TÜRK HAVA KURUMU
“Türk Hava Kurumu (THK), Türkiye'de havacılık sanayisini kurmak; askerî, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak için 16 Şubat 1925'te Mustafa Kemal Paşa'nın emri ile kurulmuş bir dernektir. Atatürk'ün işareti ile kurulduğunda Cevat Abbas Gürer kurucu ve başkan idi ve dernek "Türk Tayyare Cemiyeti" adını taşımaktaydı; 1935 yılında "Türk Hava Kurumu" adını aldı.
THK, Türkiye'nin "Havacılık Federasyonu" yetkisini taşır. 5 Ağustos 1925 tarihinden itibaren 'kamu yararına çalışan dernek' statüsündedir. Merkezi Ankara’dadır. Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu THK’nın manevi koruyucularındandır. Cumhurbaşkanı, Kuvvet Komutanları, Ankara Valisi doğal üyeleri arasında bulunmaktadır.
Kurum, üye aidatları; kurban derisi, fitre, zekat toplama faaliyetleri; pul satışı; kurum işletmelerinin etkinlikleri, gibi kaynaklardan gelir elde eder.”
Evet böyle yazıyor wikipedia sayfasında.
Benim, THK ile tanışmam ise taa..ilkokul yıllarına uzanır. Her ramazan ayında öğretmenimizin dağıttığı üzerinde seri numarası ve THK amblemi olan sarı zarflardan tanışırız THK ile… Herkese vermezdi o sarı zarfları öğretmenimiz; seçerdi içimizden beş on kişi onlara verirdi. Sarı zarfı özenle defterimin arasında saklar, akşam babama verirdim. Babamın verdiği 2,5 lirayı zarfa koyar kapağını yapıştırdıktan sonra adımı, sınıfımı, numaramı yazar ertesi gün öğretmenime teslim ederdim. Her sene kestiğimiz kurbanın derisini bolca tuzlayıp katladıktan sonra mutlaka THK yetkilisine makbuz karşılığı teslim ederdik. Tam yılını hatırlamıyorum ama 75’li yıllar Ankara’da üniversitedeyim; Kurban Bayramı için memlekete geldim. Birisi teyzeme ait, biri bize ait iki kurbanımız var, kesilecek. Arife günü babama “ kurban derilerini ne yapacaksın?” diye sordum. “Camimizin imamına söz verdim, ona vereceğim” dedi. “İkisini de mi?” diye sordum. “Evet ikisini de” dedi. Oysa ben ikisini de THK ya verme taraftarıyım, babamı üzmemek için “madem söz verdin birisini ver, ama öbürünü de THK ya verelim” dedim. Babam cevap vermedi, konuşmamız sonuca bağlanmadan böylece bitti.
Bayram günü, bayram namazı sonrası koçları bahçeye çıkardık; biraz sonra kurbanları kesecek olan kasap da geldi. Birinci bitti, daha ikinciye yeni başlamışken, bahçe duvarından atlayarak birinin geldiğini gördüm. Selamlaşma faslından sonra adamın caminin imamı olduğunu anladım. Hazırlanmış, katlanmış olan deriyi yanında getirdiği çuvala koydu. İkincisini bekliyor. “Bu kadar hoca efendi, ikincisi bizim” dedim. Camiye yardım, kuran kursuna yardım muhabbetine başlayınca. “Bak hoca efendi, kurban benim kurbanım olsaydı onu da vermezdim. Ama babam söz vermiş bir şey diyemedim. Bir tanesini aldın, bu yeter, ikincisini vermeyeceğim, bekleme lütfen” dedim. İkinci kurbanın derisi tuzlanmış, sarılmış bir şekilde birkaç gün evde bekledi. THK dan gelen giden yok. Babam benim bu tutumuma sitemle “camiye vermedin, bak kaç gündür bekliyor, deri bozulacak” dedi. “Baba sen bunun camiye gittiğini mi zannediyorsun, bunların nereye gittiği belli değil, cami diye alıp başka işlerde kullanıyorlar, hem ben yarın götürüp THK yetkilisine teslim edeceğim, sen merak etme” dedim ve ikinci gün THK için derileri toplayan yetkiliyi buldum ve makbuz karşılığı deriyi teslim ederek makbuzunu akşam babama verdim.
THK kurban derilerini toplamada tek yetkili kurumdu. Sonraki yıllarda yönetmelikte değişiklik yaparak THK topladığı derilerden elde ettiği geliri birkaç kurum arasında paylaştırdılar; toplama işini THK yapacak, ancak geliri paylaşılacaktı. 1993 yılından sonra da deri toplama işini serbest bıraktılar. İşin içine cemaat ve tarikatlar da girdi ve Türk Hava Kurumunun en büyük gelir kaynağı kesilmiş oldu; o yıllarda 19 uçağı olan THK nın elinde bugün için uçacak uçağının olmadığı söyleniyor.
1975 den bu güne 46 yıl, her yıl bir uçak alınsa bugün THK nın elinde 65 uçağı olacaktı.
Yüreğimiz yanıyor, acımız büyük, komşu ülkelerden kiraladığımız uçakların gelmesini bekliyoruz; bu arada ülke cayır cayır yanıyor ve hiçbir şey yapamıyoruz. Cübbeli ise aklımızla alay ediyor “tekbir getirin, yangınlar söner” diyor. Yıllardır bu milletin fitresini, zekatını, kurbanını topladın ey cübbeli! Hadi sen tekbir getir de sönsün bu yangın…
Sen ne yaptın? Uçak yapmamız lazım, "İstikbal Göklerdedir" diyen adamı dinlemedin, tekbir getirin diyen adamı dinledin, onun peşinden gittin ve o bugün sana ne diyor “tekbir getir, yangın söner” diyor. Hala ona inanmaya devam mı edeceksin? Onun peşinden gitmeye devam mı edeceksin? Üzülerek söylemek zorundayım. Gözyaşlarıyla bu yangın sönmez…
Gelelim kim yaktı bu ormanları? Sorusuna…
Hiç kimseyi suçlamayın bunun için; yanlış yapıldığında sessiz kaldık hepimiz. Yanlışa dur demedik, diyemedik. Özelleştirme adı altında ülkenin bütün kurumları haraç mezat satıldığı gün, hiç kimse sesini çıkarmadı. THK’ nın elinden kurban derilerini toplama işi alındığında da kimse sesini çıkarmadı. Önce itibarsız hale getiriliyor, sonra borçlandırılıyor, sonra zarar etti diye varlıkları satışa çıkarılıyor. Aynı oyun THK için de oynandı. 18 Ağustos’ta THK’nın 44 taşımaz varlığı satılıyor, haberin var mı? 1200 ün üzerinde taşınmaz varlığı olduğu söyleniyor THK’nın. Bizim harçlıklarımızla fitre ve kurban derileriyle edinilen varlıklar haraç mezat satılıyor. Ve bunu yapanlara hiçbir şey demeden desteklemeye devam ediyorsun, iyi yaptı, güzel yaptı diye; şimdi göz yaşları bu yangını söndürmeye yetmiyor, yeter mi?
Büyük usta Nazım la bitirelim yazıyı.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan
İçindeysek eğer
ve hala şarabımızı vermek için
üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
--demeğe de dilim varmıyor ama--
kabahatın çoğu senin, canım
kardeşim!
A. Uğur GÖKALP
01.08.2021
Yorumlar
Yorum Gönder