YURDUM HALLERİ IX (İŞSİZLİK)

 


İşsizlik genel anlamıyla insan kaynaklarının kısmen atıl kalması, istihdama ve üretime katılamama ve kalkınma hızında yavaşlama eğilimini ifade etmektedir. Bir başka tanımla, çalışmaya hazır olanlarla halen bir işte çalışanlar arasındaki fark olarak da ifade edilebilir.

 TÜİK’ e göre;

15 yaşından büyük olup, son üç ay içinde iş arayan ve 15 gün içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu bildirenlerin toplam işgücüne bölünmesiyle işsizlik oranı hesaplanıyor.

TÜİK’in kullandığı uluslararası standarda göre;

İstihdam edilmeyen, son üç ayda iş aramış olan ve 15 gün içinde bir işte istihdam edilebilecek durumda olan kişiler işsiz olarak sınıflandırılıyor.

Bu hesaplamaya;

İş bulma ümidi olmadığı için son üç ayda iş aramayı bırakmış olup da iş bulsa çalışacak olanlar,

Mevsimlik işlerde çalıştığı için iş aramayan; ama sürekli iş bulsa çalışmaya hazır olanlar,

Ev kadını, emekli,  öğrenci” ya da özürlü, yaşlı ve hasta olduğu için iş aramayan ama bulsa çalışmaya hazır olanlar,

Diğer nedenlerle iş aramayan ama iş olsa işbaşı yapmaya hazır olanlar işsizlik hesaplarına dahil edilmiyor.

Bu sistemin en önemli eksikliği bir kişinin işsiz sayılabilmesi için son üç ay içinde iş aramak için başvurmuş olması gereğidir.

İşsizliğin, kendi içinde birçok sebebi ve türleri var; bunlar:

Açık İşsizlik

Arızi İşsizlik

Yapısal İşsizlik

Teknolojik İşsizlik

Konjonktürel İşsizlik

Gizli İşsizlik

Bunların açıklamalarına girmiyorum; işsizliğe çare arayanların bunların her birini ayrı ayrı değerlendirmeleri sebep ve sonuçları hakkında inceleme yapmaları gerekir.

Bu yazıda anlatmak istediğim, TÜİK’in hesaplamalarda dikkate almadığı bir kesim olan “öğrenci” lere dikkat çekmek istiyorum.

15 yaşından büyük olup da iş arayanlar işsiz sayıldığına göre, hadi liseleri bir tarafa bırakalım; ama üniversite ve yüksekokullarda okuyanları bu hesaplamada dikkate almak zorundayız.

Onlar okulu bitirdiği halde iş bulamıyorlarsa; okusa da, okumasa da işsiz sayılır.

Son yıllarda mantar gibi her il ve ilçede açılan üniversite ve yüksekokullar sayesinde işsizlik oranının olduğundan düşük çıktığını belirtmek istiyorum.

İşte ben buna yukarıdaki işsizlik türlerine ilave olarak “ertelenmiş işsizlik” diyorum.

Eğitim kalitesinin düşüklüğü ve siyasi nedenlerle açılan ve hiçbir nitelik sağlamayan bu okulların işsizliği ötelemeden başka bir işlevi yoktur.

Örneğin on binlerce atanamayan öğretmen varken, Şırnak, Bayburt, Muş Alpaslan Üniversitesinde ve daha birçok üniversitede neden Eğitim Bilimleri Fakültelerine hala öğrenci alınmaktadır.

Ya da Ankara Ziraat Fakültesinden mezun olanlar iş bulamazken, neden Şırnak’ da Ziraat Fakültesi kurulmaktadır?

İşsiz insanlar daha nitelikli işsiz olsunlar diye mi?

Yoksa işsizliği ötelesinler, önümüzdeki dört yıl işsiz sayısı içinde sayılmasınlar diye mi?  

O zaman şu soruyu soralım:

İnsan neden okur?

Eğer okuyup da iş bulamayacaksa neden okur?

Bu eğitim sistemini bir yönüyle sahilde kumda heykel yapmaya benzetiyorum. Eser ne kadar güzel olursa olsun boşa kürek çekmiş ve zaman harcamış oluyorsun; öte yandan tarihi eserlerin de (en iyi üniversitelerinden mezun olanlar) yurtdışına kaçıyor farkında değilsin. Nereye kadar?

Dolayısıyla yetkilileri bu konuda düşünmeye davet ediyorum.

İşsizlik esas itibariyle işgücünün değişik biçimlerde istihdama ve üretime katılamamasından dolayı ortaya çıkan bir insan gücü kaybıdır. İnsan gücünün boş oturması ve çalışmamasını yastık altındaki para, döviz ve altına benzetebiliriz. Ancak aralarında şöyle önemli bir fark vardır. Yastık altındaki birikimler ekonomide olumlu ya da olumsuz bir şey yaratmazken; çalışmayan işsiz insan ise tüketmek zorundadır…

Sonuç olarak; işsizlik, ekonomi için önemli bir sorundur.

 

A. Uğur GÖKALP

22.11.2022

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE