Pazar Yürüyüşü, İki Polis, Bir Çiçek ve Bir Kadın

Her gün yürüyormuş gibi pazar günü yürüyeceğim tuttu ve sabah dokuzda eşofmanlarımı giydim dışarı çıktım. 
Sitenin alt tarafında, resimde göründüğü gibi gidişli gelişli, kestane ve çam ağaçları arasında 800 m'lik bir yürüyüş yolu... Daha yolun yarısına ancak geldim. Günlerden pazar olduğu için sokağa çıkma yasağı varmış; yolda benden başka kimse yok. Ağır ağır adımlarla, dalgın dalgın yürüyorum. Yolun karşı tarafından gelen iki kişinin de farkında değilim. 
Tam yanıma gelince, 
"Günaydın beyefendi" dediler, döndüm ve ben de "günaydın" dedim. 
O anda fark ettim. Karşımda iki tane polis vardı. 
"Bugün sokağa çıkmak yasak" dedi biri. "İyi de burası sitenin bahçesi, açık hava; üstelik burası sokak değil, yürüme yolu."  
"Olsun" dedi. 
Öteki "Sokağa değil, dışarı çıkma yasağı var; nereye gidiyorsun?" dedi...
"Yahu!.. Nereye gideyim, yürüyorum işte!..." diyemedim tabi. 
"Bakkala gidiyorum" dedim. 
"Maskenizi niye takmadınız?" dedi. 
İçimden, ya sabır, diyerek "Burası açık hava, üstelik benden başka kimse de yok." dedim. 
"Olsun, yine de takmanız lazım" dedi.
"Lebaleb kongreler yapılırken neredeydiniz?" diyemedim tabi. 
Baktım onlar iki kişi. Hem benden gençler, hem de daha iriler. Tırstım haliyle, içimden uzatmanın alemi yok; ikisi birden çullansa aynı anda derdest eder, ters kelepçeyle kendimi karakolda bulabilirim diye düşündüm. Olmayan şeyler değildi bunlar. Bir anda  film şeridi gibi bunlar geçti aklımdan ve "tamam tamam siz  haklısınız" dedim ve açık havada maskemi taktım ve devam ettim. 
Yahu arkadaş! Koskoca Ankara'da bula bula burayı mı buldunuz? 
Bu nasıl denetim, sizi buraya kim gönderiyor? Bu nasıl iş bölümü böyle... O kadar bulvar, cadde ve sokak varken? Akıl almaz bir şey!...  
İçimden söylenerek devam ettim... Yalancı çıkmamak için haliyle bakkala uğrayıp iki simit aldım. Sitenin arka taraflarından kimselere görünmeden yürüyorum. Ağaçların arasından mis gibi leylak kokuları geliyordu. Dayanamadım, gördüğünüz gibi iki dal koparttım, polisleri unutarak neşeli bir şekilde eve dönüyorum. Ben yaşlarda bir bayan banka oturmuş elinde kitap, güya okuyor gibi... Gözüyle beni takip ediyor, dikkatli dikkatli süzüyor. Yaklaşınca, ben de  güler yüzle ve de iyi niyetle "günaydın" dedim. Önce cevap vermedi, sonra "Bu çiçekleri neden kopardınız?" dedi.... 
Hayda!.. Çattık, dedim içimden...
 "Sevgilime götürüyorum, onun için koparttım." dedim. 
"Her geçen bir çiçek kopartırsa orda çiçek kalmaz." dedi.
"Siz hiç çiçek kopardınız mı?" dedim.
"Ben çiçekçiden çiçek alırım" dedi.
"Hııı, anladım, siz kopartmıyorsunuz, başkasının koparttığı çiçekleri alıyorsunuz."
Konuşma burada bitti...
Sonra eve geldim, biraz sonra arkadaşım İbrahim aradı; kendisi Angora sitesinde oturuyor, sitelerinin yan tarafında büyükçe bir koruluk var...
"Gel de yürüyelim, ormanda gezelim" dedi.
Ben de güldüm!..
"Oğlum İbrahim, ben şimdi oraya gelirsem ormanda mutlaka karşıma bir ayı çıkar, iyisi mi senin başını da belaya sokmayım, beni bırak, sen kendi başına yürü... " dedim...
A. Uğur GÖKALP
15 Mayıs 2021

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kızılcık Ağacı

IV- YURDUM HALLERİ

UĞUR BÖCEĞİNİN HİKAYESİ

BİRAZ DA DEVELERİ YOLSANIZ OLMAZ MI?

Küçük Kurşun Kalem

ÇİFTÇİ

MALİYECİLER ÜVEY EVLAT MI?

YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ...

ÇANAKKALE