BU SİSTEMİN TEK KAZANANI BANKALAR.

   
“Kur Korumalı Mevduat Sistemi” şeklinde yapılan düzenleme ve 20 Aralık’ta yapılan operasyon sonucunda döviz kurları bir hayli geriledi. Müdahale sonrası 11’lere düşen dolar kuru, bugünlerde 14,80’ler civarında seyrediyor. Konu, Merkez Bankası, banka ve mudi açısından ayrı ayrı değerlendirildiğinde, bu operasyondan tek karlı çıkanın bankalar olduğu açıktır. Her zaman yüksek faizden kazanan “faiz lobisi” bu kez düşük faizden kazanmayı hedeflemiştir...
Kamuoyu genellikle dövizin ilk bozdurulduğu kura önem vermektedir. Döviz kurunun düşmüş olması nedeniyle 17-18 ₺ kur üzerinden döviz alanların, dövizlerini bozdurmama eğiliminde olduğunu görüyoruz. Oysa, sistemin işlerliği incelendiğinde vade başı ve vade sonu kuru ne olursa olsun, ne mudinin ne de Merkez Bankasının bir kar-zarar durumu söz konusu değildir. Buna karşın, bir yandan döviz yükümlülüğünden kurtulan, diğer yandan düşük mevduat faizi sayesinde fonlama maliyeti ucuzlayan bankaların, verdikleri kredilere ise piyasa faizi uygulamaları, bankaları sistemin tek karlı oyuncusu konumuna getirmiştir. 
Şimdi konuyu her üç taraf açısından ayrı ayrı değerlendirelim.
Mudi Açısından
Dolar kuru 17-18 ₺ iken döviz alanlar, doların 14 ₺ seviyesinde olması nedeniyle dolarını bozdurmuyorlar. 
Gerekçeleri zarar ederiz. 
İlk bakışta haklılar. 
Örnek olarak, 18 ₺ den 1000 dolar aldılarsa 18.000 ₺ ödediler.
Bugün dolarını 14,80’den bozdurursa eline 14.800 ₺ geçecek.
Haliyle 3.200 ₺ zarardadır.

Oysa gerçek böyle olmayabilir.
Nasıl yani?
Birinci mudinin, dolarını 14,80 kur ile bozdurduğunu ve bir yıl kur garantili mevduat hesabına yatırdığını varsayalım.
Faiz oranını yıllık 0,14 kabul edelim
Vade sonunda faizi ile (14,800X14/100) =2.072+14.800= 16.872 ₺ alacaktır.
Vade sonunda kur 16,87’in altında olursa Merkez Bankası herhangi bir kur farkı ödemeyecektir. Kur örneğin 20,52 olursa, Merkez Bankası 20.520-16.872= 3.648 ₺ kur farkını ödeyecektir.

İkinci mudi, kur düşüklüğü nedeniyle dövizini bozdurmayıp beklerse ve örneğin bir ay sonra kur yeniden 18 ₺ olduğunda bozdurup, yine bir yıl vadeli kur garantili hesabına yatırırsa.
1000 dolar X 18=18.000 ₺
Vade sonunda 18.000X14/100= 2.520 ₺ faizi ile 20.520 ₺ alacaktır.
Vade sonunda kur 20,52’nin altında kalırsa Merkez Bankası bir fark ödemeyecektir.

Sadece faizi dikkate alırsak, her iki mudinin faiz oranı getirisi kur artışını karşılarsa, birinci mudinin vade sonunda 16.872 ₺ si olurken, ikinci mudinin vade sonunda 20.520 ₺ si olmaktadır.
Dolayısıyla ikinci mudinin dövizini bozdurmayıp, artmasını beklemesi mantıklı gibi görünmektedir.
Bu hesaplama, kur artışının, faiz tutarını aşmaması olasılığına dayanmaktadır. 
Birinci mudinin dönem sonu kuru 16,87 ₺ den hesaplanırken, ikinci mudinin kuru 20,52 ₺ den hesaplandı.

Şimdi birinci mudinin durumunu, ikinci durumdaki kurdan (20,52) hesaplayalım.

Vade başı kur 14,80 X 1000 dolar=14.800 ₺
Vade sonunda faizi ile 14.800 X14/100= 2.072+14.800= 16.872 ₺ alması gerekirken,
Vade sonu kuru 20,52 ₺ olduğunda 1.000 X 20,52= 20.520-16.872= 3.648 ₺ Merkez Bankasınca karşılanacak ve mudinin eline 20,520 ₺ geçecektir.

Üçüncü kişinin (buna mudi demeyelim) yıl sonuna kadar dolarını bozdurmadığını, beklediğini ve yıl sonunda kur 20,52 ₺ olunca bozdurduğunu farz edelim. Bu kişinin eline de 20.520 ₺ geçecektir.

Vade sonu kurunun yüksek olması durumunda (20,52₺), mudi açısından dönem başı kurunun 14,80 veya 18,00 olmasının hiçbir anlamı yoktur. Bu durumda her iki mudinin eline de 20.520’ şer ₺ geçecektir. Dolarını yıl sonuna kadar bozdurmayıp bekleyen kişinin de eline 20.520 ₺ geçecektir. 

Mudi açısından başlangıç kurunun yüksek veya düşük olmasının getirisi, vade sonu kuruna bağlıdır. Vade sonu kurunun yüksek olacağını bekleyenlerin, bugünkü kurun yükselmesini beklemeleri anlamsızdır. Vade sonu kuru düşük olacak diyorsanız yine beklemeniz anlamsızdır, bu sefer de elde edeceğiniz faiz farkından olursunuz.

Buradaki belirsizlik, vade sunu kuru ne olacaktır?

Gerek mudi açısından gerekse dolarını bozdurmayıp bekleyen kişi açısından sonuç olarak; vade sonu kurun yüksek olması halinde hiçbir fark olmayacak; mudiler sadece vade sonu kuru üzerinden dövizini erken bozdurmuş ve bir yıl boyunca döviz mevduatına sıfır faiz almış olacaktır. Sisteme giren mudinin kârlı olmasının tek şansı vade sonu kurunun, faiz gelirinin altında yani düşük olması halinde olacaktır ki, bu da sadece döviz mevduat hesaplarının bozdurulması olayının yanında, ekonomideki gelişmelere, enflasyona, dış etkenlere ve birçok değişkene bağlıdır.

Merkez Bankası Açısından:

Olaya Merkez Bankası açısından bakarsak;
Vade başı ve vade sonu arasındaki kur farkı, bankanın verdiği faiz tutarının altında kalırsa, Merkez Bankası başlangıç kuru ile döviz satın almış olacak ve vade sonu kuruna göre ₺ bazında kur farkı kârı veya geliri olduğu görülse bile, kasasındaki döviz tutarı değişmediği için herhangi bir kârı söz konusu olmayacaktır. 
Vade başı ve vade sonu arasındaki kur farkı, bankaların verdiği faiz tutarının üzerinde olursa, Merkez Bankası her ne kadar aradaki kur farkı giderini ödeyecek olsa da bu Merkez Bankası açısından bir zarar veya kayıp teşkil etmeyecektir. Çünkü; zaten kasasında var olan dövizi vade sonu kuru üzerinden satın almış olacaktır.

Merkez Bankası Kanunu’nun 61 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Bankanın aktif ve pasifinde bulunan dövizlerin, efektiflerin, yabancı para cinsinden varlık ve yükümlülükler ile altınların değerlemeye tabi tutulması sonucu banka lehine veya aleyhine oluşan farklar gelir veya gider olarak dikkate alınmamaktadır.
 
Merkez Bankası açısından sonuç olarak; vade sonu kuru ister yüksek olsun, isterse düşük olsun her hâlükârda bir kâr-zararı söz konusu olmayıp; işlem, o günkü kur üzerinden piyasadaki dövizin satın alınmış olmasından başka bir şey değildir.

Bankalar Açısından:

Bankalar açısından bakarsak; bu sistemde en kârlı çıkan bankalardır. Başlangıç kurunun düşük olması, döviz yükümlülüğünü ucuza kapattığı anlamına gelir. (Örneğin1000 doları olana 18.000 ₺ ödemesi gerekirken 14.800 ₺ ödeyerek döviz yükümlülüğünden kurtulmuş oldu.)  Öte yandan; döviz kurunun yüksek olması da banka açısından hiçbir şey ifade etmemektedir. Banka müşteriden aldığı dövizi Merkez Bankasına satarak ₺ cinsinden mevduatını aldı. Mudinin hesabına yatan ₺’nin 14.800 ₺ olması veya 18.000 ₺ olması banka açısından bir kayıp yaratmayacaktır. Vade sonu kurunun yüksek veya düşük olması da bankayı hiç etkilemeyecektir. Bankanın başlangıçta ödeyeceği faiz dışında hiçbir riski yoktur. Haliyle, bankalar piyasa faizinin altında bir faiz oranıyla mevduat toplamış olacaktır. Öte yandan; bir yandan döviz yükümlülüğünden kurtulan, diğer yandan düşük mevduat faizi sayesinde fonlama maliyeti ucuzlayan bankaların, verdikleri kredilere piyasa faizi uygulamaları, bankaları sistemin tek kârlı oyuncusu konumuna getirmiştir. Bu nedenle sistemden en kârlı çıkan tarafın bankalar olduğunu söyleyebiliriz. İsterseniz siz buna “faiz lobisi” de diyebilirsiniz.

Sonuç Olarak:

Bugünkü kurun yükselmesi, insanları bir an önce dövizini bozdurmaya sevk edecek, Merkez Bankasının ödeyeceği kur farkını da azaltacaktır. Öte yandan bankalardaki dövizin bozdurulması “kısmen” döviz kurunun düşmesine sebep olacaktır. Kurun düşük tutulması ise vatandaşın yukarıda açıkladığım çekincesi sebebiyle sistemden bekleneni vermeyecektir.

Bu durumda vatandaşlar, faizlerin enflasyon oranının altında olması sebebiyle dövize yönelmeye devam edecektir. Sistemin içinde taşıdığı çelişkiler başarı ihtimalini, yani kur istikrarı beklentisini zayıflatmaktadır. Sistemin yöneticisi her ne kadar Merkez Bankası olsa da esas oyuncu bankalardır ve sonuç bankaların her durumda kâr elde etme yeteneğine sahip olduğunu göstermektedir. 

Başlangıçta yani 21 Aralık’ta sadece bu tarih itibariyle bankalarda dövizi bulunan gerçek kişiler sadece bir kez bu sisteme geçebilecekleri belirlenmişken, daha sonra yapılan düzenlemelerle tüzel kişiler ve yurt dışında bulunan vatandaşların da bu sisteme geçebilmeleri kabul edilmiştir. Hatta ₺ mevduatı olanlar da kur korumalı mevduat sistemine kabul edilerek sistem iyice genişletilmiştir. Başlangıçta sadece bir kez bu sisteme girilirken, son yapılan düzenlemede yeniden bu sisteme devam edileceği de kabul edilmiştir. 

Bu sistemin en sakat ve kabul edilemez tarafı. Bankada dövizi veya ₺ si olan kişilerin elde edeceği mevduat faizinin, kur artışının altında kalması durumunda, kur artışı-faiz arasındaki farkın Hazineden karşılanmasıdır. 

İlk üç aylık dönem bitti ve bunun sonunda hazineden çıkan paranın 27.500.000.000 ₺ olduğu söyleniyor. 

Şu soruları sormak hem vatandaş hem de bir vergi mükellefi olarak bizim hakkımız değil mi?

Merkez Bankasının Politika faizini % 14’e düşürmesi ve orada tutması, kredi faizlerini düşürdü mü? (en düşük ihtiyaç kredi faizi yıllık % 27’dir. Yani, bankalar %14’le topladıkları mevduatı iki katı faizle satmaktadır.)
Bu düzenleme dövizdeki kur artışını durdurmuş mudur? 
Gelir vergisi yedi kazanç üzerinden alınmaktadır. Bunlar; ticari, zirai, serbest meslek kazançları, ücretler, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ve diğer kazanç ve iratlardır. Bu ayrıcalıkla menkul sermaye iradı sahiplerinin kazançlarından hem sıfır vergi alınmaktadır hem de kazançlarının döviz kuru altında kalmaması garanti edilerek aradaki farklar hazineden karşılanmaktadır.  Menkul sermaye iratları lehine olan bu durumu verginin adil ve dengeli dağılımı ile nasıl bağdaştırıyorsunuz?  Ücretliler başta olmak üzere diğer tüm gelir unsurları kur artışları altında ezilirken, neden sadece menkul sermaye iradı sahipleri kur artışı karşısında korunmaktadır? 
Politika faizini düşük tutarak, bankaların ödemesi gereken faizin hazine tarafından karşılanmasının bir mantığı var mıdır? Mademki, serbest ekonomi sistemini kabul etmişiz o zaman piyasa tarafından belirlenecek olan faize neden müdahale edilerek, zorla düşük tutularak bankanın maliyetini hazine üstlenmektedir? 
Son soru: Hazine, kur korumalı sisteme geçen kişilerin mevduatlatını mı korumaktadır, yoksa bankanın ödeyeceği faizi mi üstlenmektedir. Hangisi?... 
Son Söz: Kur Korumalı Mevduat Sisteminin tek kazananı bankalar ve parası olanlardır.  

             A. Uğur GÖKALP
                 24.03.2022
 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE