HER SAVAŞ HESAPLAŞMA İLE BİTER


 

Osmanlı’nın çöküş ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Milli Mücadele’ye karşı olanların sayısı hiçte azımsanacak kadar değildir. Aslında bunlar 150 değil, yüzellibinlerle ifade edilmeli. Bu kişilerin kimisi işbirlikçi saray hükümetinin, kimisi işgalci İngilizlerin, hatta Yunanlıların yanında Kurtuluş Savaşı’na karşı çıktılar. Türk milletinin varlık yokluk kavgasına ihanet ettiler. Bunlardan bir kısmı silahlarıyla kurtuluş mücadelesini verenlerle savaştı, onları yok etmeye, öldürmeye kalktı; kimisi gazetelerinde her gün yazılarıyla öldürülmeleri gerektiğini ve idamlarını istediler, hakaret ettiler, aşağıladılar.

 

Kurtuluş Savaşı başarılınca, daha önce vatana ihanetle suçlanan ve gıyaplarında ölüm cezası verilen bu kişilerin yurt dışına çıkmalarına göz yumuldu. Lozan barış görüşmeleri sırasında bunların affedilmesi gündeme geldi. Başlangıçta 600 kişilik listede yer alanların affedilmesinin söz konusu olamayacağı bildirilse de bu liste 150 kişiye kadar indirildi ve tarihe 150’likler olarak geçtiler; ömürlerinin büyük bir kısmını yurt dışında sürgünde geçirdiler. Bu sürgün yıllarında kimisi öldü, kimi aftan sonra ülkeye geldiler, gelmeyenler de oldu…

 

Genç Türkiye Cumhuriyeti bu hesaplaşmayı derinlemesine yapmadı; Cumhuriyet’in kurucuları kesin bir hesaplaşma yerine modern bir devlet kurmayı, büyük kayıplar vererek, büyük bedeller ödeyerek kurtardıkları ve kurdukları devleti kin ile büyütmemeyi tercih ettiler.

 

1938 yılında çıkan af yasasıyla “150’likler” affedilir ve Mustafa Kemal şöyle der:

“ Her şeye rağmen ben onları affediyorum… Fakat göreceksiniz ki onların içinde beni affetmeyenler bulunacaktır…”

Her konuda olduğu gibi bu konuda da haklı çıktın Atam… Ölümünün üzerinden 83 yıl geçmesine rağmen bunların torunları hala bu kini günümüzde devam ettiriyorlar…

 

Bu konuda daha önce okuduğum kitaplara ilaveten geçtiğimiz günlerde konuya ilişkin iki kitap daha çıktı ve ikisini de okudum. Birincisi Şaduman Halıcı'nın kapsamlı bir çalışması olan “Mütareke Döneminin İşbirlikçileri-Yüzellilik Gazeteciler”; ikincisi ise Kasım 2021’de yayımlanan Ceyhun İrgil’in “Babalar ve Çocuklar- Genç Cumhuriyetin Vicdan Serüveni”.

Bu 150’liklerin içinde kimler yok ki. Ama en aykırı olan Refi Cevat Ulunay, Alemdar Gazetesi’ndeki köşesinde 1919 ve 1920 yıllarında şöyle yazıyordu.

“Tek çare galiplerle uyuşmak ve anlaşmak olacağı bu kafasızlarca ne zaman anlaşılacak?”

“Salah ve mevcudiyetimiz için bunların temsilcilerini yok etmemiz lazım. Anadolu ile değil, Yunanistan ile anlaşmalıyız.”

“İngilizleri bekliyoruz. Türkler kendi güçleriyle adam olamaz. İngilizler elimizden tutarak bizi kurtaracak.”

Alev Coşkun, “Samsun’dan Önceki 6 Ay- İşgal. Hüzün, Hazırlık” kitabında İngiliz hayranı Refi Cevat Ulunay'ın Mustafa Kemal Atatürk’le yaptığı bir konuşmayı aktarır. Ulunay, Paşayı Şişli’deki evinde ziyaret eder. Çanakkale Savaşları’na ilişkin sorularını bitirdikten sonra ayrılmak üzere ayağa kalktığı zaman Mustafa Kemal “Bu vatan, içine düştüğü bu felaketten nasıl kurtarılır, diye bir sual sormanızı isterdim.” der.

Refi Cevat, şöyle cevap verir:

“Ben bu vatanın kurtarılmasını mümkün görmediğim için böyle bir sual düşünmedim.

Neyle, hangi askerle, hangi silahla, hangi parayla?

Maalesef paşam, vatan kupkuru bir çölden farksız oldu. Affınıza sığınarak arz edeyim ki, artık bu kupkuru çölde hiçbir hayat belirtisi yok!”

 

Mustafa Kemal ise şöyle der:

“ Çöl sanılan bu âlemde saklı ve kuvvetli bir hayat vardır. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse, vatan da millet de kurtulur. Bunu böyle bilesiniz Refi Cevat Beyefendi!”

 

Refi Cevat, matbaaya dönünce arkadaşları merakla sorarlar. Paşa ne dedi?

Şöyle der:

“Şu sıralar Anadolu’ya geçilir, milli direniş harekete geçirilirse, Fransız’ı da, İngiliz’i de, İtalyan’ı da memleketten kovulur, vatan istiklaline kavuşur, millet de esaretten kurtulurmuş! Anladınız mı arkadaşlar? Bu adam deli, deli değil zırdeliymiş.”

 

Af ’tan sonra memlekete dönen Refi Cevat’a sorarlar,

“ Milli Mücadeledeki yanlışlarınızdan pişmanlık duyuyor musunuz?”

Şöyle der:

“ Hayır, ben haklıydım yerden göğe… O şartlar içinde kurtuluş mücadelesine atılıp Türkiye’yi üç büyük devletin pençesinden kurtarmadan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü… Böyle düşünmeyen tek adam oydu, tek adam!..”

 

Mutafa Kemal Atatürk’le ters düşen ve onun devrimlerine karşı çıkarak daha sonra yurt dışına çıkan Rauf Orbay bile hatıralarında şöyle der:

“O olmasa biz bu mücadeleyi kazanamazdık. Ama biz olmasak da O bu mücadeleyi yine de kazanırdı.”

Şimdi anladınız mı, Mustafa Kemal’in büyüklüğünü...

Ona ve silah arkadaşlarına olan bu kin ve nefretinizi gömün artık. Rahat bırakın…

 

A.      Uğur GÖKALP

22.11.2021

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE