GÜMRÜK KAPISI
Hollanda Rotterdam'da olan kızımızı ziyaret etmek için eşimle birlikte 6 Nisan günü Ankara Esenboğa'dan aktarmalı Yeni İstanbul Hava Limanı'ndan çıkışımızı yaptık. Amsterdam'a vardığımızda saat 21:30'du...
Gümrüğe vardığımızda, görevliye yeni aldığım yeşil pasaportumu uzattım; pasaportum yeni, içinde hiçbir giriş çıkış damgası yok, adam şüphelendi, tüm sayfaları çevirdi boş, yeşil pasaport olduğu için vize de yok...
- İlk defa mı geliyorsun?
-Evet.
Niye geldin?
-Sana ne?... (demedim tabi)
Kızım burada çalışıyor, eşimle beraber onu ziyarete geldik...
- Ne zaman döneceksin?
- İki hafta sonra...
- Biletini göster?
- Dönüş biletimi gösterdim.
- Geliş biletini göster.
Lan oğlum ne yapacaksın geliş biletimi? Burada olduğuma göre gelmişimdir; yürüyerek gelmedik ya...
Bunu Türkçe söyledim. Anlamadı ama, benim sabrımın taştığını anladı. Neyse buldum gösterdim...
Bu arada salon boşaldı, bir biz kaldık...
Salonun bir köşesini işaret ederek "orada bekleyin" dedi...
Çattık belaya!...
Pasaportlarımızı aldı içeri girdi; yarım saat sonra başka bir görevli geldi, eşimin ismini söyledi ve beraber içeri girdiler, ben salonda bekliyorum. Sinirden salonda söylenerek bir aşağı bir yukarı volta atıyorum. Kimse ilgilenmiyor. Arada bir gidip ya bagajlarımız var onları alayım, diyorum; ııhhh...
Bir müddet sonra ya kızım dışarıda bekliyor onu çağırın diyorum, yok...
Bu arada laf aramızda çok da kibarlar; kızımızla görüşmemize izin vermiyorlar ama iki görevli kızımın yanına gitmiş, bir iki soru sormuşlar annen ve baban bizimle merak etme, bir kaç soru sorduktan sonra geçecekler, birazcık bekle, demişler...
Eşimin sorgusu tam bir buçuk saat sürdü.
Yeminli bir tercüman aracılığıyla, olmadık sorular; inanamazsınız!...
- Kızınızı niye görmek istiyorsunuz?
Ya böyle bir soru olabilir mi?
- Kızınızın yanında mı kalacaksınız?
Yok, siz misafir ederseniz sizde kalacağız!...
- Kızınızın evi müsait mi?
Ya sana ne kardeşim, ben yerde yatacağım...
- Ankara'da nerede kalıyorsunuz, ev sizin mi, ne iş yapıyorsunuz, aylık geliriniz nedir, yanınızda kaç euro var?
Neler neler...
Tam bir buçuk saat...
Hanım çıktı. Anlatıyor...
Beni de içeri alırlarsa, sabahı bulacağız...
Bu arada saate baktım 24 e 10 var... On onbeş dakika daha bekledik. İçeriden biri çıktı, "gelin benimle" dedi, düştük adamın peşine git ha git... Bir yere gekdik, "bagajlarınız bunlar mı?"
"Evet"
Adam, özür diliyor, iyi geceler falan, dedi.
-Hanım da, teşekkür ediyor.
Ben ise içimden bildiğim bütün küfürleri arka arkaya sıraladım...
Çıkış kapısına geldik, kızım elinde bir buket çiçekle yorgun ve bitkin bir şekilde bizi bekliyor...
İşte böyle tatsız bir şekilde başladı Hollanda seyahatimiz...
İkinci gün, sakin kafayla düşününce hak verdim adama; adam işini yapıyor, hem de çok iyi yapıyor. Ülkesine yabancı biri geliyor. Niye geliyor, ne zaman dönecek, nerede kalacak, parası var mı?
Ülkesinin başına bela olmasın, diye sorguluyor, tatmin olmazsa ülkesine sokmuyor, gerisin geri geldiği yere gönderiyor.
Bizim ülkemizdekiler ne yapıyor?
Ülke yol geçen hanına döndü; ne giren belli ne çıkan. On milyon mülteci var. Yedirip içirip besliyoruz...
Kimin ne yaptığı belli değil.
Suriyeli, Afkanlı derken bir de Afrikalılar belirdi.
Geçenlerde Kızılay'dan büroma gidiyorum, sayacağım dedim. Beş yüz metre yürüdüm, tam 83 tane çikolata renkli insan saydım. "Somali Sofrası", "Blue Nil Restorant" adamlar yerleşmiş bir de işyeri açmışlar Başkent'de Kızılay'ın göbeğinde...
Yani benim gibi 15 günlük değil, dönüş biletleri de yok.
Yerleşmiş...
Nerelisin? diye sorsan,
Ankaralıyım diyecek...
Neresinden?
İçinden...
Son söz: Hollandalı haklıydı, yanlış olan bizimki...
A. Uğur GÖKALP
12.04.2022
Yorumlar
Yorum Gönder