yobaz takımının dediklerini.

Masa deyip geçmeyin, çeşit çeşit, hatta envaı çeşit masa var.

Yemek masası, çalışma masası, bilgisayar masası, yuvarlak masa, kumar masası, rakı masası, bilardo masası, nikah masası, bir de noter masası çıktı; her masanın da kendine özgü kuralları var. 

Neden? Çünkü; her masa ahenk ister, uyum ister her masanın kendine has kuralları vardır; yoksa o masada bir araya gelmenin ne anlamı var?

Bence “noter masası” diye bir şey yok; “müdür masası” var ama; noter masasının başlı başına bir işlevi yok. Yani şunu demek istiyorum; noterin tasdik işlemini yapabilmesi için illaki bir “noter masası” olması gerekmez. Noter, her masada tasdik işlemini yapabilir. Buradan amaç, eğer "noter, her önüne geleni tasdik eder," denilmek isteniyorsa, o zaman masanın ne suçu var, değil mi?  

Kaldı ki noter de her önüne geleni tasdik etmez. Bu doğru değildir. Ben noter olsam bu lafa gücenirim. “Tasdik” Arapça bir kelime, Türkçesi, “doğrulamak, onaylamak” anlamındadır. Noter de bir şeyin doğru olduğunu onaylar. Bu güzel bir şey, tasdik etmek, onaylamak kötü bir şeyse o zaman niye her olayı notere götürüp onaylatıyoruz?

Ben de tasdik işlemi yapıyorum; ama “yeminli mali müşavir masası” diye bir masa yok… Birisi, “burası yeminli mali müşavir masası değil”, dese, ben, "bir dakika derim; ne demek istiyorsun?"  Biz yeminli mali müşavirler tasdik ettiğimiz işlemin doğruluğundan sorumluyuz. Öyle her önüne geleni tasdik etmek de ne demek. Noterler de öyle. Bence bu tür yakıştırmalar doğru değil ve karşı tarafı üzer.

Ancak ben bu yakıştırma için noterlerden veya Noterler Birliği’nden bir tepki geldiğini duymadım. Aslında aynı gün Noterler Birliği bunu kınamalıydı. Yoksa herkes de, “ha demek ki noterler her önüne geleni tasdik ediyor” gibi bir algıya yol açarsın. Neyse, bu noterlerin bileceği bir iş…

Müdür masasının ise özelliği şu; öyle lalettayin bir masa değil, daha büyük, daha yüksek, gösterişli olmalı değil mi? Yoksa memur masalarıyla aynı olunca, nerede kaldı müdürlüğün forsu…

“Rakı masası” var;  ama “içki masası” diye bir şey yok, diğer içkiler için masaya gerek de yok. Örneğin viski içmek için masaya gerek yok. Ama rakı için mutlaka masa gerekli. “Rakı Masası" masaların içinde en çok kuralı olan masadır. Her adamla bu masaya oturamazsın. Rakı masasında oturmanın yüzlerce kuralı var; girin bakın internette, neler var neler… “Rakı masasında yapılmaması gereken 100 şey” diye kural var mesela…

Bir de masa kurmak var.

Masa nasıl kurulur? Örneğin durmuş olan saatin çalışması için saatin kurulması gerekir. İşte masa kurmak da böyle bir şey; masanın bir şeye hizmet etmesi için kurulması lazım. Yemek yenecekse, masaya tabakların, çatalların konulması, hizmete hazır hale getirilmesi demektir. Bir problemin çözülmesi için masanın etrafında toplanılması, oturulması, tartışılması sonuç elde edebilmek için çaba sarf edilmesi de masanın kurulması anlamındadır. Masayı kurmak çalıştırmak zor iş; ama masanın yıkılması çok kolay; masanın yıkılması bir tekmeye bakar. Basarsın tekmeyi masayı bir hamlede yıkarsın. Aynı ormancının yaptığı gibi…

“Ormancıda gelir gelmez yıkar masayı

Laf anlamaz ormancı çekmiş kafayı”

Sonuç olarak, her masada problem çıkabilir, yemeğin tuzu fazladır “ben yemiyorum” der kalkarsın; ama ormancı gibi masayı yıkmak olmaz.  Sonra “ya ben ne yaptım da bu masayı yıktım” diye pişman olursun; pişmanlığın yüzüne yansır.

 

A. Uğur GÖKALP

09.03.2023

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE