TİLKİ İLE İMAM II
"İtfaiye ekibi, minarenin en üst noktasına tırmanan tilkiyi güçlükle yakaladı.
Tilkinin minareyi yuvası haline getirdiği, elektrik kablolarını da kemirdiği anlaşıldı.
Ezan sesini kesen tilki doğaya bırakıldı."
“Bu hikaye hiç bitmeseydi” diye mesajlar alınca genel istek üzerine hikayeye geri dönmek zorunda kaldım.
Referandumdan önceki durumdayız, konuşmaları dinleyelim.
***
- İmam efendi: Neyse uzatma hadi gel, in aşağıya…
- Tilki: vallahi inmem, şuradan şuraya bir adım bile atmam, bana müftü beyi çağırın.
- Lan oğlum amma da uzattın ne yapacaksın müftü beyi...
- Tilki: Seni müftüye şikayet edeceğim; o senin amirin değil mi?
İnmem de inmem diye tutturur tilki, çaresizlik içinde kalan imam müftüyü çağırmaktan başka çare kalmadığını anlayınca varır müftüyü alır gelir. Olaya bir türlü inanmayan müftü tilkiyi minarede görünce ağzı bir karış açık kalır ve şaşkınlıkla…
- Müftü: Bu ne rezillik, ne işin var senin burada, çabuk in buradan; rezil seni, diye söylenmeye başlar…
- Tilki: Dur hele bir müftü bey, bir de beni dinle.. der; ama müftünün tilkiyi dinlemeye niyeti yoktur.
- Tilki: Şikayetçiyim bu imam efendiden, bağıra bağıra ezan okuyor… Bir de bana tavuk hırsızı dedi… Hırsıza hırsız demezsiniz, ben karnımı doyurmak için bir tane tavuk alsam hemen adımız tavuk hırsızına çıkar...
- İmam efendi: Yalancı, yalan söylüyor müftü bey, bir kere ben tavuk hırsızı demedim, tavuk düşmanı dedim… İstersen tilki dostu yazarına soralım…
- Tilki: Ne fark eder, ha tavuk hırsızı, ha tavuk düşmanı… dedin mi, demedin mi? Sen tavukları yiyince iyi… Biz yiyince hırsız… Oh ne ala… Siz önce hırsıza hırsız deyin sıkıysa…
- Müftü: Sus, sus rezil, şimdi birisi duyacak… Hırsız mırsız diye bağırıp durma, rezil seni…
Tilki işi inada bindirir.
- İnmiyorum, şuradan şuraya bir adım bile atmam… Bir taraftan da; bu nasıl müftü diye de söylenmeye başlar…
- Tilki: Bunlar benim halimden anlamıyor… Bana Rıfat Börekçiyi çağırın, der..
- İmam Efendi: Oğlum sen manyak mısın nesin, Rıfat Börekçi öleli yıllar oldu, çok önce rahmetli oldu. O taaa Atatürk’ün dönemindeydi.
- Tilki: Eeee şey o zaman, Yaşar Nuri’yi çağırın…
- Lan oğlum, o da rahmetli oldu… sen de hep ölmüş adamları istiyorsun… Neyse gel hadi in aşağıya…
- İnmem… Şey o zaman Zekeriya Beyaz’ı çağırın…
- Ya O da yaşlandı, bak hiç televizyonlara çıkmıyor. O buraya gelemez, gelse de bu minareye çıkamaz…
- Müftü: Ya ne konuşup duruyorsun şu uyuz tilkiyle, vur kafasına odunla at şunu aşağıya, gebersin gitsin…
- Tilki: Seni Allahtan korkmaz münafık seni… Bir peygamber efendimizin hayvanlara davrandığına bak, bir de şu müftünün söylediklerine, Peygamber efendimiz hırkasının üstünde uyuyan kediyi rahatsız etmemek için hırkasını kesmedi mi, bilmez mi bu adam bunu? Sensin rezil…
- İmam efendi: Ya olur mu müftü bey, el aleme rezil oluruz. Camide tilkiyi öldürdüler diye adımız çıkar, tilki katili oluruz. Sonra bunun öbür tarafı da var, ben yapamam, al şu odunu sen vuruyorsan vur…
Müftü efendi sinirlenir ve söylenerek…
- Ben iniyorum o zaman ne haliniz varsa görün der ve minareden inmeye başlar…
- Tilki müftünün arkasından bağırır : Dur gitme dinle beni, her hafta cuma günü vaaz veriyorsun, bir kere de bizim haklarımızı anlattın mı şu insanlara… Tilkilere iyi davranın, çevreyi bozmayın dedin mi hı söyle.? Hep cehennem de şöyle yanarsınız, yok böyle yanarsınız… Nerede hayvan hakları…? Allah bunları sormayacak mı sanıyorsun? Otuz gün oruç tutarsın ama biz aç tilkilerden haberin yok… Tilki daha çok şeyler söyler ama bunları müftü minareden inmiştir ve artık duymamaktadır…
Tilki ile imam efendi konuşmaya devam ederler…
- Tilki: Bir de müftü olacak, biz tilkilerin halinden hiç anlamıyor.. Benim neden buraya çıktığımı bile sormadı. Siz tok insanlar aç tilkinin halinden ne anlarsınız. Sadece siz mi acıkırsınız, biz de acıkıyoruz, biz de susuyoruz, bizim de evde bekleyen çocuklarımız var, onlar da aç, bizden tavuk bekliyorlar. Sizin bunları gördüğünüz hiç yok… Bir tutturmuşsunuz Allah bütün canlıları insanlar için yarattı diye, şu hayvanların sizin elinizden çektiği nedir. Ne eşeğin sesi çıkar, ne koyunun, böyle sömürü düzeni olur mu? Yıllarca hayvanları kendi çıkarlarınız için kullandınız, yeter artık… Onları kesip yediğiniz, çalıştırdığınız yetmiyormuş gibi bir de sirklerde oynatıp alay konusu yapıyorsunuz. Türlü türlü hikayeler uydurup, gülüp alay ediyorsunuz…
- İmam efendi: “Dur bakalım bu hikayenin sonu nereye varacak, iyice azıttı bu tilki, başladı nutuk çekmeye…” diye içinden geçirir…
- Tilki: Yalan mı söylediklerim, işinize gelmiyor tabi değil mi? La Fonten’den masallar yalan mı? Yok tilki kurnazmış da, kargaya senin sesin ne güzel demiş de, karga da gaggg demiş de, yok ağzındaki peynir düşmüşte… tilki peyniri almış yemiş de… böyle salak bir masal olur mu? Yıllarca çocukları kandırdınız… Sen karganın nasıl akıllı bir hayvan olduğunu biliyor musun ? Cevizi nasıl kırdığını gördün mü, ha.. söyle bakalım… ??? Sonra peyniri karga nereden bulsun? Karganın koyunları mı var… Pencerenin önüne, balkona sen peynir bıraktın mı hiç ha… söyle imam efendi.? Kandıramazsın beni, güvenmiyorum sana, inmeyeceğim buradan…
- İmam Efendi: Lan oğlum iyice azıttın, bak sinirlenmeye başladım… Kandırma mandırma deme şimdi bir duyan olacak, ülkede birbirini kandıran kandırana zaten, işimizden de olacağız senin yüzünden.
• O arada aşağıdan köpek sesleri gelir, tilki elinde olmadan bir anda irkilir aşağıya bakar ki üç beş tane köpek, görmesinler diye minarenin şerefesine yapışır pısar kalır… Bunu gören imam efendi “tamam buldum” der. Dinsizin hakkından imansız gelir, gideyim şu köpekleri getireyim bak o zaman nasıl inersin aşağıya...
- Tilki: Dur sakın yapma, biz tilkiler köpeklerden nefret ederiz, onlar bizim kuzenlerimiz ama onları hiç sevmeyiz. Onlar köle ruhlu aşağılık yaratıklardır. Türlü şaklabanlıklar yaparak siz insanları dost edindiler… Bedavadan yiyip içip sıcacık evlerinizde yaşıyorlar, tabi buna yaşamak derseniz. Onlar boyunlarında tasma ve zincirlerle dolaşan adi kölelerdir. Biz ise asla ve asla siz insanlara boyun eğmedik, yıllarca aç kaldık, susuz kaldık ama özgürlük ve bağımsızlığımızdan taviz vermedik… Şerefimizle yaşıyoruz… Bundan sonrada bu böyle olacak, asla bizi evcilleştiremeyeksiniz…
- Lan oğlum seni evcilleştirmek isteyen yok. İn aşağıya da nereye gidersen git.
- Tilki: inmiyorum, işte… diye diretince, imamın yapacak bir şeyi kalmaz ve..
- Ben gidiyorum ne halin varsa gör, gidip tayinimi başka camiye isteyeceğim. Olmazsa istifa edeceğim. Seninle uğraşamam der ve minareden iner….
İmam efendi doğruca müftünün makamına varır…
- Müftü bey indiremedim tilkiyi, tayinimi başka bir camiye istiyorum ya da ben istifa ediyorum buyurun dilekçem, der…
- Müftü: Dur bakalım imam efendi, bir çaresini buluruz, seni başka bir camiye atayalım der…
ve tilkili camiye ilanla bir imam aranmaktadır. İlanı okuyan tilki dostu yazarımız… Bu iş tam bana göre… Hem bu aralar iş miş de yok, bu yaştan sonra hem imamlık yaparım, hem de şu tilkiyi kurtarırım diye, elinde dilekçesi müftülüğe başvurur…
- Tilki dostu: şey efendim imam arıyormuşsunuz da ben talibim.. Ben imamlık yapabilirim.
- Müftü: iyi o zaman, çağırın komisyonu şunu bir “imtihan” edelim bakalım, der…
Ve komisyon toplanır, tilki dostu sınavdadır…
- Tanıt bakalım kendini, neler biliyorsun…
- Şey efendim ben çocukken kuran kursuna gitmiştim, bütün duaları ezberledim. Ezbere bilirim.
- Müftü: İyi de kuran okumasını bilir misin?
- Şey efendim tam kuran okumaya çıkacaktım…
- Eeee ne oldu…
- Okullar açıldı… okula gittim….
- Eeee ikinci sene gitseydin ….
- Gittim efendim… gittim de hoca efendi değişmişti yeniden sıfırdan başladım …
- Eee sonra…. Sonra yine okullar açıldı okula gittim…
- Hııı desene sen kuran okumasını bilmiyorsun?
- Bilmiyorum ama bütün duaları ezbere okuya bilirim..
- Söyle bakalım bildiğin duaları…
- Üç Kul hüvellâhü bir elhem… en çok onu bilirim…
- Lan oğlum üç Kul hüvellâhü de neymiş, böyle duamı olur.. Hem onun adı Kul hüvellâhü değil, İhlas suresi… Üç defa okursan üç tane ihlas okumuş olursun…
- Şey ama bize böyle öğrettiler…
- Neyse… Başka…
- Amentüyü bilirim, Tebbeti bilirim, Allahülayı, Ettehüyyatini hepsini bilirim.. Hangisini okuyayım…
- Müftü: neyse boş ver okuma, sen şeyi söyle bakalım…
- Iıı,, Reis deyince ne anlıyorsun..?
- Reis… Reis….
- Şey reis “bulgur” ince bulgur çiğ köfte… çok güzel yaparım…
- Müftü: Oğlum ne bulguru lan, Reis, Reis…
- Tilki dostu şaşkın şaşkın komisyona bakar ve onlardan bir ipucu beklemektedir. Komisyondan bir üye müftünün arkasına geçer ve elini tavana doğru kaldırarak, uzun işareti yapar, ama bizim saf tilki dostu bir şey anlamaz… Onun aklı hala çiğ köftededir…
- Şey efendim çiğ köftenin olduğunu anlamak için tavana atarsın, yapışırsa olmuş demektir. Hani mecliste bir kere yapmışlardı ya o işte öyle…. der
- Arkadaki komisyon üyesi eliyle o değil, o değil… diye elini tavana doğru uzatır ve uzun boylu işareti yapar… ama bizim ki bir türlü anlamaz…
- Müftü : Neyse, bilmiyor bu soruyu, geçelim der…
Tilki dostu sınavı geçemeyeceğini anlayınca işi tilkiye getirir..
- Efendim ben tilkice de bilirim, kuş dilini de bilirim, deyince…
- Müftü: Tamam, aradığımız adamı buldum diye içinden geçirir.. “Madem tilkice biliyorsun, şu bizim caminin minaresindeki tilkiyi aşağıya indirebilirsen seni imam olarak alırız” der. Der ama bir yandan da komisyon üyelerine göz kırpar, yani asıl amacı tilkiyi minareden indirmektir; camiye imam almak değildir...
- Tilki dostu müftünün göz kırptığını görür, ama sesini çıkarmaz… Kabul eder ve doğru camiye gider ve minareye çıkar…
Tilki açlıktan ve susuzluktan perişan haldedir, kan şekeri düşmüş, ayakta duracak hali kalmamış ve minarede uyumaktadır.
Tilki, birinin geldiğini görünce hafifçe başını kaldırır, ve..
- Sen de kimsin diye sorar…
- Tilki dostu: Bak tilki kardeş, seni çok iyi anlıyorum sana söz, kimse kılına bile dokunmayacak, Eğer sen buradan inersen beni de bu camiye imam diye alacaklar… Sana söz veriyorum, bu hoparlörü iptal edeceğim, hatta bu konuyu Diyanet İşleri Başkanlığına götüreceğim, artık hiçbir imam bağıra bağıra ezan okuyamayacak, sen sonuna kadar haklısın…
-Tilki: İyi de sen de bir insanoğlusun, ben sana nasıl inanayım. Hem o Görmez mi ne O bu işi çözmez, ben onu iyi tanırım… O zırhlı Mercedesinden başka bir şey düşünmez… Bir de Altı milyona Adana’da müftülük binası yapmışlar… Herkese israf haramdır, israf etmeyin derler, kendilerine böyle saraylar yaptırırlar… Kim inanır bunlara… Biz hala ağaç kovuklarında, mağaralarda yaşıyoruz… Bize de dağ başında küçük bir kulübe yapsalar ya…
- Tilki dostu: Ya neyse boş ver şimdi, siyaset yapmanın sırası değil, sana söz bunların hepsini face de yazacağım ve bütün insanlar bunu okuyacak ve artık hiçbir imam bağıra bağıra ezan okumayacak. Tamam mı?...!!!
- Tilki: Peki ormanlar, ağaçlar , dereler… onlar ne olacak…
- Sana söz, bir Tilki Dostları Partisi kuracağım, tüm tilkilerin haklarını savunacağım, hem siz bütün tilkiler de bana oy verirsiniz, biz iktidara geliriz, size de iyi bakarız, hatta bir “kuş gribi” hikayesi uydururuz, kimse tavukları yemez, tavukların hepsi size kalır…
- Tilki: iyi de memlekette tilki mi kaldı. Tilki nüfusu her geçen gün azalıyor…Oy verecek kaç tane tilki kaldı… Oysa, köpeklerin sayısı her gün artıyor, yine onlar iktidara gelir…
- Ya neyse fazla karıştırma… Gel beraber inelim, bak akşam oldu etrafta kimse yokken seni köyün yakınında bırakayım, sen şimdilik dağdaki farelerle idare et işi… Allah büyüktür, ne olur ne olmaz, bakalım zaman ne gösterecek… Hem burada bak kimse sana yiyecek vermez, su vermez açlıktan ölürsün… seni Müslüman mezarlığına da defnetmezler götürür çöplüğe atarlar… Dağda, azda olsa yaşama şansın var… Gel hadi inelim. Bak senin için bir çift de tavuk aldım birini yersin, birini de çocuklarına götürürsün, hadi gel artık, der .
Yılanı deliğinden çıkartan tatlı dil, tilkiyi de minareden inmeye razı eder.
Açlıktan başı dönen tilki, bir çift tavuğu görünce dayanamaz ve elini uzatarak tilki dostunun elinden tutarak minareden inerler….
Onlar çıkarlar kerevetine biz de bakalım işimizeeee…
A.Uğur GÖKALP
01Aralık 2016

Yorumlar
Yorum Gönder