İYİ BAYRAMLAR


Bu güzel bayram gününde kimsenin moralini bozmak niyetinde değilim; ancak okuduklarımı ve gözlemlerimi de sizerle paylaşmak isterim. Öncelikle Soner Yalçın'ın "Saklı Seçilmişler" kitabından başlayayım. Bu kitabı alalı neredeyse altı ay oldu, bugün yarın derken okuma sırası uzayınca, tatile gelirken yanıma aldım. Kitabı okudukça dehşete düştüm. İtiraf etmeliyim ki, burada anlatılanların bir çoğunu biliyordum, ama bu kadar da olduğunu bilmiyordum. Eğer bu kitapta yazanların % 10 u doğru ise ( ki ben hepsinin doğru olduğuna inanıyorum) vay halimize ki, vay halimize... 
Bir gıda terörüyle karşı karşıyayız ki sormayın. Kitabı mutlaka okuyanlarınız olmuştur. Okumayanlara tavsiye edilir...

Gelelim gördüklerime, tatile geleli yaklaşık bir ay oldu ve çalışırken yapamadığımız yürüyüşleri hiç olmazsa tatilde yapalım diye her sabah bir saatlik yürüyüşümü hiç aksatmadım. Yürüyüş yolu üzerinde bir zeytin bahçesi, zeytin ağaçlarına bağlanmış üç adet tosun, renk ve ırklarına bakınca, yerli ırklardan olmadığı çok açık, belliki besi için ithal edilmiş danalardan; hem çok temizler hem de çok güzel bakılmışlar, oldukça besililer. Her biri 400-500 kg gelir gibi. İlk günler ya ne kadar güzel bakımlı hayvanlar dedim. Hatta 20-25 yaşlarında olan bakıcıya aferin çok güzel bakmışsın dedim. Sonraları kitabın da etkisiyle bir başka gözle izlemeye başladım. Oda ne, ortada hayvanların yiyeceği bir demet ot yok. Hay Allah! Bunlar ne yiyor diye, daha çok merak ettim. Her sabah bakıcı genç, külüstür bir motorsikletle geliyor, hayvanların önlerindeki kaba, birkaç ölçek yem koyuyor, hayvanlar bunlarla besleniyor. Besici günde üç defa bahçeye gelip aynı ölçekle yemleri doldurup gidiyor. Bir ay boyunca bu hayvanlar bir tutam ot yemedi. Önde olanın zeytin ağacının kabuklarını kemirdiğini görünce içim bir daha sızladı. Hayvan ot arıyor, ama yok, yasak. Etraflarına baktım, hiç gübre görünmüyor. İçimden olamaz böyle bir şey, dedim; anlayacağınız nasıl bir yem ise sindirim sisteminden geçip dışkı yoluyla dışarıya atılmadan doğrudan ete dönüşüyor. Ya da çok azı dışkı olarak atılıyor. İster inanın ister inanmayın! Olay aynen böyleydi. Soner Yalçın'ın kitabını daha dikkatle okumaya başladım. Dehşetengiz bilgiler var kitapta. Vay halimize ki vay... Yine aynı yol üzerinde birkaç ineği olan başka biri ise haftada bir kamyonetle ot getirip ineklerine yediriyor. Ona bir balya ot kaç lira diye sordum. 22,50 ₺ dedi, bir inek bunu kaç günde yer dedim. Üç inek günde bir balya yer dedi. Sanıyorum ot, yemden daha ucuzdur, ama besicinin ot yedirmeyip yem yedirmesini şimdi anladınız. Boğanın sürekli kilo alması, et yapması lazım. Bugün Kurban Bayramının birinci günü, yine sabah yürüyüşümüz aynı güzergah üzerindeyiz. İlk baktığım besicinin bahçesi oldu. Her üç ağacın altı da boştu. Boğalar gitmişti!...
Bu hayvanların ne yediğini merak mı ediyorsunuz? 
Kitabı okuyun derim...
Bayramınız kutlu olsun...
A Uğur GÖKALP
21.08.2018

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE