YOLGEÇEN HANI
Türkiye'deki problemlerinin başında enflasyon ve işsizlik konusunu yadsımak mümkün değil; ama daha da önemli bir sorunu var...
Mülteci ve göç sorunu. Ekonomik sorunların çözümü var ve halledilebilir; ama mülteci ve göç konusu kolay halledilebilecek gibi görünmüyor.
Evime yakın bir yere aracımı yıkamaya götürdüm. Dört yıkama bölümünden boş olan birinin önünde durdum. Oldukça zayıf, çelimsiz 18-19 yaşlarında görüntüsünden yabancı olduğu hemen kendisini ele veren bir genç yanıma geldi, konuşmadan yüzüme bakıyor.
"İç- dış yıkanacak" dedim.
"Tamam abi" dedi.
İleride köşede ayak ayak üstüne atmış biri, bir taraftan çalışanları izliyor bir taraftan da sigarasını tütütürüyor; yanında siyah mercedes marka bir araç...
Akşamın geç saatleri, benim araç yıkanırken diğer müşteriler işini bitirip gittiler, bir tek ben kaldım. Boşta kalan gençlerden biri geldi benim aracı yıkayana yardım ediyor; diğeri ise çevre temizliğine başladı...
Diğer iki çalışanın da yabancı oldukları her hallerinden belli oluyor. Hiç konuşmuyorlar, üçü de işine odaklanmış; yüzleri gülmüyor, endişeli, tedirgin, hayata küskün halleri hemen belli oluyor.
Aracımı yıkayan gence yaklaştım.
"Nerelisin sen? " dedim.
"Afganistan" dedi.
Diğerlerini işaret ederek "siz akraba mısınız?" dedim.
"Yok" dedi.
Kendisine yardım edeni gösterdi " bu Kırgız", öbürünü işaret ederek "bu da Özbek" dedi.
"Buranın sahibi kim?" dedim.
İleride sandelyede oturan adamı kafasıyla işaret ederek "şu arabada oturan" dedi.
"Adın ne senin?" dedim.
Biraz düşündükten sonra "Ali... " dedi...
"Nerede kalıyorsunuz?" dedim.
Aşağıyı işaret ederek "burada kalıyoruz." dedi.
İşaret ettiği yere baktım; iki çoban köpeği ve bir köpek kulübesi ve yanında derme çatma bir baraka...
Benimle konuşurken oldukça sessiz, benimle konuştuğunu patrona çaktırmamaya çalışıyor.
Belli ki bu konuda uyarılmış, konuşmaktan çekiniyordu...
Bu arada patron da gözucuyla beni izliyor...
Daha fazla üstelemedim.
Yıkama işlemi bitti. "Ne kadar?" dedim.
"Patronu işaret ederek ona sor." dedi. Uzakta oturan adama seslendim.
"Usta, borcumuz ne kadar?"
"80 lira " dedi..
Ben de yıkayan çocuğa 100 TL uzattım; parayı almadı ve patronu işaret ederek
"Ona ver" dedi.
Ben de "sen al, ona ver; üstünü bu arkadaşla paylaşırsın." dedim. Parayı aldı patrona götürdü, patron 100 lirayı cebine koydu çocuğa iki tane onluk verdi, mercedesine bindi ve gitti.
Çocuk onluklardan birini Kırgız olan çocuğa uzattı, diğerini cebine koydu...
İçeri girdi ve bir poşetle çıktı, kemik dolusu poşeti yere boşalttı ve köpekleri kulübeden çıkardı. Köpekler kemikleri paylaşırken, iyi akşamlar diyerek ayrıldım...
Eve dönerken değişik duygular içindeydim. Kimdi bu çocuklar, uzak diyarlardan onları buraya getiren sebepler nelerdi?
Bu çocukların yaşam koşullarına üzülmemek elde mi? Acıma ve vicdani duygular tabii ki insanı üzülüyor; ama diğer taraftan ülkeye öbek öbek hergün akın eden Suriyeli, Afganlı, İranlı, Iraklı, Pakistanlı, Özbekistanlı, Kırgızistanlı, Somalili bilmem nereli göçmen ve mültecilerin geldiğini görmek daha da çok üzüyor; üzmenin ötesinde endişeye sevk ediyor.
Kayıtlı kayıtsız sekiz ila on milyon göçmen ve mültecinin varlığından bahsediliyor. Bugüne kadar harcadığımız paranın 60 milyar doları geçtiği söyleniyor..
Nereye kadar? Bu iş nerede bitecek, nasıl bitecek?
Ülke yolgeçen hanına döndü diyoruz ama
"Yolgeçen hanı"nı deyimler sözlüğü şöyle tanımlıyor: "Her önüne gelenin izin almaksızın rahatça girip çıktığı, girenin çıkanın belli olmadığı yer."
Her önüne gelenin izin almadan rahatça girdiği doğru da, çıkan var mı, emin değilim.
A. Uğur GÖKALP
05.05.2022
.

Yorumlar
Yorum Gönder