Doğum Günü Sürprizi

Doğum günü sürprizi

Önce bir şiir ile başladı her şey, şiir çocukluğumu yaşadığım o güzel ve şirin ilçe Kemah üzerineydi. Nüfusu hiç bir zaman 3500 ü geçmeyen, herkesin birbirini tanıdığı, birçoğunun uzaktan yakından akraba olduğu, doğasıyla, tarihiyle, temiz havası, suyu ile meşhurrrr Kemah !!!

Kemah Karasu Nehrini (biz Fırat deriz) kuzeyden Kömür Çayı, güneyden Tanasur Deresi'nin kestiği vadide, dik yamaçlarla, geçit vermeyen engebeli araziye sıkışmış, halkı tarım ve hayvancılık ile geçinen, üretimi ancak kendine yeten,  küçük bir ilçe... 
Geçim zor, arazi kıt.  
Cumhuriyetten önce yolun, izin olmadığı dönemlerde, Kemahlılar kağnılarla 2-3 ayda Trabzon'a buradan da gemilerle İstanbul'a giderlermiş… Bu yolculuğun 4 ay sürdüğünü anlatırdı babaannem.
Cumhuriyet döneminde, önce demiryolu, sonra karayolu yapımı Kemah'tan göçü hızlandırmış... 1960’lı yıllarda Almanya'ya da göç başlayınca, sanayisi ve ticareti yetersiz olan ilçede, askere giden gelmemiş, okuyan gitmiş, küçülmüş de küçülmüş Kemah.                                                  
En topalımızın Bağdat'a gittiği söylenir; gerisini siz düşünün gayri... Ben Trabzon' a kadar gidenlerdenim.                                       
Yaşadığımız o çocukluk yılları o kadar güzeldi ki, bu nedenle kendimi çok şanslı sayıyorum. Tek kanallı televizyonun olduğu yıllarda HEIDI diye bir masal-çizgi film vardı, hatırlayınız?                                    
Hani, Alp Dağları'nın eteklerinde dedesiyle birlikte yaşayan küçük bir kız ve küçük beyaz keçisi. Heidi’nin maceraları bizim çocukluk maceralarımızın yanında inanın hiç kalır.                          
İşte bu güzel ilçede dolu dolu geçen 15 yıl... çocukluğum, gençliğim...
Her türlü meyvenin ve sebzenin yetiştiği, ağaçlar ve yeşilliklerle dolu bahçeler, kocaman kocaman dut ve ceviz ağaçları, ağaçlara kurulan salıncaklar, çeşit çeşit elmalar, armutlar, kirazlar, şeftaliler, üzümler neler neler... 

Yoğun ve yorgun geçen yaz aylarından sonra, eksi 30’ları bulan, suların, çeşmelerin donduğu, yağan karın yer yer yarım metreyi bulduğu, soğuk, uzun kış ayları…    
                                                          
Yıllar önce yalnız kaldığım bir akşam bunları düşünürken, bir de baktım ki  Kemah’tan çıkalı 30 yıl olmuş...
Kemahım
Kemah'tan çıkalı otuz yıl olmuş,      
Sılada geçen günlerim hani? 
Ağarmış saçlarım bembeyaz olmuş,
Çocukluk yıllarım gençliğim hani? 

diye başlayan ve Kemah’ı anlatan dokuz kıta bir şiir yazdım. 

Çok beğenilen bu şiirden sonra, yine zaman zaman çocukluğumu ve Kemah'ı anlatan kendimce kısa öyküler hikayeler yazdım. Bunları çalakalem yazdığım eleştiriler, fece yazdığım yazılar takip etti.  
Bu yazıları derleyip toparlamak bir kitap haline getirmek inanın hiç aklımın ucundan bile geçmedi, buna cesaret dahi edemezdim.  
Yaş günümden iki ay öncesinden benden gizlice başlayan hummalı bir çalışmayla bir araya getirilen, mizanpajı, eşim, kızım ve oğlum tarafından yapılan, kapağında yine eşimin yaptığı suluboya resmimin yer aldığı “Kemah’tan Çıkalı Elli Yıl Oldu” adlı bir kitap olarak bana doğum günü sürprizi olarak verilmesi beni ziyadesiyle sevindirdi ve mutlu etti.                         
Tüm bunların 154 sayfa olduğuna ben de inanamadım.                  
Pastaya dikilen mumları üfleyip, pastayı kestikten sonra, “bu da hediyen, babacım” diye kızım paketi uzattı.                         
Hediyemi alınca, gözlerim nemlendi, sesim çatallaştı. 
Böylece “haberi olmadan kitap yazan adam” olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na adayım. Buradan seçilemezsem, “kitabı yok satanlar” dan adayım; çünkü bu kitaptan beş adet basılmış olup, isteseniz de kitapçılarda bulamazsınız, boşuna aramayın.  
Canlarım size gelince çok çok teşekkürler... İyi ki varsınız... Bu gidişle beni yazar yapacaksınız...
A.Uğur GÖKALP
18.09.2017

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE