BUGÜN VE 94 YIL ÖNCESİ
Herkesin yüreği yanıyor. Biliyorum ki birçok insan yardım yapmak için can atıyor; sırtındaki paltosunu, evindeki battaniyesini gönderiyor. TIR’larla gönderilen yardım kolilerinin yol kenarlarına atılmış videolarını görüp de üzülmemek mümkün mü? Organizasyon yok, sahip çıkan yok; insanlar çaresiz, yardıma muhtaç olan çaresiz, yardımı yapan çaresiz… Birçok insan yardım yapmak istiyor ancak devletin kurumlarına güvenmiyor. Kızılay’a güvenmiyor, AFAD ’a güvenmiyor, yapacağı yardımın yerine ulaşacağından emin değil; en kötüsü de bu. Toplum olarak birbirimize olan güveni yitirdik… Nasıl yitirmeyelim ki!... “Oğlum Venezuela’ya yardım kiti götürdü” dersen sana kim inanır?...
Arama ve kurtarma çalışmalarında ortada görünmeyenler deprem bölgesinden iş kapmaya gelince bakın nasıl sıraya girecekler, göreceğiz.
Bana da bir ihale, ya medet!...
Dünkü yazımda bu işin asgari maliyetinin 650 milyar olduğunu belirtmiştim. Bazı arkadaşlarım, bu rakamın iyimser bir rakam olduğunu ve bu tutarın aşılacağını belirttiler. Biz yine de 650 milyar asgari tutar üzerinden başka bir hesap yapalım ve işin büyüklüğünü anlamayan ve bu konuda geç kalkıp harekete geçmeyenleri uyaralım.
Bu rakam, çok büyük bir rakamdır ve sadece iktidarın ya da muhalefetin altından kalkacağı bir durum değildir. Dolayısıyla hep birlikte bir özveriyle bu işin altından kalkmalıyız. Toplam 650 milyar, 2023 yılı bütçesinin yaklaşık %15’ i kadardır. Afet bölgesi ilan edilen 10 ilin toplam nüfusu 15 milyon civarındadır. 85 milyon toplam nüfustan 15 milyonu çıkarırsanız, geriye 70 milyon kalır. Bu 70 milyonun en az 50 milyonu bırakınız yardım yapmayı, yardıma muhtaç, günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz ve 5 kuruş yardım yapacak durumda değildir. Geriye kalıyor 20 milyon. Hadi siz buna 25 milyon deyin; 650 milyarı 25 milyona bölerseniz, kişi başına 26.000 TL düşer. Dolayısıyla, gördüğünüz gibi bu hesabın altından, gönüllü yardımlarla bağışlarla kalkmak mümkün değildir. Devlet (Hükümet demiyorum) en kısa zamanda, derhal olağanüstü toplanarak çözümler üretmeli, bu işin faturasını kime ödetecekse yasayla ve vergi yoluyla çözmelidir. Toplanacak vergi ve yardımlar tek elden devletin vergi daireleri tarafından tahsil edilmeli, bütçeye gelir kaydedilerek harcamalar açık, net ve şeffaf bir şekilde devlet eliyle yapılmalı ve sonuçları halka her ay açıklanarak hesap verilmelidir. Başka türlü güveni tesis edemezsiniz.
Habere göre muhalefetteki iki partinin milletvekilleri birer maaşlarını bağışlama kararı almışlardır. Onlara teşekkür ediyoruz. Ama yetmez; tüm partiler bu yıl Hazine’den aldıkları yardımların tamamını bağışlamalıdır. ( 4,9 milyar TL)
Ne günlere kaldık! Bir başka haber ve 94 yıl öncesi!..
“Hatay’da cezaevinde isyan, 3 ölü 9 yaralı…”
94 yıl öncesi, yıl 1939 Erzincan depremi; neredeyse Erzincan’da yıkılmayan bina kalmaz, Erzincan Cezaevi ’de buna dâhildir. Erzincan Savcısı İzzet Akçal, mahkûmlara bir konuşma yapar; mahkûmların büyük bir çoğunluğu adam öldürme suçundan katillerdir. Savcı şöyle der “Sizi kurtarma çalışmalarında görev almak üzere serbest bırakıyorum. Aranızda civar köylerden olanlar varsa iki günlüğüne köylerine gidip ailelerini görebilirler. Ancak bir şartım var. Gidin yardım edin, hiçbiriniz kaçmayacaksınız. Canla başla çalışıp işiniz bitince cezaevine döneceksiniz” mahkûmlar canla başla çalışır, binlerce insanı enkazdan çıkarır, kurtarırlar ve eksiksiz olarak cezaevine geri dönerler.
06 Ocak 1940 tarihli Cumhuriyet Gazetesi M. Sait Esen’e ait haber. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Erzincan’a trenle giderken Kemah’ta verilen molada Erzincan Cezaevinden gelmiş olan bir mahkûmla konuşur.
“ – Oradan mı geliyorsun?
- Erzincan’dan geldim. Gene Erzincan’a gidiyorum. Katilden altı buçuk seneye mahkûmum, adım Osman’dır. Hapishane başımıza yıkıldı. Kurtulabilen arkadaşlarımızla vakit kaybetmeden enkazı temizlemeğe koyulduk. Bazı taraflarda yangın başlamıştı. Biz ancak yakından sesi gelenleri kurtarabiliyorduk. Daha derinde kalanlara gücümüz yetmiyordu.
- Buraya Niçin geldin?
- Çocuklarım Kemah’ta otururlar. Köyümüz de zelzeleye uğradı. Müddeiumumiden izin alarak onları kurtarmaya çıktım.
- Çocuklarına bir zarar olmuş mu?
Mahkûmun yüzünde acı bir tebessüm belirdi. Başını öne eğdi, sadece
- Sen Sağ ol Paşam! dedi.”
Ve 26 Nisan 1940 tarihli ve 4494 sayılı Resmi Gazete:
“27 Aralık 1929 tarihinde ve müteakip günlerde vukubulan zelzelede felakete uğrayanların kurtarılmasında fevkalade hizmetleri görülen bazı mahkumların cezalarının affı Hakkında Kanun Kanun No:3804
Bağlı listede adları ve soyadları yazılı 241 mahkumun mahkumiyet müddetlerinin beşte dördü ve hukuku amme ve tazminat kabilinden olan para cezaları affedilmiştir. Bunların Muhakeme masraflarıile iaşe bedelinden olan borçları da terkin olunmuştur.”
Bugün ve 94 yıl öncesi. İşte güven, işte devlet, işte devlet yönetimi; ne derseniz deyin.
A. Uğur GÖKALP
10.02.2023
Yorumlar
Yorum Gönder