İZMİR


  

Ne mutlu bana ki askerliğimi bu güzel şehirde,  İZMİR'de yaptım. Sene 1978/1980. 

İstihkam Okulu'nda geçen 156. dönem dört aylık eğitimden sonra kura çekimleri için Ankara'dan görevli  gelen Eniştem Personel Albay Ragıp Yıldızhan'ı okulda görünce önce şaşırdım; asker selamımı vermem lazım, yoksa elini mi öpmeliyim. Kısa bir şaşkınlıktan sonra, asker selamını çaktım, sonra şapkamı çıkarıp elini öptüm. Kısa bir sohbetten sonra bizim dönemin kura çekimleri için geldiğini öğrenince sevincim daha da arttı.

"Nereye gitmek istiyorsun?" diye sorunca, herhalde bana torpil yapacak diye içimden geçirdim. 

"Kıbrıs" dedim. 

Kıbrıs çıkarmasının üzerinden dört yıl geçmiş, Kıbrıs gözümüzde en popüler yer. "İyi o zaman, torbada 50 tane Kıbrıs var birini çekersin" dedi. 

"Ya Enişte yap bişeyler birini bana ver şunların" dedim. 

"Ha ben gitmişim ha başkası gitmiş, ne fark eder. Diyarbakır'ı çekmekte var torbadan." 

"Hiç birşey yapamam, arkadaşlarına karşı haksızlık olur, ayıp olur, şansına güven, torbadan neresi çıkarsa oraya gideceksin" dedi. 

Diyarbakır'dan   Urfa'ya, Kars'tan Edirne'ye kadar her yer var. Bir tedirginlik aldı beni. İzmir Ordu Evi'nde yediğimiz yemekten sonra ayrıldık, ben okula geçtim. Askerliğini İstihkam Okulu'nda yapanlar bilir, okul, İzmir Körfezi'ne bakan Narlıdere sırtlarında, bir tepenin üzerindeydi. Kocaman bir salonda iki bölük asteğmen adayları kura çekimi için hazırdık. Kura çekimleri başladı. Okul Komutanımız, Alay komutanımız, bölük komutanımız. Ankara'dan gelen ekip, başlarında Eniştem yerlerini aldılar. İsmi okunan sahneye çıkıyor, torbadan bir kağıt seçiyor, bölük komutanı yüzbaşıya veriyor, o da açıp okuyor, sonra herkese gösteriyor, listeye yazılıyor. Üzülenler, sevinenler... derken İstanbullu bir arkadaşımız, çekti İstanbul evimin yanı, diye havalara zıpladı. Sıra bana geldi, selamı çaktım, sahneye çıktım, hala eniştem bana çaktırmadan bişeyler ayarlamıştır diyorum içimden. Bölük komutanımız yüzbaşı, "nereyi istiyorsun ?" deyince, içimden, tamam dedim herhalde istediğim olacak, ayarladılar. "Kıbrıs" dedim. "İyi o zaman hadi çek bakalım" bir enişteme, bir yüzbaşıya baktım, hiçbir hareket yok, "hadi hadi çeksene" dediler. Heyecanla elimi torbaya soktum, şöyle bir karıştırdım, torbanın en altından birini parmaklarımın arasına aldım, ellerim titriyor, nereye gideceğim? Kağıdı yüzbaşıya uzattım. Esas duruşta bekliyorum. Yüzbaşı küçük rulo kağıdı aldı, yavaş yavaş açtı, heyacanım son haddinde. "İzmir/Narlıdere Er Eğitim Alayı" dedi. Bir taraftan üzüldüm, Kıbrıs olmadı diye, bir taraftan da çok sevindim İzmir oldu diye. 

İzmir dışını çekenler 15 gün izin kullandılar, biz aynı ilde kaldığımız için ikinci gün Er Eğitim İstihkam Alayında 1. Tabur 1. Bölük Asteğmeni olarak göreve başladık. Son iki ayım teğmen olarak geçti. Önce Hatay semtinde bir evde, üç asteğmen arkadaş kaldık, sonra onlar terhis olunca ben Balçova'da bir eve geçtim, burada 15 gün kaldım. Sonra Eşrefpaşa/Kadifekale'de körfez manzaralı terası olan, çok küçük iki odalı bir evde kaldım. 18 ay boyunca bu güzel şehirde yaşadım. Hergün Kadifekale'den beş dakika yürüyerek servise biner, Üçkuyular, Fahrettin Altay, Balçova'dan mandalina bahçelerinin arasından Narlıdere'ye varırdık; hafta sonu nöbetçi değilsek Çeşme'ye, Seferihisar'a hatta Marmaris'e kadar giderdik. 

Sahi, İzmir'in dağlarında hala çiçekler açıyor mu? Hala İzmir'in kavakları yapraklarını döküyor mu?

13 Eylül 2017

A. Uğur GÖKALP 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE