SAVAŞ
SAVAŞ
İnsanoğlu tek başına doğa ile başa çıkmayınca birlikte hareket etmeye başlamıştır.
Arılar, termitler ve karıncalar doğal olarak toplumsal hayvanlardır. Bunlarda üstün konumda olan hayvanın, örneğin kraliçe arının, kişisel hırsları için kendi topluluğunu yıkıma götürmesi, türünün evrimini bozacak şekilde hareket etmesi söz konusu olamaz. Zira doğası onu, tüm arılar topluluğunun ortak yararı için hareket etmeye güdülemiştir.
Ancak; kendi içinde bir düzene sahip olan arı kolonisi, dışarıdan gelen yabancı saldırılara karşı kendini korumak için harekete geçer.
Ya insan?..
İnsan, doğal olarak toplumsal değildir. İnsan, kendi yararını aramak üzere güdülenmiştir. İnsanın birlikte hareket etmesini sağlayan şey, akıldır.
İşte bu yüzden insanın toplumsal olarak bir arada yaşayabilmesi için yönetenler başta olmak üzere herkesin yasalar ile toplumun ortak yararına hareket etmeye yönlendirilmesi ve başkalarına zarar verecek güdülerinin dizginlenmesi şarttır.
Bu olmadığında, yönetenler de insan olarak kendi doğaları gereği toplumun ortak yararını değil, sadece kendilerinin veya mensubu oldukları küçük bir azınlığın bencil çıkarlarını önceleyecekler, bu nedenle yönetimleri altındaki insanları da bu doğrultuda hareket etmeye yönlendireceklerdir.
İnsan özelliklerinin kötüye kullanılması devlet düzeni ile engellenmedikçe de bu şekilde kötüye kullanılması kaçınılmaz olacaktır.
Yönetenlerin verdikleri emirler sonucunda insanlara, doğaya ve topluma verecekleri zararlar nedeniyle, daha büyük bir zarara uğrama korkusu duymalarını sağlayacak bir devlet ve hukuk sistemi kurulmadıkça, insanlığın yıkımdan korunması mümkün olamayacaktır.
Bu hukuk düzenini kuran, devlet olabilmiş bir toplum, kendi iç işlerinde huzurlu yaşama hakkını sağlar; yeterli midir?
Devlet dediğimiz aygıt için bu sağlansa bile, bu sefer devletler arasında bir hukuk sistemi kurulmadıkça, devletlerin bencil çıkarları ve üstünlük sağlama güdüleri öne çıkar; işte bu yüzden dünya üzerinde savaşlar hiç bir zaman bitmemiştir, bitmeyecektir...
Peki; "dünyanın tek süper gücü benim, ben istediğimi yaparım" diyen bir ülke ve ona bağlı bir NATO var iken ve sürekli genişleme politikası, emperyalist istekleri devam ederken, bu barış düzeni nasıl sağlanabilir?
Varşova Paktı varken ve 1999 yılına kadar NATO’nun 16 üyesi vardı; bugün 30 üyesi var. Ortada bir "Sovyet" tehdidi kalmamışken, NATO neden genişlemeye devam etti ve hâlâ devam ediyor?
1999 yılından sonra;
ÇEK CUMHURİYETİ (1999)
MACARİSTAN (1999)
POLONYA (1999)
BULGARİSTAN (2004)
ESTONYA (2004)
LETONYA (2004)
LİTVANYA (2004)
ROMANYA (2004)
SLOVAKYA (2004)
SLOVENYA (2004)
ARNAVUTLUK (2009)
HIRVATİSTAN (2009)
KARADAǦ (2017)
KUZEY MAKEDONYA (2020)
NATO’ya niye girdi?..
Bunları NATO'ya alıp, bunlara kimler hangi silahları sattı?...
NATO’nun nihai amacı nedir?
Dünyanın bütün ülkeleri NATO üyesi olursa, ne olacaktır?...
Akıl almaz silahlanma yarışı nereye kadar devam edecek?...
Bu silahlanma yarışı, barışı sağlamak için yapılıyor, denebilir mi?
Yetersiz ama yine de bir güç olan Birleşmiş Milletler ve onun kararı olmadan Irak'a giren güç kimdi?
Birleşmiş Milletleri hiçe sayarak Ortadoğu'yu kana boyayan devletlere ne gibi bir yaptırım geldi?..
Ey Batı!.. Neden o zaman bu gücün arkasında durdun ve hatta destekleyip, katkı sundun?
Şimdi bu sahte barış isteklerinize, savaş karşıtlığı söylemlerinize nasıl inanalım...
Benim çıkardığım savaş iyidir, başkasının çıkardığı savaşa lanet olsun. Olur mu?
Son söz: Savaş kötüdür, savaşa sebep olanlar daha kötüdür. Her savaş cinayettir.
"Yurtta sulh, cihanda sulh..."
A. Uğur GÖKALP
26.02.2022

Yorumlar
Yorum Gönder